29 05 2007

SOSYOLOJİK KURAMLAR-2 MAX WEBER

WEBER  ve YORUMLAYICI (ANLAYICI) SOSYOLOJİ:

 

1864-1920 yılları  arasında yaşayan ünlü Alman düşünürü ve sosyoloğu  Max Weber, sosyolojiye önemli katkılar sağlamış,bir bilim olarak sosyolojinin genel kavramsal çerçevesini çizmiş ve tutarlı bir sosyal bilimler felsefesi geliştirmiştir. Çalışmaları daha hala sosyolojinin birçok ilgi alanına ışık tutan Weber,modern toplumun temel özelliklerini  sağlam bir biçimde tespit edip ortaya koymuş, tüm büyük dünya dinlerini, antik toplumları,iktisadi tarihi, hukuk ve müzik sosyolojisini  ve daha birçok alanı kapsayan bir dizi araştırmaları kaleme almıştır. Bu özelliklerinden dolayı Weber,Durkheim ile birlikte modern sosyolojinin kurucularından kabul edilir.Bu iki sosyolog içinde Weber’in çalışmaları çok daha karmaşık, anlaşılması güç ve iddialıdır.

 

Sosyolojini yöntem ve felsefi analizlerinde Neo-Kantçı bir bakış açısını benimseyen Weber önemli ölçüde Marx’ın da etkisinde kalmıştır. Fakat Weber’in akıl hocaları  gerçekte çok zengindir.Örneğin Marxizm’in Kapitalizm ile ilgili çözümlemelerine alternatif olarak getirdiği Protestan Ahlakı tezini oluştururken önemli ölçüde W. Sombart ile  G. Simmel’in geliştirdiği kapitalizm ve para kuramlarını temel almıştır.

 

      Weber her şeyden önce sosyolojinin insan davranışlarıyla ilgili olarak, doğa bilimlerininkine benzer genel geçer yasalara ulaşamayacağını, insan toplumları söz konusu olduğunda evrim niteliği taşıyan bir gelişmeyi doğrulayıp temellendiremeyeceğini öne sürmüştür.(1) Bu  çerçeve içinde öncelikle pozitivizme karşı tavır alan  Weber’in sosyolojisini, büyük oranda  sınıf çatışmalarının toplumun gelişmesinde temel dinamik süreci biçimlendirdiği şeklindeki Marxist genellemeye hücumun oluşturduğu söylenebilir.(2)Yani Weber’in sosyolojisi ,bir yandan evrimci pozitivizme ve diğer yandan da dogmatik Marxizm’e tepki olarak ortaya çıkmıştır.

 

            Weber’in tanımına göre,Marxizm ekonomik bir determinizm biçimi;düşünce tarzları ile ekonomik çıkarlar arasında kesin bir işlevsel ilişki bulunduğu savını ileri süren bir teoriydi:fikirler ister dinsel ister ekonomik olsun, özerkliğin izinin bile görülmediği basit gölge fenomenlerdi. Weber, Marxizmin bilgiyi ideoloji olarak,sınıfsal ve ekonomik çıkarların bilinçteki yansıması olarak tanımladığını düşünüyordu:Kavramlar,bir yandan sosyalizmin ve komünizmin tarihsel kaçınılmazlığına giden yolu işaret ederken,öbür yandan bu nesnel gerçekliği yeniden ürettikleri kadarıyla bilimseldi. Şu halde toplum da bütünüyle üretim tarzının ve gelişme yasalarının egemen olduğu bir sistemdi.İnsan özneler kurucu bir rol oynamadıkları gibi,tarihsel evrim geçiren bir bütünün pasif nesneleriydi.(3)

 

Max Weber toplumsal    yaşamın anlaşılmasında etkisi altında kaldığı Marx’tan toplumsal sınıfların analizinde de ayrılmaktadır. Ona göre sınıf,sadece iktisadi düzen içinde geçerli olan düzenin bir bölümüdür. Marx için sınıf,topluluğun şeklini veren toplum analizinin temel ölçütüdür. Weber için ise sınıf topluluk içinde gelişebilecek birkaç grup tipinin yalnızca biridir.Weber, insan ilişkilerini belirleyen nedenlerin yalnızca ekonomik çıkarlar olmadığı ve insanları birbirine bağlayan gerçek bağların da ekonomik kökenli olmadığı görüşleriyle Marx’tan ayrılır.Bu yaklaşımıyla Weber tarihin materyalist açıklamasını reddetmektedir.Sınıf çatışmalarına Marx’ın verdiği önemi vermemektedir.Ona göre ekonomik gerçekler önemli fakat bununla birlikte fikir ve değerler daha da önemlidir.

 

Weber’in Yorumlayıcı Sosyoloji anlayışı:

 

     Weber çalışmalarında bir noktayı özellikle vurgulamıştır. O da sosyolojinin yalnızca eyleme ilişkin  öznel bir yorum olmadığı ve sosyologların yalnızca toplumsal  dinamiklerin birbirlerini nasıl etkilediğini değil;aynı zamanda toplumsal olayların insanlar için taşıdığı  anlamları  da  araştırmaları gerektiğidir.Örneğin dünya  insanlar için ne ifade etmektedir, insanlar dünyayı nasıl tanımlamaktadır, çalışanlar için bürokrasi ne anlama gelmektedir..Bu anlayış doğrultusunda Weber anlam üzerinde durur ve yorumlu anlamanın önemine değinir.

 

 

 

            Max Weber sosyolojiyi şöyle tanımlamaktadır:

“Sosyal eylemin gerek yerine getirilmesinin gerek etkilerinin nedensel açıklamasını  vermek amacıyla, sosyal eylemin yorumlayıcı anlaşılmasına yönelen bir bilimdir... Eylem sosyaldir  zira eylemde bulunan birey (veya bireyler)ona öznel bir anlam yakıştırırlar ve başkalarının davranışını dikkate alırlar.”(4)

 

 

Yukarıdaki tanımından da anlaşılacağı gibi  Weber’in sosyolojik yaklaşımına göre sosyoloji  kavrayıcı olmalı yani toplumsal davranışların anlamını kavramalı,toplumsal yaşamın değişik alanlardaki nedensel ilişkisini araştırmalı ve anlamalıdır. Örneğin dinin toplumsal olayları (ve özellikle de ekonomiyi) nasıl etkilediği, bürokrasinin toplumu nasıl ve hangi ölçüde şekillendirdiği gibi.Bu şekilde bireylerin toplumsal eylemleri ve bunların içerdiği anlamlar üzerine kurulu bir sosyoloji anlayışını benimseyen Weber,davranışların perde arkasını kültürel öğelere bağlamak suretiyle psikolojiyle sosyolojiyi bileştirmek ister gibidir.

 

Weber yukarıdaki tanımında bahsettiği “yorumlayıcı anlama” ya açıklayıcı (veya güdüsel) anlama ve gözlemsel (veya doğrudan)  anlama arasında bir ayrım yapmak suretiyle  varmaktadır.Örneğin birisi 2x2=4 gibi bir önerme  yazdığında biz bunun anlamını hiç düşünmeden doğrudan gördüğümüz gibi algılar ve anlarız.Aynı şekilde sinirli bir insanı da doğrudan gözlemleyerek sinirli olduğunu anlayabiliriz.Fakat açıklayıcı anlama bu doğrudan anlaşılan eylemin arkasındaki güdülerin bilgisiyle ilgilidir.Weber’in güdüden anladığı,eylemde bulunan aktöre ve onu gözlemleyene, yapılan eylem konusunda yeterli bir açıklama sağlayan  öznel bir anlamdır.Örneğin, az önceki örnekte birinin 2x2=4 yazmasına ilişkin açıklayıcı anlamaya sahip olmamız demek,bizim o anki koşularda o kişinin o eylemde bulunmasının kesin olarak nedenini anlamamız demektir.Bununla birlikte Weber birçok makul görünen güdüsel hipotezin daha sonra reddedildiğini söyler.Çünkü güdüsel açıklama bizim kişisel tecrübelerimiz,alışkanlıklarımız,önyargılarımız ve algılama tarzımıza göre bir anlama sahiptir.Weber anlam düzeyinde yeterli olma talebinin karşılanabilmesi için güdüsel örüntünün  rasyonel olduğunun gösterilebilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.Weber rasyonel eylem hakkında iki önemli örnek verir:Birincisi mantıksal (veya matematiksel) bir tezin ileri sürülmesi örneğidir.Burada sonucun öncüllerin tümdengelimsel bir metodla çıkarsandığını görürüz.İkincisi de belirli bir hedefe ulaşmada en etkin aracın seçimiyle ilgili olan eylemdir.Her iki olayda da rasyonel anlamaya sahip olduğumuz söylenebilir.

 

Weber bu metodolojik yaklaşımı ile Kapitalizmin ortaya çıkışını da açıklamıştır.”Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde dinsel değerlerin  toplumsal gelişmedeki rolünü göstermiştir.Ona göre Kapitalizmi doğuran tek neden sosyal sınıflar arasındaki ilişki değildir.16. ve 17. Yüzyıl Avrupa’sında kapitalizmin ortaya çıkışı  maddi koşullara ek olarak bir değer ve tutumlar dizisinin de etkisinde olmuştur.Weber aynı zamanda Protestan Ahlakı’nın kaynağının Kalvinist teoloji olduğunu saptamış  ve Calvin’in Asetizm öğretisini çözümlemeye çalışmıştır.Buna göre Kalvinist teolojide üç önemli öğe göze çarpmaktadır:Birincisi;insanın aziz olup olmaması Tanrının bileceği bir iştir ve insanın kaderinde yoksa artık o kimse kendi gayreti ile bir iş başaramaz.İkincisi ;insan Tanrının yeryüzündeki krallığını kurup zaferini artırmak için yeryüzüne indirilmiştir.Üçüncüsü de;insanın ilahi merhamete mazhar olmadığı sürece doğa ve bedenin günah ve ölüm demek olduğuna inanmaktır.Kısaca Asetizm öğretisine göre öte dünyaya yönelik eylemlerin önemi  ortadan kalkmaktadır.Bu anlayış doğrultusunda Asetizm öğretisi içinde şöyle bir anlayış ortaya çıkmıştır:

 

 

 

Tanrının sevdiği bir kul olmak için şunlara dikkat etmek gerekir:

1.En büyük günah veya insan onuruna yakışmayan en büyük davranış,insanın vaktini boşa harcamasıdır;aylak aylak dolaşmasıdır.İnsanın durmadan çalışması ve üretmesi gerekmektedir.

2.İnsan ürettiklerini har vurup harman savurmamalıdır.İnsan çok basit ve sade bir yaşam geçirmelidir.Böylece insan, tüketimden arta kalanı tasarruf etmelidir.

3.Tasarruflar yatırıma dönüştürülmelidir.(5)

 

Weber’e göre Asetizmin bu öğretilerini  birleştirince müteşebbis tanımı ortaya çıkmaktadır.Protestan ahlakını, Asetizm öğretisini benimseyen toplumlar,hızlı bir gelişme içine girmişlerdir.Almanya’da katolik ve protestan mezheplerini kabul eden bölgeler karşılaştırıldığında, büyük gelişme farkları saptanabilir.Katolikliğin yaygın olduğu Fransa Almanya’dan daha geri kalmıştır.(6)

 

            Rasyonalizasyonun her alanda izlerini süren ünlü düşünür söz konusu rasyonalizasyonun bir kaynağının Protestan ahlakının yol açtığı kültürel değişmelerde bulduğunu savunmuştur.Weber’e göre rasyonalizasyon insan eylemlerinin her yönünü ölçüm ve kontrole elverişli hale getiren süreçleri gösterir.Başka bir deyişle rasyonalizasyon geleneksel uygulamaların reformdan geçirilmesine ve bu uygulamalarla özdeşleşmiş amaçlara daha iyi etkili bir biçimde ulaşma olanağı verecek süreçlerin ortaya çıkışına,kurumların belli amaçların gerçekleştirilebilmesi için,daha etkili ve yeterli araçlar haline getirilmesine işaret eder.Buna göre Weberci anlamı içinde rasyonalizasyon,ekonomi alanında,fabrika ve üretimin bürokratik yollardan düzenlenmesiyle,karın gelişmiş muhasebe teknikleri kullanılarak hesaplanmasını;din alanında ilahiyatın vahiy temeli üzerinde değil de entelektüel bir temel üzerindeki gelişimi sayesinde,büyünün ortadan kaldırılıp,dini ayinlerin yerine kişisel sorumluluk ve inisiyatifinin geçirilmesini;hukuk alanında  keyfi yasa koyuculuğun ortadan kaldırılıp,evrensel yasaların meydana getirdiği temel üzerinde,tümdengelimsel hukuki bir akıl yürütme anlayışının benimsenmesini;siyaset alanında geleneksel meşruiyet tarzlarının siyasi partiye dayalı karizmatik bir liderlikle değiştirilmesini;ahlak alanında ahlaki disiplin ve eğitimin büyük bir güçle vurgulanmasını;bilim alnında da bireysel yaratıcılıktan çok araştırma ekipleriyle eşgüdümlü bir deneysel araştırma planının,devlet denetimi ve yönetimi altında olan bilim politikalarının geliştirilmesini ifade eder.(8)

 

 

 

            Weber,ilgilendiği  toplumsal konularda kavramları anlamak ve  açıklamak için temelde iki yöntem kullanmaktadır:

 

-İdeal tip analizi

-Tarihi analiz

 

            Weber’e göre toplumsal yapının anlaşılabilmesi  bu yapının belirli özelliklerinin  bilinmesine bağlıdır.Sözgelimi  bürokrasi toplumsal bir olgu olarak ne olduğunun anlaşılabilmesi için onu diğer olgulardan ayıran özellikler ve  temel karakteristikleri saptanmalıdır.Bu  anlayış temelinde Weber böylece karşılaştırmalı bir temel üzerinde bir “ideal  tip” formu geliştirir ve onun ayırd edici özelliklerine vurgu yapar.Weber bu ideal tipler olarak adlandırdığı kuruluşlardan hareketle insan gerçeğine varmayı amaçlar.Ancak bu ideal tipler gerçek değildir fakat gerçekle ilişkileri vardır.O  bir  ortalama durum,bir varsayım veya gerçeğin bir tasviri değil;deneysel,keyfi ve ütopya niteliğinde bir özellik taşıyan tiptir.Weber ideal tipler olarak sosyal ilişki tipleri, grup tipleri, iktidar, din, uygarlık tipleri önerir.

 

            Weber  daha  sonra,diğer bir teknik olarak benimsediği olay ve olguların tarihi analizi üzerinde durur.Çünkü sosyal bilimler,toplumsal eylemlerin özgül tarihsel ortamlarıyla birlikte anlaşılması ve nedensel açıklamalarının yapılmasına ilgi duyar.Örneğin bürokrasinin ortaya çıkış nedenleri bazı tarihsel olaylarda gizlidir ve bundan dolayı bürokrasinin ortaya çıkış nedenlerini bu olaylarda aramak gerekir.

 

 

 

Weber’in anlaşılması güç,bazı çelişkiler içeren,uyumsuz ve oldukça karmaşık fikirleri ortaya atıldığı günden beri ciddi eleştirilere hedef olmuştur:

 

Örneğin kapitalizmin doğuşunu Protestan Ahlakı’na bağlamak günümüzde bu ahlakı benimsememiş hatta dini değerleri ciddiyete almamış bazı uzak doğu ülkelerinin gelişmişliği gerçeği ile uyuşmamaktadır.Weber bu konuda yalnızca kendi içinde bulunduğu toplumu göz önüne alıp dış dünyadaki diğer durumları göremediği için ciddi bir hata yapmıştır.

 

Diğer bir eleştiri ise Weber’in rasyonalizm ve pozitivizm konusundaki görüşlerine ilişkindir.Öncelikle pozitivizme karşı tavır alan ve toplumda gelişmeyi yansıtan yasalara yer olmadığını söyleyen Weber,bununla birlikte rasyonalizasyonu, kapitalist batı toplumlarındaki en temel ve en belirgin öğe olarak kabul etmiştir.

 

Doğa bilimleri ve sosyal bilimlerin metodolojik birliği konusundaki tartışmalarda en önemli kişi kabul edilen Weber,insan eyleminin açıklaması ve anlaşılması ile sosyal bilimlerin nesnellik problemi konusunda natüralizm ve anti naturalizmin aşırı formları arasında oldukça dolayımlanan bir tavır geliştirmeye çalışmış;ve bu sebepten karmaşık görüşleri çeşitli şekillerde yorumlanmış iddiaları da hücuma uğramış veya savunulmuştur.(7)

 

Weber’in sosyolojisine bir diğer eleştiri de Amerikalı siyaset bilimci  Fukuyama tarafından yapılmaktadır.Fukuyama’ya göre Weber; “ din ve ideoloji gibi kültürel ürünlerin temeldeki ekonomik güçler tarafından yaratılmadığını,aksine kültürün kendisinin belli biçimlerdeki ekonomik davranışları ürettiğini öne sürerek Marx’ın teorisini tersine çevirmiştir.”(9)

 

ALINTILAR:

1.,8.)Cevizci,Ahmet Felsefe Sözlüğü

2.)GIDDENS,Antony (1999) İLERİ TOPLUMLARIN SINIF YAPISI ,Birey Yayıncılık

3.)SWINGEWOOD,Alan (1998) Çeviren Osman Akınhay  SOSYOLOJİK DÜŞÜNCENİN KISA TARİHİ, Bilim ve Sanat Yayınları

4.,7.) KEAT,R VE URRY,J (1994), BİLİM OLARAK SOSYAL TEORİ,  İmge Yayınları

5.,6.)SAYIN,Önal (1994) SOSYOLOJİYE GİRİŞ Üniversite Yayınları

9.)FUKUYAMA,Francis(1998) GÜVEN, SOSYAL ERDEMLER VE REFAHIN YARATILMASI  Çeviren A. Buğdaycı,İş Bankası Yayınları

 

 

KAYNAKÇA:

 

*KEAT,R VE URRY,J (1994), BİLİM OLARAK SOSYAL TEORİ,  İmge Yayınları

*SWINGEWOOD,Alan (1998) SOSYOLOJİK DÜŞÜNCENİN KISA TARİHİ,Çeviren Osman Akınhay  Bilim ve Sanat Yayınları

*CEVİZCİ,Ahmet    FELSEFE SÖZLÜĞÜ,   Ekin Yayınları

*MARSHALL,Gordon (1999), SOSYOLOJİ SÖZLÜĞÜ,  Bilim ve Sanat Yayınları

*SAYIN, Önal (1994), SOSYOLOJİYE GİRİŞ,  Ege Üniversitesi Yayınları

*DOĞAN, İsmail (1996) SOSYOLOJİ (Kavramlar ve Sorunlar), Sistem Yayıncılık

8260
0
0
Yorum Yaz