SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI (STK) VE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK (KS

2014-04-12 07:56:00

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK (KSS)  İLİŞKİSİ.

Mehmet TUNÇER 

MEB Müfettişi-Sosyolog-İnsan Kaynakları Yönetimi Uzmanı

Sevgili dostlar yine uzunca bir yazıyla birlikteyiz. Biraz vakit ayırıp  yazının tamamını okuma imkânınız olursa çocuklarımızın ve bizlerin geleceği  için sağlıklı temiz bir çevrede sağlıklı bir yaşam sürme, hormonsuz GDO’suz bir gıda tüketebilme adına gıda güvenliği , herkes için eşit ve daha nitelikli bir eğitim, spor, kadınlar, çocuklar, gençler; çiçek, böcek velhasılı bir çok alanı kapsayan ve kapitalizmin beraberinde getirdiği sorunlara yine kapitalist kurumlar olan işletmeler tarafından Kurumsal Sosyal Sorumluluk adı altında nasıl çözüm getirilmeye çalışıldığı veya sorunların çıkmaması için projeler üretilmeye çalışıldığı, STK’ların bu kurumsal sosyal sorumluluk (belki de şirketlerin kendi sorumsuzlukları sonucu ortaya çıkan ve çıkması muhtemel sorunların) uygulamalarında konumlarının ne olduğu ya da olması gerektiği hususunda biraz akademik soslu sohbet edeceğiz.

O halde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) nedir? sorusuyla başlayalım; sevgili dostlarKurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS), kurumların genellikle faaliyet gösterdikleri alanlarda (çevre, sağlık, eğitim vb.) gerçekleştirdikleri projelerle karşımıza çıkar. Bazı kurumlar kendi vakıflarını kurarak, bazıları da mevcut STK'larla işbirliği yaparak proje gerçekleştirme yoluna gidebilir.

Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) yürütmekte oldukları projelere destek vermek de yöntemlerden biridir.

Kurumsal sosyal sorumluluk “özel sektörün çalışanından başlamak koşuluyla öncelikle işini ‘doğru’ yapması, tedarik zincirinin son halkasına kadar ‘sosyal paydaş’ bilinciyle hareket edip, üretimini şekillendirmesi ve içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmesi olarak ifade edilebilir”.

“Ancak  sevgili dostlar şu unutulmamalıdır ki;(benimde okuduklarımdan anladığım kadarıyla) kişisel bazda ve kişiler  bazında günü kurtaran hayırseverlik ve arada bir bağış yapma davranışı ile muhtaç olana ihtiyacı olana yardımda bulunma, ramazan da gıda kolisi dağıtma Kurumsal Sosyal Sorumluluk değildir hatta çok farklı uygulamalardır.”

İsterseniz bir ön bilgi sağlayabilme adına kısa bir süreliğine ŞARTIYLA  aşağıda verdiğim web adresini ziyaret edip KSS  proje örneklerini görüp YAZIMIZA GERİ DÖNEBİLİRSİNİZ.

http://www.kurumsalsosyal.com/tr-TR/projeler/6.aspx

“Dikkat bu bir sitemdir:Yapmış oldukları kurumsal Sosyal Sorumlulk Projeleri hakkında bir araştırma yapmak için kendilerine hem web sayfalarında yer alan iletişim bölümünden hem de dilekçeyle başvurduğum halde “aylardır” bir cevap alamadığım Konya Şeker Firmasının KSS  projelerini de buradan inceleyebilirsiniz. Bu sayede “belki” bir sosyal sorumlu okur da firmanın sosyal sorumluluk imajı için önemli bir çalışmayı yapamayacağımı  dilekçeme bir “reddedildi” cevabıyla  verebilirler.

*Sorumlulukları buymuş inceleyelim  http://www.konyaseker.com.tr/sosyal_sorumluluklar

KSS, yardımseverliğin ötesinde bir kavramdır. Bir şirketin kurumsal sosyal sorumluluğunu yerine getirmesi demek, tüm paydaşlarına -çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, ortaklar, bulunduğu çevre, yatırımcılar vb.- ve çevreye karşı tamamen sorumlu olması ve tüm kararlarında bu unsurları süreklilik arz eden bir anlayışla göz önünde bulundurması anlamına gelmektedir.

Günümüz ekonomik koşullarında, şirketlerin yerine getirmeleri gereken unsurlar ekonomik, hukuki, etik ve sosyal olarak sıralanmaktadır.

KSS, 21'inci yüzyılda sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmaz unsunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de de özellikle son on yılda kurumsal sosyal sorumluluk hızla özel sektörün gündemine girmiş ve KSS temelli projeler her geçen yıl artış göstermektedir. Buna paralel olarak da kamuoyunun giderek daha fazla ilgisini çekmektedir.

Özellikle 1990’lardan itibaren toplumsal hareketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının baskıları, şirketleri sosyal sorumluluklarını üstlenmek zorunda bırakmıştır.

Batılı ülkelerde kurumsal sosyal sorumluluk büyük şirketlerin toplum üzerinde artan etkisi ve özellikle de Enron, Nike, Shell gibi şirketlerde patlak veren skandallar karşısında toplumsal hareketlerin ve kamuoyunun şirketlere baskıları sonucunda özel sektörün gündemine girmiştir.

Buna karşın Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ters yönde bir gelişme izlemiş, toplumsal baskı olmaksızın şirketler tarafından uygulanmaya başlamıştır.

Bu durumun gerekçelerinin en başında sivil toplum kuruluşlarının siyasi ve ekonomik zayıflıklarından dolayı şirketlere baskı yapamamaları vardır.

Türkiye’de sivil toplumun görece zayıflığı, şirketlerin Batılı ülkelerde olduğu gibi gerek yurt içinde gerek yurt dışında faaliyetlerini yürütürken sivil toplumun baskısıyla karşılaşmamalarına neden olmuştur.

Sivil toplum kuruluşları giderek çözülen geleneksel toplumsal bağların belli sorunları çözmeye odaklı birlikteliklere dönüşümü içinde hem bireylerin sisteme katılımını hem de serbest piyasa sisteminde haklarını savunmalarını mümkün kılan örgütlenmelerdir.

Sivil toplum örgütleri, devletin ideolojik ve ekonomik alanda küçülmesi sürecinde eğitim, çevre, adalet hizmetlerine erişim, sosyal refah ve istihdam konularında devlete alternatif projeler üretebilmekte ve kaynak yaratarak bu projeleri uygulayabilmektedirler.

Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de özellikle 1990’lar ve sonrasında sivil toplum kuruluşlarının sayısı artmıştır. “Ancak ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının çokluğu bizi yanıltabilir. Gönüllü derneklerinin, meslek odalarının,  birliklerin, odaların ve diğerlerinin sayıları yeterli olsa da kamusal yaşama etkileri ve katılımları yetersizdir”.

Ayrıca, üyelik, mali kaynak, kişilerarası güven düzeyi v.b. konularda Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları gelişmiş ülkelerdeki örneklerine  kıyasla çok kırılgandır.

UNDP’nin 2007 yılında yayınladığı araştırmada, Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki başlıca zaafın kampanya yürüten sivil toplum kuruluşlarının büyük ölçüde ya da tamamen devletin ya da şirketlerin finansal desteğine bağımlılıkları olduğu belirtilmiştir.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları yalnızca hükümetleri değil şirketleri de çevre, hukuk, sağlık, insan hakları gibi alanlarda sorumlu olmaya zorlamakta yetersiz kalmaktadırlar.

Sivil toplum kuruluşları toplumsal taleplerin sözcüsü olma görevlerini yeterince yerine getirememektedirler.

Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk, şirketin bir sosyal paydaş olarak sivil toplum kuruluşlarının talep ve baskısına cevaben değil, reklam ve halkla ilişkiler faaliyetlerinin bir uzantısı olarak şirket öncülüğünde geliştirilen projeler şeklini almaktadır.

Önemli sosyal paydaşlarından sivil toplum kuruluşlarının baskısı olmaksızın Türkiye’deki şirketleri kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine girişmeye iten birbiriyle iç içe geçmiş üç neden olduğu söylenebilir.

Bunlardan ilki, küresel düzeyde artan rekabetin şirketleri göreceli avantaj elde etmek için geleneksel ticari faaliyetlerinin dışında etkinliklerde bulunmaya zorlamasıdır.

Çok-uluslu şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülkelerde sosyal paydaşlarından gelen baskılar, Türkiye gibi yatırım yaptıkları gelişmekte olan ülkelerde de kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine özen göstermelerine neden olmuş; bu durum, söz konusu ülkelerde yerli özel sektörün gündemine de kurumsal sosyal sorumluluk anlayışını taşımıştır.

İkincisi,Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde sağlaması gereken ölçütler arasında kurumsal sosyal sorumluluğun önemli bir yer işgal etmesidir. Türk şirketlerinin kurumsal sosyal sorumluluk konusunda Avrupa Birliği standartlarına ulaşamaması durumunda Avrupa pazarına dâhil olmaları mümkün olmayacaktır.

Türkiye’de şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine yönelmesindeki son neden kamu düzenlemeleridir. OECD’nin düzenlemelerine paralel olarak Sermaye Piyasası Kurulu’nun 2003’te belirlediği ve 2005’de revize ettiği Kurumsal Yönetim İlkeleri’ni yayımlaması ve şirketlerin bu ilkeleri ne ölçüde benimsediğinden sosyal paydaşlarının da haberdar olması amacıyla şirketlere kurumsal yönetim uyum raporu yayımlama yükümlülüğü getirmesi, şirketleri kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerini daha ciddiye almaya itmektedir.

Sonuç olarak Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları büyük ölçüde şirketlerin öncülüğünde ve üstünlüğünde ilerlemektedir.

Türkiye’de şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk anlayışını ortaya çıkarmaya yönelik bir 2002-2003 yılları arasında gerçekleştirilmiş bir çalışmada Türkiye’de şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine artan bir önem vermelerine karşın, kurumsal sosyal sorumluluğun hala şirket kültürü olarak benimsenmediği sonucuna varılmıştır.

Ayrıca, Türkiye’deki şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerini ‘bir zorunluluğu yerine getirmek’, ‘sivil toplum kuruluşlarıyla faaliyetler gerçekleştirmek’ ve ‘sponsorluk’ olarak algıladığı belirtilmektedir.

Türkiye’de şirket yöneticilerinin kurumsal sosyal sorumluluk ‘perspektiflerini’ inceleyen bir araştırmada  ise (2003) araştırmaya katılan yöneticilerin aldıkları kararlarda iktisadi kazanımları, ahlaki ve hukuki sorumluluklarının önünde tutması ve çok büyük bir oranla müşterilerini başlıca paydaşları olarak tanımlamışlardır.

Şu halde son kertede varılacak sonuç halihazırda Türk şirketlerinin büyük bir çoğunluğu için kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin bir PR çaşılmasının “halkla ilişkiler” ötesine geçemediğidir.

Son olarak sorumluluk bilincine sahip bireylerle, sorumluğu ilke edinmiş kurumlar bünyesinde çalışıp, sorumlu ve sorunsuz bir toplum içerisinde yaşayabilme ütopyasının gerçekleşmesi ümidiyle saygılar sunarım…

 

Bir sonraki yazımız “Kurumsal Sosyal Sorumluluk kampanyaları ve STK’ lar” hakkında olacaktır.

 

 

KAYNAKÇA:

1-Seçil Deren Van Het Hof,  Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Şirketlerin Ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Anlayışları,Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi  ,Bahar 2009, Sayı :28.

2-Kurumsal Sosyal Sorumluluk Nedir?

http://www.halklailiskiler.com.tr/Kurumsal_Sosyal_Sorumluluk_Nedir-1365620548..php

http://www.kurumsalsosyal.com/tr-TR/projeler/6.aspx

 

 

 

670
0
0
Yorum Yaz