13 03 2007

PİAGET'İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

PİAGET’NİN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI
Piaget’ye göre çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role

 sahiptir. Ayrıca, değişik yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirinden

farklıdır. Piaget bu farklılığın nedenlerini incelemiş ve bireyin dünyayı anlamasını

sağlayan bilişsel süreçleri açıklamaya çalışmıştır.
Piaget, bilişsel gelişimi, biyolojik ilişkilerle açıklamıştır. Piaget’ye göre gelişim,

kalıtım ve

çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bilişsel gelişimi etkileyen ilkeleri de şöyle

belirlemektedir. (1) Olgunlaşma; (2) Yaşantı; (3) Uyum; (4) Örgütleme ve

(5) Dengeleme.
İnsan yavrusu, bir takım davranış biçimlerini kalıtımla hazır olarak getirmeseydi,

 karmaşık, bir organizma haline nasıl gelebilirdi? İnsan yavrusu, çok sayıda

refleksle doğar. Bu refleksler, çevresine uyum sağlamasına yardım eder.

Çevresindeki dünya ile ilgili hiçbir yaşantıya sahip olmayan bebeğin

davranışlarını refleksler yönetir. Ancak bebek, biyolojik olarak olgunlaştıkça

 ve çevresiyle etkileşimleri sonucu yaşantı kazandıkça, refleksler değişikliğe uğrar.

Refleksler, çocuğun çevresine uyum sağlamasına yardım konusunda yerlerini, bilinçli,

karmaşık hareketlere bırakırlar. Burada önemli olan nokta; bilişsel gelişimde ilerleme

 olabilmesi için organizmanın biyolojik olgunluğa erişmesi ve çevresiyle etkileşimleri

sonucu yaşantı kazanması gerektiğidir. Bilişsel gelişim, olgunlaşma ve yaşantı kazanma

arasındaki sürekli etkileşimin bir ürünüdür. Piaget’nin, bilişsel gelişimde olduğu kadar,

diğer gelişim alanlarında da etkili olduğuna inandığı diğer bir ilke de uyumdur.
Organizmanın çevreye uyum yeteneği, kuşkusuz tüm canlılar için ortak bir özelliktir ve

Piaget’nin de bilişsel gelişimi açıklamasında temel bir kavramdır. Piaget, bilişsel gelişimi,

dünyayı öğrenme yolunda bir denge, dengesizlik yeni bir denge süreci olarak görmektedir.

 Diğer bir deyişle, alt düzeydeki bir dengeden, üst düzeydeki bir dengeye ilerleme,

olarak tanımlamaktadır. Bu dengelenme sürecinin kesintisiz işleyebilmesi ise

karşılaşılan yeni obje, durum ve varlıklara uyum sağlamayı gerektirir.
Uyum ilkesine ek olarak piaget’nin bilişsel gelişimle ilgili gördüğü diğer bir

biyolojik ilke de ,organizmanın örgütlenme eğiliminde olduğudur. Her bir uyum hareketi,

organize edilmiş davranışın parçasıdır. Tüm etkinlikler koordinelidir. Uyum davranışı,

örgütlenmiş bir sistemin,örgütlenmiş bir etkinliğin parçası içinde yer aldığı için düzenlidir. Örgütleme,sistemin düzenini koruyucu ve geliştiricidir. Örneğin;biyolojik olarak, pankreas, gerekli miktarda, insülin salgılayarak kandaki şekeri düşürür. Burada dolaşım sistemiyle 

iç salgı bezleri,vücudun dengesini korumak için organize edilmiş (örgütlenmiş) etkili bir

 sistem için koordineli olarak çalışır. Ancak bu koordinasyon ya da organizasyon,

organizmanın diğer biyolojik fonksiyonlarından bağımsız değildir.tüm organizmanın

bir parçası olarak da işlevlerini yerine getirirler.
Benzer olarak organizmanın bu örgütlenme eğilimi, bilişsel gelişime de uygulanabilir.

Örneğin; yeni doğan bebeğin nesneleri yakaladığını, emdiğini gözleyebilirsiniz.

Ancak, bu etkinlikler, başlangıçta koordineli değildir. Birkaç koordinesiz

yakalama ve emme etkinliğinden sonra artık, istediği nesneyi düzgün olarak

yakalayıp emme davranışını gösterebilir. Böylece düzensiz etkinliklerden

organize edilmiş etkinliklere doğru bir ilerleme görülür. Örnekte de görüldüğü gibi,

organizma çevreye uyum sağlama, uyumu da bir organizasyon içinde gösterme

 eğilimindedir.
Piaget’ye göre uyum ve organizasyon biyolojik fonksiyon için olduğu kadar,

bilişsel fonksiyon içinde önemli iki ilkedir. Bu iki ilkeye fonksiyonel değişmezler

 adı verilir. Yani organizmanın gerek biyolojik, gerek psikolojik gerekse bilişsel

fonksiyonlarını yerine getirmesinde, duruma uyum sağlaması ve bu uyumu bir

koordinasyon içinde gerçekleştirmesi yaşamsal bir öneme sahiptir.
Piaget’nin diğer bir ilkeside dengelemedir. Daha önce de belirtildiği gibi gelişim,

alt düzeydeki bir dengeden üst düzeydeki bir dengeye ilerlemeydi. Çocuğun bilişsel

dengesi, yeni karşılaştığı olay, obje, durum ve varlıklarla bozulur. Onlarla

etkileşimde bulunarak yeni yaşantılar kazanır ve yeni obje, olay, varlık ve

duruma uyum sağlar. Böylece yeni ve üst düzeyde bir dengeye ulaşır.

 Ancak bu denge statik değil, dinamik bir dengedir. Çevre sürekli değiştiğinden

ve öğrenmesi gereken şey bulunduğundan, denge sürekli olarak bozulacak

 ve yeniden kurulacaktır. Aksi taktirde öğrenme ve sonucunda da gelişme

oluşamaz.
Piaget’nin bilişsel gelişim kuramının temel kavramları:
ZEKA:Piaget, zekanın bir takım test maddeleriyle belirlenmesine karşıdır.

Ona göre zekice davranmak, organizmanın yaşamı için en uygun koşulları

sağlamaktır. Diğer bir deyişle zeka, organizmanın çevreye etkin bir şekilde

 uyum sağlamasına yardım eder; gerek organizma, gerekse çevre sürekli

değiştiğinden, bu ikisi arasındaki zekice etkileşimler de değişmek zorundadır.

Zekice etkinlik, var olan her durumda, organizmanın en iyi koşullarda yaşamasını

sağlamaya yöneliktir.
Kısaca Piaget’ye göre her canlı yaşayabilmek için kendine en uygun koşulları

bulmaya çalışır. Bunu gerçekleştiren temel etkende onun zekasıdır. Organizma,

değişen olgunlaşma düzeyine ve çevresiyle etkileşimlerine bağlı olarak değişik

yaşantılar kazanır. Dolayısıyla organizmanın zeka düzeyine bağlı olarak gösterdiği

performansta da farklılıklar vardır.
ŞEMA: Şema bireyin çevresindeki dünyayı anlamak için geliştirdiği bir

bilgisayar programı gibidir. Çevresindeki problemleri anlama, çözme,

dünya ile baş etme yolları yapıları olarak düşünülebilir. Şema yeni gelen bilginin

yerleştirileceği bir çerçevedir. Bilişsel yapılar ya da şemalar yoluyla birey

çevresine uyum sağlar ve çevreyi organize eder. Piaget, vücudun yaşamını

sürdürmesi için yapıları olduğu gibi zihninde yapıları olduğuna inanmaktadır.

Kuşkusuz bu yapılar gözlenemez, ancak davranışlardan yordanabilir.
Bazı yazarlar, genel olarak herkese özgü bilme yollarına, bilişsel yapı adını

verirken, bir çocuğa özgü belirli bilme yollarına, yapılarına da şema adını

vermektedirler.
Yapılar, sürekli olarak olgunlaşma ve yaşantı kazanma etkileşimi sonucunda

değişir, yeniden organize edilirler. Bir yaş çocuğunun şemaları ya da yapıları,

dört yaş çocuğunun yapılarından farklılık gösterir. Bu farklılığı davranışlarında

gözlemek mümkündür. Şemayı somut olarak anlamanın en iyi yolu çocuğa

 uyarıcı sunmak ve ona karşı nasıl davranacağına bakmaktır.
Şema kavramını somutlaştıran bir örnek: köye bir gezi sırasında, kırda yayılan

koyunları ilk kez gören çocuk “baba köpeklere bak” der. Açıkça görülüyor ki

koyunlar çocuğun bildiği köpek ölçütlerine en uygunudur. Koyun uyarıcısıyla

karşılaştığında, onu kendisinde varolan uygun şema içine yerleştirmiştir.

Ancak koyunlarla etkileşimde bulunup yeni yaşantılar kazandıktan sonra,

koyunun köpek olmadığını anlayıp onun için yeni bir şema, kategori

oluşturacaktır.
UYUM:Uyum fonksiyonel bir değişmezdir, yaşam boyunca devam eder.

Bilişsel gelişim açısından olduğu kadar diğer fiziksel ve psikososyal gelişim

açısından da sürekli olarak uyum sağlamak durumundadır. Uyumun iki yönü vardır.

Bunlar, özümleme (assimilation) ve düzenlemedir (accomodation).
Özümleme, bireyin, kendinde varolan bilişsel yapılarla çevresine uyumunu sağlayan

bilişsel bir süreçtir. Diğer bir deyişle; çocuğun karşılaştığı yeni bir olayı,

 fikri, objeyi, kendisinde daha önceden varolan bilişsel yapı içine alması sürecidir. Çevresine,kendisinde varolan bilişsel yapılarla tepkide bulunmasıdır.

Örnek olarak çocuğun koyunları köpek şeması içine yerleştirmesi bir

özümleme örneğidir.
Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi özümleme tek başına bilişsel gelişimi

sağlamada yetersiz kalmaktadır.Dışardan gelen uyarıcıları,bireyin,sürekli

olarak kendisinde varolan yapıları içine alması ve onlara göre tepkide

 bulunması gelişimi sınırlandırır. Bu nedenle,yeni obje olay,durumları anlamak,

bilmek için varolan yapıların yeniden şekillendirilmesi,biçimlendirilmesi de

gerekmektedir.İşte mevcut şemayı yeni durumlara, objelere, olaylara göre

 yeniden biçimlendirme sürecine “düzenleme” (accomodation) adı verilmektedir.

 Her yaşantı özümleme ve düzenlemeyi kapsar. Eğer mevcut bilişsel yapılar,

yeni durumlara cevap vermek için uygun ise özümleme yapılır. Yeterli değil ise

mevcut bilişsel yapılar yeniden düzenlenir. Bu yeniden düzenleme kabaca,

öğrenmeye eş değer görülmektedir. Yeniden düzenleme olmadan tek başın

özümlemeyle öğrenme ve dolayısıyla gelişme mümkün değildir. Yukarıdaki

örnekleri devam ettirecek olursak, koyunları köpek şeması içinde özümleyen

 çocuk, koyunlarla etkileşimde bulunduğunda koyuların köpeklerden farklı

olduğunu görür ve köpeklere ilişkin şemasını yeniden düzenler. Belki koyunlar

için ayrı bir şema oluşturur.
Özümleme ve düzenleme süreçleri, bebeğin emmesinden yetişkinin öğrenmesine

kadar farklı karmaşıklık düzeylerinde meydana gelir. Örneğin; Piaget’nin bilişsel

 gelişim kuramı konusunda kitap yazan bir yazar, bu konuyla ilgili çok çeşitli

kaynakları okur. Elde ettiği bilgilerden daha önce bildiklerini kendinde var

 olan şemalar içine özümleme yoluyla alır; yeni karşılaştığı bilgiler için ise,

var olan şemalarını yeniden değişikliğe uğratarak ya da şemalarına eklemeler

yaparak düzenleme sürecine baş vurur. Sonuç olarak tüm bilme etkinlikleri,

özümleme ve düzenlemeyi kapsar. Ancak, ilk yaşantılar, son yaşantılara

göre daha çok düzenleme içerir. Daha sonra yaşantılar birikerek bilişsel

yapıların çoğalması ile, yetişkinler daha çok özümleme daha az düzenleme

yapabilir hale gelebilirler.
Dengeleme: Piaget’ye göre, bilişsel gelişimin temelindeki itici güç,

dengeleme kavramında yatmaktadır. Ona göre, tüm organizmalar,

doğuştan, kendileri ve başkalarıyla uyumlu ilişkiler kurmalarını sağlayacak

 özelliklere sahiptirler. Yani organizmanın tüm donanımı, en yüksek uyumu

sağlamaya yöneliktir. Dengeleme de bu içsel eğilimi, yaşantılarla organize

 edici bir süreçtir.
Bilişsel gelişimde dengeleme, bireyin özümleme ve düzenleme yoluyla

çevremize uyum sağlayarak dinamik bir dengeye ulaşması sürecidir.

 Gelişen bireyin çevresiyle tüm etkileşimlerinde dengeleme süreci yer alır.

Dengeleme süreci bireyin çevreye uyumunu ve dengeye ulaşmasını sağlar.

 Ancak, bireyin denge durumu durağan (statik) değildir. Dolayısıyla ortaya

çıkan yeni uyarıcılarla, bireyin denge durumu bozulur. Bu dengesizlik,

özümleme ve düzenleme yoluyla giderilir ve yeni bir denge durumu sağlanır.

Öğrenme, büyük ölçüde organizmanın denge durumunun bozulmasına ve

dengenin, yeniden daha üst düzeye kurulmasına bağlıdır. Gelişimin

 sağlanabilmesi için bilişsel yapıdaki dengenin dinamik olması gerekir.

Dengeleme sürecini harekete geçirebilmek için, bu süreç içinde yer alan

özümleme ve düzenleme etkinliklerinin dengeli bir şekilde yer alması gerekir.

Bireyi tamamen bilişsel yapıyı yeniden düzenlemeye zorlayan ya da

tamamen özümlemeye yönelten etkileşimler dengeleme sürecini harekete

geçirmez. Eğer öğretmenler, çocukların düzeyinin altında davranışlar

 kazandırmaya çalışırlarsa, verilen bilgiyi kolaylıkla özümleyeceklerinden

ilgileri dağılır. Onlar için bir dengesizlik söz konusu olmadığından dengeyi

kurma içinde bir çabaları olmaz. Çocukların düzeyinin çok üstünde problem

çözmeleri beklendiğinde de, halihazırda var olan şemalarıyla harekete geçmeleri

mümkün olamayacağından problemi çözmekten vazgeçerler. Bu her iki

durumda da dengeleme meydana gelmez. Dolayısıyla da ne öğrenme ne

de gelişme meydana gelir. En üst düzeyde gelişim, özümleme ve düzenleme

dinamik bir dengede olduğu zaman gerçekleşir. Etkili bir dengeleme ve

 ilerleme olması için, problem ve halihazırda bireyin sahip olduğu bilişsel

yapılar arasındaki fark orta düzeyde olmalıdır.
Piaget’ye göre birey, ne kendisinde var olan şemalarla hiç cevaplayamayacağı,

ne de çok kolay bir şekilde cevaplayacağı durumlara ilgi duyar.bu nedenle

bireyi öğrenmeye güdüleyebilmek için orta düzeyde bir belirsizlik, dengesizlik

yaratmak gerekmektedir.
Öğrenmenin gizini keşfetti İnsanin öğrenme sürecinin ve çocuklara özgü,

sevimli ancak mantığa aykırıymış gibi görünen kavramların ardındaki giz

perdesini araladı.
Felsefe ve ruhbilimin öncülerinden sayılan İsviçreli bilim adamı

Jean Piaget meslek yaşamının büyük bir bölümünü çocukları dinleyip,

gözleyerek ve dünyanın her kösesinden bilim adamlarının aynı konuda

hazırladıkları bilimsel yayınları inceleyerek geçirdi. Piaget sonuçta; çocukların,

 yetişkinlerden çok farklı düşündüklerini ortaya koydu.
Kendilerini ancak dile getirebilen binlerce çocukla yaptığı görüşmelerden sonra,

Piaget söz konusu yaş grubunun dışa vurdukları şirin, ancak mantığa aykırıymış

gibi gelen görüşlerinin ardında kendilerine özgü bir düzen ve mantığı olan düşünce

 süreçlerinin yatabileceği sonucuna vardı. Einstein bunu, “yalnızca bir dahinin akıl

erdirebileceği basitlikte bir buluş” olarak nitelendirdi. Piaget’nin ortaya attığı görüş,

zekânın özünde yatan işlevlere yeni bir pencere açtı.
KATKILARI
10 yaşında yayımladığı ilk bilimsel raporundan 84 yasında ölümüne dek uzanan,

yaklaşık 75 yıllık yoğun bir araştırma süreci sonunda Piaget gelişimsel ruhbilim,

 bilişsel kuram ve genetik bilgi kuramı (epistemoloji) adı verilen birçok

yeni bilim dalının gelişmesine katkıda bulundu.
Eğitim konusunda “düzeltici biri” sayılmasa da, Piaget günümüzde eğitime

yeni bir çehre getirilmesini hedefleyen eylemlerin temelini oluşturan çocuk

düşünce biçimini su yüzüne çıkarttı. Çağdaş insan bilimcilerinin ortaya attıkları

“soylu yabanıllar” ve “yamyamlar” türü öykülere kıyasla, Piaget çok farklı bir

 görüş ortaya attı. Bu açıdan ele alındığında, Piaget’nin çocukların düşünce

biçimini ilk kez ciddiye alan bir bilim adamı olduğu söylenebilir. Çocuklara

aynı ilgiyle yaklaşan Amerikalı John Dewey, İtalyan Maria Montessori ve

 Brezilyalı Paulo Freire gibi bilim adamları okullarda hemen bir değişime

gidilmesi yönünde çok daha yoğun bir çaba harcamalarına karsın Piaget’nin

eğitime katkısı çok daha etkili oldu.
Jean Piaget’nin çocukların bilgiyle doldurulacak boş çuvallar olmayıp bilginin

etkin yapıcıları oldukları, sürekli olarak kendilerine özgü kuramlar yaratıp

bunları sınadıkları yönündeki görüşü kuşaklar boyunca eğitimciler tarafından

saygıyla karşılandı. Freud ya da B. F. Skinner denli ünlü olmasa da, ruhbilime

katkısı uzun ömürlü oldu. Bilgisayarlar ve Internet çocuklara giderek çok

daha geniş kapsamlı sayısal dünyalara ulaşma olanağı tanırken, Piaget’nin

öne sürdüğü görüşler çok daha belirgin bir önem kazandı.
DAHİ ÇOCUK
Piaget İsviçre’nin Fransız kesimindeki, şarap ve saatleriyle tanınan

Neuchatel bölgesinde yetişti. (1896-1980) Babası ortaçağ bilimleri profesörü,

 annesi ise katı bir Kalvinist idi. Küçük yasta doğa bilimleriyle yakından

ilgilenen dahi bir çocuktu. 10 yaşındayken gerçekleştirdiği gözlemler

yalnızca üniversite kitaplarında açıklamaları bulunabilecek türde çalışmalardı.

Kitaplık görevlisinin kendisine bir çocukmuş gibi davranmasına son vermek

amacıyla albino serçelerin görüş gücü üzerine kısa bir not yayımladı ve

 amacına ulaştı. Doktorasını hayvan bilim konusunda yapan Piaget, herhangi

bir şeyi kavramanın tek yolunun o şeyin nasıl evirildiğinin anlaşılması olduğunu

savunan görüşünü ortaya attı.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Piaget ruhbilimle ilgilenmeye başladı. Zürich’e giderek

Carl Gustav Jung & apos;un derslerine katıldı, ardından Paris’e giderek

 mantık ve ruhsal bozukluklar konusunda eğitim görmeye başladı.

Alfred Binet ‘nin çocuk ruhbilimi laboratuarında Theodore Simon ile birlikte çalışan

Piaget aynı yaştaki Paris’li çocukların doğru-yanlış seçenekli zekâ

testlerinde benzer yanlışlar yaptıklarının ayırdına vardı. Onların uslama

 sürecinden son derece etkilenen bilim adamı çocuğun kafa yapısının

özüne inilerek insanın öğrenme sürecinin su yüzüne çıkartılabileceğini öne sürdü.

Bu arada İsviçre’li bilim adamları, çocukları oynarken inceden inceye

 gözleyip kullandıkları sözcükleri ve sergiledikleri davranış biçemlerini

kaydetmeye başladılar.
RÜZGÂR NASIL OLUSUR?
En tanınmış deneylerinden birinde Piaget çocuklara “Rüzgâr nasıl oluşur”

 diye soruyor ve karşılıklı konuşma söyle sürüyordu:
Piaget: Rüzgâr nasıl oluşur?
Julia : Ağaçlar.
Piaget : Nereden biliyorsun?
Julia : Onları kollarını sallarken gördüm,
Piaget : Bu nasıl rüzgâr oluşturuyor?
Julia : (Elini yüzünün önünde sallayarak) İste böyle. Ama onların kolları daha uzun.

 Hem daha çok ağaç var.
Piaget : Okyanuslardaki rüzgâr nasıl oluşuyor?
Julia : Karadan oraya esiyor. Yok,yok. Dalgalardan...
Piaget, erişkin ölçütlerine aykırı olmakla birlikte, Julia’nin görüşlerinin

“yanlış da sayılamayacağını”, bunların oldukça mantıklı ve çocuğun bilgi edinme

 sürecine uygun olduğunu gördü. Çocuğun bilgisini sınarken “doğru” ya da

“yanlış” biçiminde bir ayrıma gidilmesi olayın tam olarak kavranamaması ve

çocuğa yeterince saygı gösterilmemesi demekti. Piaget’nin amacı, rüzgarla ilgili

sohbetten yola çıkarak, çocukların sözel bir açıklama getirmede erişkinler

denli becerikli olamadıklarında başvurdukları yöntemlerle ilgili bir kuram oluşturmaktı.
ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?
Kendisi bir eğitimci değildi ve böylesi durumlarda nasıl bir tavır takınılması

gerektiği yönünde asla kurallar koyma yoluna gitmedi. Gelgelelim, çalışmaları

büyüklerin çocuğun davranışlarını hemen düzeltme yoluna gitmelerinin son

 derece yanlış olabileceğini, onlara kendi kuramlarını oluşturma olanağını

tanımanın çok daha yararlı olduğunu ortaya koyuyor. Piaget bu görüşünü belirtirken,

 “Çocuklar yalnızca kendi keşfettikleri şeyleri gerçek anlamda kavrayabilirler.

Onlara bir şeyleri şipşak öğretmeye kalkıştığımızda, bu şeyleri kendilerinin

yeniden keşfetmelerini engellemiş oluruz.” demiştir.
Piaget’in izinden gidenler çocukların, nesnelerin gözden yittiklerinde yok

oldukları, ayla güneşin insanı sürekli izlediği, büyük şeylerin yüzdüğü ve

 küçüklerin dibe çöktüğü türünde ilkel fizik yasalarına son suz bir hoşgörüyle

yaklaşırlar. Einstein, kendi geliştirdiği görecelik kuramının mantığa aykırı

gelmesinden olsa gerek, özellikle de Piaget’nin yedi yaşındaki çocukların

daha hızlı gitmenin daha çok zaman aldığı konusunda diretmeleri yönündeki

 görüsünden çok etkilendi.
Hemen hemen her eğitimci Piaget’nin çocuğun gelişimiyle ilgili olarak öne

sürdüğü dört aşamayı ezbere bilse de, onun çok daha önemli görüşleri,

belki de eğitimciler tarafından “çok ağdalı” bulunduğu için, pek iyi bilinmez.
Derleyen:Mehmet TUNÇER

2462
0
0
Yorum Yaz