15 01 2012

ÖĞRETMEN ADAYLARININ FELSEFE DERSİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

ÖĞRETMEN ADAYLARININ FELSEFE DERSİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ
 
ÖĞRETMEN ADAYLARININ FELSEFE DERSİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ
Mustafa Ergün
Mehmet Yapıcı

ÖZET
Felsefi düşünme ya da felsefe etkinliği; her şeyden önce özgür aklın a priori kabulüne dayanmaktadır. Önyargı ve dogmatik düşünüşle, analitik düşüncenin serpilip gelişmesi mümkün değildir. Niçin sorusunu sormanın bir alt ya da üst sınırı olmadığını kabullenmekle işe başlandığında felsefe etkinliğinden de bahsedilebilir. Bu etkinliğin yürütülmesi için üç temel etkene gereksinim vardır: öğretme ve paylaşmaya hazır, istekli bir akıl; öğrenmeye ve paylaşmaya hazır, istekli bir akıl; bu istekli aklın sınırlarını zorlayabilecek, çocuğun bilişsel ve duyuşsal kapasitesine uygun felsefî metinler. Bu, felsefi düşünüşün okula yansıyan kompozisyonu olarak düşünülebilir. Okul sadece felsefe dersleri aracılığıyla değil, bütün derslerde felsefi düşünüşün bir yöntem olarak kullanıldığı bir yapı olarak da düşünülmelidir. Çok basitçe söylemek gerekirse; dersler aracılığıyla, olgu ve olaylar üzerinde bulanık mantık yoluyla düşünebilmek, felsefi düşünüşü okulun bir parçası haline getirmek olarak ele alınabilir.
Felsefe, diğer derslerden farklı olarak önceden kurgulanmış standart bir öğretim programına hapsedilemez. Eğer bu yapılırsa, felsefi düşünme yoksunluğu ile karşılaşmak da son derece doğal ve beklenen bir sonuç olarak ortaya çıkabilir. Elbette ki, felsefe dersinin öğretim programı da, felsefenin ruhuna ve etkinlik anlayışına uygun olmalıdır. Bundan da felsefenin felsefe olarak ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Türkçe dersinde Türkçe’yi öğretmek hedeflendiğinde, bunun nasıl yapılacağı ve nasıl ölçüleceği de standart olarak belirlenebilir ve bu herkes için aynı geçerliliğe sahiptir. Ama felsefe dersinin hedefi olarak, genel olarak felsefi düşünüş ortaya konduğunda, bu düşünüşün her bir birey için gerçekleşebilirlik olanağı aynı koşullara bağlı değildir. Bununla kastedilen şudur; eğer bir çocuk felsefi düşünüş adına, çizgi filmlerden öğrenmeye daha yatkın bir izlenim veriyorsa, ona bu araç üzerinden felsefi düşünüşe davet etmek ve kılavuzlamak gerekir. Bu durumda felsefi metin bir çizgi film demek olur. Eğer tarlada çalışan bir çocuk ise, bitki yetiştirmek üzerinden bu yapılabilir. Görüldüğü gibi felsefe dersi önceden kurgulanması son derece zor bir derstir. Onun bu niteliğine uygun davranmak gerekir.
Bu çalışmada, öğretmen adaylarının ortaöğretimde aldıkları felsefe derslerinden yola çıkarak, felsefe öğretimine ilişkin aksayan yönlerin neler olduğunu ilişkin görüşleri betimlenmektedir. Öğretmen adaylarına göre; felsefe öğretiminin aksayan yönleri şunlardır; konular çok soyut (% 95), konular güncel yaşamla ilgili değil (% 92), kavramlar çok soyut (% 91), öğretmenler, öğrenci seviyesine uygun anlatamıyor (% 80), ezbere yönelik bir ders yapılıyor ( % 77), çoğunlukla kişilerin görüşleri üzerinden ders yapılıyor (% 76), dersler çok monoton işleniyor (% 73), dersler tek ders kitabı üzerinden yapılıyor (% 73), ders öğretmeni dersini severek anlatamıyor (% 60), ders öğretmeni felsefe konularını bilmiyor (% 46), Ders saatleri yetersiz (% 25).
Toplumların ilerlemesi, insanların düşünce ve araştırma özgürlüğüne bağlıdır. Felsefe de insanlara düşünmeyi öğretmelidir. Çağdaş insan kendi ürettiği değerleri, hatta bilimi bile tekrar tekrar sorgulayan, eleştiren ve gerekince değiştiren bir canlıdır. Felsefe, eğer kuru, hazır kronolojik bilgilere dayalı, akılcı düzenleme ve öğretiler olarak sunulursa, güncel konu ve olaylarla doğru şekilde bağlantısı kurulamazsa, ezber soyut bilgiler yığını haline gelir.

Anahtar Kelimeler: Öğretmen Adayı, Felsefe, Analitik Düşünce



Giriş

İslam dünyası Suriye, Irak, İran, Türkistan bölgelerinde yayılınca Yunan ve Hint felsefesinin eserleriyle karşılaşmış, bunlar Arapçaya çevrilmiş ve felsefe içerikli Kelam dersi eğitim kurumlarında okutulmaya başlanmıştı. Ancak bu ders, İslam dünyasının geniş bir bölgesinde zaman içinde yasaklandı. Fatih zamanından sonra bizde de felsefe içerikli tartışmalar bitti. Felsefe derslerinin tekrar okul programlarına girmesi, Batı tipi okulların kurulmaya başlanmasından oldukça sonra, 2. Meşrutiyet döneminde 1910 yılında olmuştur (Ergün, 1996a).
Bu tarihten sonra gerek Osmanlılar gerekse Cumhuriyet döneminde Felsefe (Filozofi) dersleri lise ders programlarında 1-3 saat arasında değişen bir miktarda yer almıştır. Ders bazen Mantık bazen Sosyoloji ile bitişik şekilde verilmiştir (Dombaycı, 2002; Cicioğlu, 1985; Kafadar 1994a,1994b).
Bu derslerde ne okutulmaktaydı? Metafizik, felsefe ekolleri, estetik, mantık, sistematik felsefe başat konulardı. Bazen ahlak, inkılap ilkeleri ve sosyoloji anlatılarak içerik felsefeden oldukça uzaklaştırılıyordu (Cicioğlu, 1985). Ders bazen Felsefe, bazen Filozofi, Felsefeye Başlangıç, Felsefeye Giriş gibi adlar almıştır. Dersin amaçlarına baktığımızda bazı programlarda gençleri Türk toplumuna yararlı bireyler olarak hazırlamak, Türk-İslam düşüncesini tanıtmak, Atatürkçü bir zihniyet geliştirmek gibi felsefe ile çok bağdaşmayan ifadeler görülmektedir (Kafadar (1994). Yani Felsefe çoğu zaman bir kültür dersi gibi görülmüştür. Felsefi düşünme etkinliği bazı programlarda yer almış, bazılarında çıkartılmıştır. Mevcut programda var olan 22 hedef ve 115 davranış tamamen bilişsel düzeydedir. Bunların da büyük çoğunluğu bilme ve açıklama düzeyindedir; tepkide bulunma, değer verme, örgütleme, kişilik özelliği haline getirme gibi hususlarda davranış yazılmamıştır (Dombaycı, 2002).
Görüldüğü gibi, ortaöğretim kurumlarında oldukça uzun zamandan beri felsefe dersleri vardır. Ancak felsefe derslerine ilişkin halkta ve öğrencilerde olumsuz ve antipatik bir vaziyet alış olduğu da, basit gözlemlerden ve her öğrencinin kendi özgeçmişinden ortaya çıkan bir gerçekliktir. Bu gerçekliğin uzun yıllardır değiştirilememiş olması, felsefeyi her geçen gün daha işlevsiz ve yararsız hale getirmiştir. Çünkü, felsefeye yüklenmesi gereken rolün ne olduğu konusunda bir kafa karışıklığı olduğu görülmektedir. O yüzden felsefeden ne anlamamız gerektiği konusunda ortak bir tavır ve anlayış birlikteliğine gereksinim vardır.
Felsefe, gerçeği bir bütün olarak her yönü ile araştırmaktadır. O evrenseldir, gerçeğin bütününü en son ve aslî temellerini araştırır. Felsefe, insan tecrübeleri üzerine kurulur. İnsanın, evrenin işleyişine ilişkin anlayamadığı, açıklayamadığı ve engel olamadığı durumlarda duyduğu hayret ve şaşkınlık, onu düşünmeye, zihinsel açıklamalar yapmaya, araştırmaya, bilmeye zorlamaktadır. Öte yandan, deney yoluyla elde edilen bilgilerden şüphe duyulması, insanın hiçbir şeyi doğrudan kabul etmemesine, eleştirel düşünmeye tabi tutulmasına neden olmaktadır (Ergün, 1996b).
Felsefe, bir soyutlamalar dizgesi olarak, öğretiminin, yapılması en zor alanlardan birisidir. Buna bir de felsefeye karşı kulaktan dolma, olumsuz bilgiler eklenince, felsefe öğretimi daha da zorlaşmaktadır. Bütün bu zorlukların üstesinden gelmek için, öncelikle bu dersi alan öğrencilerin derse karşı tutumlarının, neleri beğenip beğenmediklerinin betimlenmesi gerekir. Felsefeye karşı olumlu tutum geliştirmenin yolu, onu anlaşılır kılabilmek olmalıdır. “Öğrenci” anlayamadığı şeyi sevemez, sevmediğini anlayamaz. Matematik, Fizik gibi zor olduğu varsayılan ve sevilmeyen derslerin başına gelen, “Felsefe”nin de başına gelmektedir. Bunların yanı sıra, felsefi uğraşları olanların akli melekelerinden şüphe duyulması, felsefe öğretimin dinsizlik olarak algılanması veya öyle tanıtılması; bunun sonucu olarak olsa gerek, felsefe öğretmeni yetiştirmek yerine, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi öğretmenlerinin Felsefe derslerine girmesi de, felsefeyi anlaşılır ve sevilebilir olmaktan uzaklaştırmış olabilir.
Felsefe derslerine hak ettiği değeri verebilmek ve onu sevilebilir ve anlaşılabilir kılabilmek için, işin en başında felsefe dersi alan, almış ve alacak olanların seslerine kulak vermek gerekir. Onlar felsefeden ne anlamakta ve beklemektedirler? Sevgilerinin ya da sevgisizliklerinin temel nedenleri nelerdir? Nasıl bir Felsefe dersi ve öğretmeni düşlemektedirler?
Felsefe herhangi bir dersin herhangi bir kavramı gibi tanımlanabilir olmaktan uzaktır. Felsefenin kaosu burada başlamaktadır. Felsefe kavramının tanımını yapmadan bir felsefe dersine nasıl başlanabilir ya da başlanabilir mi?
Felsefe ile ilk kez karşılaşan, bu alanı tanımak isteyen birine felsefenin ne olduğunu anlatmak ve tanımlamak ne ölçüde geçerlidir? İnsan yeni bir alanla karşılaştığı zaman, özellikle o alanda düşünsel bir etkinliğe girişmesi söz konusuysa, önce ona ne yapacağının tanıtılması gerekmez mi? Bunun çoğu kez doğalmış gibi görünen yanıtı, başka bir çok dalda olduğu gibi, felsefeye başlarken de önce "felsefe nedir" sorusunun yanıtlanması gerektiğidir. Oysa, böyle bir yanıtın geçerlilik sınırlarının iyi saptanması önem taşımaktadır. Çünkü felsefeye onun ne olduğunu sorgulayarak başlamak; eğer ona verilebilecek doğrudan bir tanım, doyurucu bir yanıt bulunuyorsa ve bunlar felsefi düşünceye ilk adım olarak yararlı olacaksa, doğru ve geçerlidir. Ama birbiriyle çelişen yüzlerce tartışmalı tanım verilecekse, böyle bir tanım çabasıyla, daha henüz giriş aşamasında felsefeyi tanıtmak ve anlatmak, yarardan çok zarar getirebilir (Denkel, 2003).
Felsefe bir bakıma sorulara ve problemlere getirilen yanıtlar ve çözüm denemeleri, bu yanıt ve çözüm denemelerinin yol açtığı yeni soru ve problemler topluluğudur (Özlem, 1997). Felsefenin asıl görevi soru sormak, araştırmak ve bu araştırmaları devam ettirmektir. Felsefenin en önemli görevi “bilen” insandan çok düşünen, bilgiler arasında bağlantılar kuran insan yetiştirmektir (Küken, 1996). "Felsefe, doğal ve insansal dünyaya ilişkin tüm bilgilerin ve kavramların güvenilirliklerini, anlamlı olup olmadıklarını, insansal yaşama katkılarını eleştirel bir yaklaşımla tartışıp değerlendirmektir” (Arat, 1994). Yani, insan yaşamına giren her şey, felsefeye konu olabilir. Felsefe, belli bir aydınlar grubunun, insandan ve yaşamdan kopuk, anlaşılmaz kurgular ürettikleri bir bilgi dalı değildir. Yaşamla felsefe arasındaki gerçek bağı göremeyen ya da kuramayan biri felsefeci olamaz. Belki bu nedenle Diderot "Felsefeyi halklaştırmakta acele edelim. Filozofların önde yürümelerini istiyorsak, halkı filozofların bulunduğu noktaya yaklaştıralım" diyor. İnsan, çevresi ile birlikte vardır. Ortega y Gasset, "Ben, kendim ve çevremim; eğer çevremi kurtaramazsam, kendimi de kurtaramam" diyor. Felsefe, bireysel ve toplumsal bir olgu ve bir sorumluluktur.
Felsefeye nasıl başlanmalıdır? Felsefe her türden konu, kavram ve etkinliği çözümleyip açıklığa kavuşturmak ister. Wittgenstein, felsefeyi bir öğretiler yığını, bir düşünce tarihi olarak değil, "bir etkinlik biçimi” olarak değerlendiriyor. Felsefeye bir etkinlik olarak başlamalıdır. Eğitimde öğrenciye, ya da felsefeye ilgi duyan herhangi birine bu alanın tanıtılması, bir felsefe sorununu ortaya atıp, bu sorunu kendisine aktardıktan sonra çözüme yönelik bir tartışma açılarak daha etkili bir biçimde gerçekleştirilebilir. Felsefe literatürü ilginç sorunlarla doludur. Bunlardan birini, güçlük çekilmeden, izlenebilecek ve daha başlangıçta terminoloji altında ezilmeden, kavranabilecek günlük bir dilde ortaya koymak, iyi bir başlangıç için yeterlidir. Felsefi etkinlik içine girmiş ve bu etkinliği yaşamış kişiye yaptığının ne olduğunu ayrıca tanımlamaya gerek var mıdır? Eğer böyle bir tanıma gerek duyuluyorsa, onu bu etkinlik deneyimi ertesinde vermek ve anlaşılır duruma getirmek çok daha kolay olacaktır. Çünkü, artık somut olarak tanınan bir etkinliği tanıma dökmek, o etkinlikle henüz karşılaşmamışken onu soyut bir tanım aracılığıyla kavramaya çalışmaktan daha kolaydır. Felsefe uğraşının her aşamasında olduğu gibi, başlangıcında da, tanım ve özel terimleri sona atıp, sorunu anlaşılabilir bir biçimde ortaya koyarak felsefe etkinliği içine girmek, bu konunun doğasının kavranılması yönünde daha yararlı ve etkili bir yol olabilir (Denkel, 2003).
İonna Kuçuradi (1996), felsefe öğretiminin kişilere insanın çeşitli olanaklarının farklı değerini gösterdiğini, bu bilgilerin ışığında kendilerini görebilmelerine imkan tanıdığını; kendi olanaklarını görebilme ve geliştirebilmelerine, temel amaçlarını oluşturmalarına, yaşamdan ne istediklerini belirlemelerine ve kendi yollarını çizebilmelerine yardımcı olan bir eğitim alanı olduğunu söyler. Çağımızda birçok sistem insanın olayları gerçek yüzüyle görmesini, anlamasını, yorumlamasını ve sorunları çözmesini engelleyen paradigmalar oluşturuyorlar. İdeolojiler, dinler, ekonomik sistemler, güçlü devletler, tek boyutlu öğretiler vs basın-yayın ve eğitim kurumları vasıtasıyla insanları istedikleri gibi şekillendirip özgür düşünmelerini engellemek istiyorlar. Oysa felsefe her devirde düşünmeyi, tartışmayı, eleştirmeyi, anlamlı bir biçimde "evet" ya da "hayır" demeyi, özgür ve özerk seçim yapıp karar vermeyi öğretecek fikir sistemleri olarak ortaya çıkmıştır. Düşünmeyi öğrenememiş, felsefe geleneği olmayan toplumlarda kolay tanımlar ve hazır formüller, büyük kitlelerce hemen benimseniyor (Arat, 1994). İnsanlar hızlı karar vermeye veya verilmiş kararlardan birini tercih etmeye zorlanıyor. İnsanın üretkenlik ve yaratıcılığı yavaş yavaş yok oluyor. Çağdaş toplumlar hızla aydın yoksulluğu çeken toplumlar haline geliyorlar.
Türkiye’de felsefe eğitimi yüzyıla yakın zamandır fasit bir daire içinde dönüyor. Gençler felsefi düşünmeyi, sorunları önyargısız bilimsel bilgi ve yöntemlerle inceleyip özgür tartışmayı beceremiyorlar. Yani felsefe dersi görevini yerine getiremiyor. Bu konuda yapılmış birçok çalışma belki sorunun bazı yönlerini ortaya koymakla beraber (Yıldırım ve Cennet. 1998; Tozlu, 1986; Kuçuradi, 1987).), soruna kapsamlı ve uzun soluklu çözümler getirmiyor. Bizim yanımıza gelen, liselerde Felsefe dersi almış olup da üniversite düzeyinde tekrar Felsefe dersi alacak olan öğrencilere bazı sorular sorarak, ortaöğretimdeki Felsefe dersinin başarısızlığını analiz etmek istedik.

Problem Durumu

Felsefe derslerine hak ettiği değeri verebilmek ve onu sevilebilir ve anlaşılabilir kılabilmek için, felsefe dersi alan, almış ve alacak olanların seslerine kulak vermek gerekir. Onlar felsefeden ne anlamakta ve beklemektedirler? Sevgilerinin ya da sevgisizliklerinin temel nedenleri nelerdir? Nasıl bir felsefe dersi ve öğretmeni düşlemektedirler? Felsefe onların düşünce atmosferini değiştirmekte midir? Yoksa, felsefe dersi almakla almamak arasında bir fark bulunmamakta mıdır? Bu sorular çoğaltılabilir. Her birine tek tek yanıtlar aranabilir. Aranmalıdır da…
Bu çalışmada, “lisede aldığınız felsefe derslerinin aksayan yönleri nelerdi?” sorusuna cevap aranmaktadır.

Yöntem

Bu çalışmada, AKÜ Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği 1. Sınıf II. yarıyılında verilmekte olan “Felsefeye Giriş” dersini alan 2003-2004 öğretim yılında 109 ve 2004-2005 öğretim yılında 108, 2005-2006 öğretim yılında 104 öğrenciye, “lisede aldığınız felsefe derslerinin aksayan yönleri nelerdi” sorusu sorulmuştur. Bu soruya çok uzun olmayan bir kompozisyonla cevap vermeleri istenmiştir. 321 denekten elde edilen bulgular okunmuş ve değerlendirilmiş, veri hazırlama (data reduction) (Miles and Huberman, 1994) safhasında iç tutarlılıktan yoksun olan 102 deneğin görüşleri değerlendirme dışı tutulmuştur. 219 deneğin görüşleri iki kodlayıcı tarafından kodlanmış, belli kavramlar elde edilmiş ve bu kavramlar açısından yeniden değerlendirme yapılmış, en çok frekans alan 11 temel yargı elde edilerek bunların frekans ve yüzdeleri çıkarılmıştır.
Araştırma verileri okuyarak ve elle değerlendirilmiştir. Burada niteliksel verilerin ve özellikle yazılı metinlerin değerlendirilmesinde kullanılan QSR NUD*IST 4.0 (Non numerical Unstructured Data Indexing Searching and Theorizing), QED-Analysis, Metamorph, TACT (Text Analysis Computing Tools) gibi elektronik değerlendirme programları hem bizim yazılarımızın elektronik ortama aktarılma güçlüğünden hem de bu programların dil değerlendirme güçlüklerinden dolayı kullanılamamıştır. Ama elle de olsa, temelde bu programların da kullandığı niteliksel (qualitative) veri değerlendirme teknikleri kullanılmıştır.
Bu araştırma örneklemden elde edilen bulgularla sınırlıdır.

Bulgular Ve Yorum

Tablo: Öğretmen Adaylarına Göre Felsefe Öğretimindeki Aksaklıklar

Görüşler                                                                                                    f      %

Konular çok soyut                                                                               209   95
Konular güncel yaşamla ilgili değil                                                 201    92
Kavramlar çok soyut                                                                         200     91
Öğretmenler, öğrenci seviyesine uygun anlatamıyor               175     80
Ezbere yönelik bir ders yapılıyor                                                    170      77
Çoğunlukla kişilerin görüşleri üzerinden ders yapılıyor           168      76
Dersler çok monoton işleniyor                                                        161      73
Dersler tek ders kitabı üzerinden yapılıyor                                   160      73
Ders öğretmeni dersini severek anlatamıyor                              132       60
Ders öğretmeni felsefe konularını bilmiyor                                  101       46
Ders saatleri yetersiz                                                                         56         25



Konular Çok Soyut: Öğrencilerin % 95’i felsefe dersini oluşturan konuların (içerik) çok soyut olduğunu ileri sürmektedir. Felsefe dersini alan öğrenciler, yaş dönemleri itibari ile soyut işlemler döneminde olmalarına rağmen, Felsefe dersi içeriğini algılamada güçlük çekmelerini doğal karşılamak gerekir. Bunun nedeni, ilköğretimden itibaren, derslerin işlenişinin ezberci ve bilgi nakletmeye dayalı bir kurgudan ibaret olmasıdır. Orta öğretim 11. sınıfta Felsefe dersi alan öğrenciler, her ne kadar soyut işlemler döneminde olsalar da, çoğunlukla günlük yaşamda karşılığı “somutlaştırılabilen soyutlamalar”ı algılayabilirler (Yapıcı ve Yapıcı, 2005). Felsefe dersi içeriği itibari ile üst düzey soyutlama, kavram ve kuramlardan oluştuğu için, ders öğretmenlerinin öğrencilerinin bilişsel gelişim düzeylerinin farkında olarak, dersi somutlaştırmaları ve güncel yaşamla bağını kurmaları gerekir.
Konuların anlaşılmaz derecede soyutluğu, öğrencileri, Felsefe’ye karşı olumsuz tutum geliştirmeye yönlendirebilmektedir. Felsefe’ye karşı geliştirilen olumsuz tutum ise, toplumsal düşünme ve analitik sorgulama becerilerinin körelmesi açısından ürkütücü ve gelecek açısından kaygı verici bir durum olarak düşünülebilir.

Konular Güncel Yaşamla İlgili Değil: Öğrencilerin % 92’si Felsefe dersi konularının güncel yaşamla ilgili olmadıklarını düşünmektedirler. Bilişsel gelişim özelliklerinin doğal bir sonucu olarak, öğrenciler, konuların günlük yaşamla bağını kurarak somutlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu durum, onların içinde bulundukları düşünme becerisi ve yeterliliğinin yarattığı bir sonuç olarak düşünüldüğünde; yapılması gereken öğretmenlerin konuları ezberden uzak tutmaları ve günlük yaşamla bağını kurabilmeleridir. Örneğin, sokratik sorgulamayı felsefe metinleri üzerinden yapmak yerine güncel yaşamda denemeye çalışmak, hem daha ilgi çekici hem de somutlaştırıcı ve akılda kalıcı olmasını sağlayabilecektir.

Kavramlar Çok Soyut: Öğrencilerin % 91’i derse ilişkin kavramların çok suyut olmasından yakınmaktadırlar. Felsefe dersi gerçekten de son derece üst soyutlamalar içeren, arka planı son derece derin kavram ve terimlerden oluşmaktadır. Bu kavramların analizi çocuğun bilişsel ve duyuşsal gelişimine uygun olarak yapılmadığında, hem anlaşılması güçleşecek hem de düşünme zenginliği yaratamayacağı açıktır. Bu nedenle, Felsefe dersi kavramlarının uygun bir kavram öğretimi yoluyla öğretilmesi, ezberden uzak tutulması yararlı olabilir. Örneğin, kavramların öğretiminde biliş (zihin, mind map) haritalarından yararlanılabilir.

Öğretmenler dersi öğrenci seviyesine uygun anlatamıyor: Öğrencilerin % 80’i Felsefe öğretmenlerinin öğrenci seviyesine uygun ders anlatamadıklarını ileri sürmektedirler. Karşısındaki öğrencilerin bilişsel ve duyuşsal gelişim özelliklerinden haberdar olmayan ve bunu da umursamayan bir öğretmen yetiştirme politikasından dolayı bütün eğitim kurumlarımızın ortak problemi olan bu sorun, doğal olarak kendisini burada da göstermektedir. Felsefe bilmekle, felsefe öğretimi yapmanın birbirinden farklı durumlar olduğunu, felsefe öğretimi yapmanın, çocuğun bilişsel ve duyuşsal yönlerini tanımaktan geçtiğinin bilinmemesi, bu sorunu sık sık karşılaşılan genel bir eğitim problemi haline getirmektedir.

Ezbere yönelik bir ders yapılıyor: Öğrencilerin % 77’si ezber yapılmasından şikayet etmektedirler. Felsefeyi kronoloji, kim ne demiş noktasına indirgeyerek anlatmak ve bunları yoklayan ölçme değerlendirme soruları sormak, dersi ezber kurgusu üzerine oturtmaktadır. Oysa Turgut’a göre (1993); öğretmen öğrencisine büyük otoritelerin bile yazdığı kitaplardan şüphe etmesini öğretmeli, onları; analitik yöntemi uygulamaya, soru sormaya teşvik etmelidir.

Çoğunlukla kişilerin (filozofların) görüşleri üzerinden ders yapılıyor: Öğrencilerin % 76’sı, filozof görüşlerinin ham olarak aktarılmasından şikayet etmektedirler. Soyut düşünme becerileri açısından, geçmiş öğrenme yaşantılarından gelen olumsuz alışkanlıklar (ezbere eğitim, tek ders kitabına dayalı öğretim, araştırma ve proje geliştirmeye önem verilmemesi vb...) felsefe dersinin de klasik bir ders kurgusuyla yapılmasına neden olabilmektedir. Bu durum üst düzey bir soyutlama etkinliği olan felsefeyi daha da zorlaştırarak, anlaşılır olmaktan uzaklaştırabilmektedir. Buna bir de, 2000 yıldan uzun bir süre önce yaşayan filozofların, neler söylediğinin güncel yaşamla bağının kurulmadan, sadece sözel yöntemlerle anlatılması eklenince, felsefe daha sevimsiz ve işlevsiz hale gelebilmektedir.

Dersler çok monoton işleniyor: Öğrencilerin % 73’ü, derslerin monotonluğundan yakınmaktadırlar. Felsefe dersinin sadece sözel yöntemlerle işlenmesi, yaş özellikleri ve zihinsel gelişmişlik açısından yeterince olgunlaşmamış olmaları, sıkıcı bir sınıf atmosferine neden olmaktadır. Bu durum da, öğrencilerin dikkat yoğunluk sürelerinin daha kısalmasına neden olabilir ve ders anlaşılır olmaktan uzaklaşabilir.
Felsefe derslerinde, sadece düz anlatım yöntemine başvurulmamalı, daha çok metin çözümlemesi yapılmalı, metin üzerinden güncel yaşamla bağ kurarak tartışma yönetimi etkili bir şekilde kullanılmalıdır. Direk’e göre (2002); felsefe dersi öğretmeni bir öğretici olmaktan çok, bir tartışma yöneticisi (lideri) gibi olmalıdır.

Dersler tek ders kitabı üzerinden yapılıyor: Öğrencilerin % 73’ü tek tip ders kitabından yakınmaktadırlar. Burada, eğitim sistemimizin en önemli sorunlarından birisi olan tek tip ders kitabı anlayışı yine karşımıza çıkmaktadır. Çeşitlilikten uzak, belli bir bakış açısıyla ele alınan ders kitapları, felsefe gibi üst düzey soyutlama gerektiren bir öğretim kurgusunu daha da olumsuzlaştıran bir faktöre dönüşüyor olabilir. Felsefe derslerinde, ders kitabı dışında felsefe metinlerinden de yararlanılmalıdır. Günlük yaşamda geçen olgu ve olaylardan da… yeterince soyut düşünme becerisi gelişmemiş bireylere, felsefenin günlük yaşamda işlevselliği gösterilebilmelidir. Bunu ders kitabı aracılığıyla sağlamak ise oldukça zor olabilir.

Ders öğretmeni dersini severek anlatamıyor: Öğrencilerin % 60’ı öğretmenlerin felsefe derslerini zevk alarak anlatamadıklarını ileri sürmektedirler. Öğretmenlerin bilişsel bir öğretmen yetiştirme kurgusundan geçerek öğretmen olmaları, duyuşsal hedef ve derslere, öğretmen yetiştiren kurumlarda neredeyse hiç yer verilmemiş olmasının bunda etkili olduğu düşünülebilir. Bunun yanı sıra, öğrencilerin derse karşı ilgisizliği, ekonomik nedenler, fazla ders yükü bu durumun ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ayrıca bir de, branş öğretmenlerinin derse girmediği düşünüldüğünde, bu durumun ortaya çıkması normal dahi kabul edilebilir.

Ders öğretmeni felsefe konularını bilmiyor (kitaptan okuyarak ders yapıyor): Öğrencilerin % 46’sı felsefe dersi öğretmenlerinin, felsefe dersi konularını bilmediklerini ileri sürmektedirler. Bunu da ders kitabından satır satır okuyarak ders yapmalarına dayandırmaktadırlar. Bu bulgu o kadar üzüntü vericidir ki yorum yapmada savunma mekanizmalarını harekete geçirmektedir. Büyük bir olasılıkla, branş felsefe olmayan öğretmenlerin verdiği felsefe derslerinde meydan geldiği düşünülebilir. Ama her şeye rağmen, bir öğretmen kimliği ile derse giren bir insanın ne olursa olsun, masaya oturup kitabı satır satır okuması, okutması ya da yazdırması hiçbir şart altında kabul edilemez bir durum olarak düşünülmektedir. .

Ders saatleri yetersiz: Öğrencilerin % 25’i ders saatlerinin yetersiz olduğunu ileri sürmektedirler. Kuşkusuz, haftada 2 saatlik bir ders saatinin, felsefe içeriğini anlatmada yetersiz olduğu oldukça yerinde bir tespittir. Ancak, felsefe dersinin içeriğinin değiştirilmesi, filozofların kronolojik anlatımından çok felsefi düşüncenin ne olduğunun anlaşılması ve geliştirilmesi temeline dayandırılması daha yerinde olabilir. Buna rağmen, ders saatlerinin artırılması isabetli bir seçim olabilecektir. Ancak, mevcut kronolojik felsefe anlayışı korunacak ise, bu saatin bile fazla olduğu ileri sürülebilir.

Sonuç

Toplumlar felsefe derslerini öğrencilerin özgür düşünmeye, sorunlara analitik yaklaşmaya, konuyu gerçeklik, akıl ve mantık bağlamlarında irdelemeye ve çözmeye alıştırmak için vermektedirler. Oysa uygulamada eski devirlerde oluşturulan filozofların kapalı sistemleri günümüzle bağlantılar kurulmadan verildiği için ders sıkıcı, soyut, ezberlenmek zorunda kalınan bilgiler verme şekline gelmektedir. Bu konu dünyanın başka yerlerinde de çözülebilmiş değildir. “Sofi’nin Dünyası” gibi kitap formatları da felsefe tarihini daha sevimli ve anlaşılabilir yapmamıştır.
Toplumların ilerlemesi, insanların düşünce ve araştırma özgürlüğüne bağlıdır. Felsefe de insanlara düşünmeyi öğretmelidir. Çağdaş insan kendi ürettiği değerleri, hatta bilimi bile tekrar tekrar sorgulayan, eleştiren ve gerekince değiştiren bir canlıdır. Felsefe eğer kuru akılcı düzenleme ve öğretiler olarak sunulur, güncel konu ve olaylarla doğru şekilde bağlantısı kurulamazsa ezber soyut bilgiler yığını haline gelir. İnsan geleneklerin, kendi kafasında yarattığı kurguların, âlimlerin sözlerinin esiri haline gelme eğilimindedir. Onları kendi akıl ölçütleriyle değerlendirmeyi, kendi yolunu kendi aydınlatmayı, gerçeklere uygun yaşamayı daha zor bir yol olarak görür. Başkalarının görüş ve deneyimlerinden yararlanmak gerekir ama bunları kafanızda iyice sindirip kendinizin bir parçası haline getirdikten sonra.
Çağdaş insanın en önemli sorunlarından biri, doğru seçim yapıp kendi yaşama ortamını kendisinin yaratamamasıdır. İnsanın doğru seçim yapmasını engelleyen bir haber patlaması, hızla akan bir görsel-işitsel dünya ve insanı şekillendirmeye çalışan birçok siyasi, dini, ekonomik sistemler onu rahat bırakmamaktadır. Bütün bu şartlar içinde insanı insani değerlerine sahip çıkan, geleceğe ümitle bakan, bağımsız ve özgür düşünen bir varlık olarak yetiştirebilmenin tek şansı Felsefe dersleridir. Ancak doğru verilmesi kaydıyla.
İnsanlık, felsefe dersine İlkçağlarda ve hattâ bütün geçmiş zamanlarda olduğundan daha fazla muhtaçtır.

Kaynakça

Arat, N. (1994). “Felsefe Eğitimi”, Abece, Sayı 100, s.27-28.
Cicioğlu, H. (1985). “Cumhuriyet Döneminde Ortaöğretim Programlarında Felsefe Grubu Derslerinin Analizi”, Eğitim ve Bilim, Sayı: 55, s.16-22
Denkel, A. (2003). Düşünceler Ve Gerekçeler, Ankara: Doruk Yayınları.
Direk, N. (2002). Küçük Prens Üzerine Düşünmek, İstanbul: Pan Yayıncılık.
Dombaycı, M. A. (2002). Ortaöğretimde Öğretim İlke, Yöntem Ve Teknikler Açısından Felsefe Öğretimi, Ankara: Gazi Üni. SBE Yüksek Lisans Tezi.
Ergün, M. (1996a). İkinci Meşrûtiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ankara: Ocak Yayınları.
Ergün, M. (1996b). Eğitim Felsefesi, Ankara: Ocak Yayınları.
Gaarder, J. (2001). Sofi'nin Dünyası, İstanbul: Pan yayıncılık
Kafadar, O. (1994b). “Türkiye'de Cumhuriyet Döneminde Liselerde Felsefe Eğitimi”, A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Sayı; 2, s.691-717.
Kafadar, O. (1994a). “Felsefe Öğretiminin Türk Eğitim Sistemine Giriş Ve Tarihi Gelişimi”, A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, s.279-288.
Kuçuradi, İ. (1996). “Felsefe Açısından Eğitim ve Türkiye’de Eğitim (Açış Konuşması)”, Seminer Bildirileri 17-18 Kasım 1995, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.
Kuçuradi, İ. (1987). “Ortaöğretim Kurumlarında Felsefe Öğretimi”, Ortaöğretim Kurumlarında Sosyal Bilgiler Öğretimi, Ankara: TED Yay. S.193-218.
Miles, M.B, and Huberman, A.M. (1994). Qualitative Data Analysis, 2nd Ed., p. 10-12. Newbury Park, CA: Sage.
Özlem, D.(1997). Günümüzde Felsefe Disiplinleri, (Editör ve Çeviri: D. Özlem), İstanbul: İnkılap Kitapevi.
Tozlu, N. (1986). “Liselerde Felsefe Dersi Öğretiminin Problemleri”, Din Öğretimi, Sayı 7, s.108-127; Sayı 8-9, s.128-138
Turgut, İ. (1993). “Felsefe Tavırlı Öğretmen” İzmir 1. Eğitim Kongresi Bildirileri 25-27 Kasım 1991, s. 612-615, İzmir: Buca Eğitim Fak. Yay.
Yapıcı, Ş. Ve M. Yapıcı (2005). Gelişim Ve Öğrenme Psikolojisi, Ankara: Anı Yayıncılık.
Yıldırım, Ali; Cennet Engin. (1998). “Liselerdeki Felsefe Dersi Öğretiminin Değerlendirilmesi”, Çukurova Üniversitesi Dergisi, Sayı: 17, s.102-117  

1262
0
0
Yorum Yaz