13 04 2007

ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ DERS NOTLARI-2 (Devamı)

4. Güdülenme süreci (güdülenme ve pekiştirme): Bandura, öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Güdülenme süreci, öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir. Pekiştirilen davranışlar tekrar edilir, cezalandırılan davranışlar ise söner. Bundan başka Bandura, dolaylı pekiştirme ve dolaylı cezanın da etkili olduğunu belirtmiştir.
Bandura’nın değer verdiği bir diğer pekiştirme türü ise içsel pekiştirmedir. (Bireyin kendi yeterliğinden zevk almasıdır.)
Model alma yoluyla kazanılan ürünler
1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve psikomotor becerileri (masa tenisi oynama) öğrenebilir.
2. Önceden öğrenilmiş olan yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar. Kendisinin yapmaktan çekindiği bir davranışı model gösteriyor ve pekiştiriliyorsa, gözlemci de bu davranışı gösterir hale gelebilir.
3. Gözlemci yeni değerler ve inançlar kazanabilir. Model, gözlemci için sosyal bir harekete geçirici olabilir. (Gösteri, miting vs.)
4. Modeli gözleyerek çevrenin ve eşyanın nasıl kullanılacağını öğrenir. Yetişkinler de bu yöntemi kullanır. (Kahve fincanı)
5. Duygusal tepkilerin nasıl gösterileceğini de bu yolla öğrenebilir. Özellikle çocuklar bu yolla öğrenirler.
S.219
Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar
1. Dolaylı Pekiştirme
Davranışı pekiştirilen modeli izleyen bireylerin, modelin davranışlarını daha kısa sürede ve sıklıkla taklit ettiği görülür. ÖR: Derse katılan öğrenciyi öğretmenin övmesidiğer öğrencileri de derse katılması için cesaretlendirir.
2. Dolaylı Ceza
Modelin olumsuz davranışlarının cezalandırılması, gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmalarını engellemekte veya azaltmaktadır. Bir gruptaki bireylerin, kurallara uymalarını sağlamada ve istenmeyen davranışları engellemede önemli role sahiptir. ÖR: Yalan söyleyen bir öğrenci cezalandırıldığında diğer bireyler aynı durumla karşılaşmamak için yalan söylemezler. Ancak çocuklar saldırganca ve duygusal olarak cezalandırılırlarsa, saldırganlığı taklit etme eğilimi doğabilir. Yani saldırganca cezalandıran anne-babalar, çocuklarının da saldırganca cezalandıran birer anne-baba olmalarına neden olurlar.
3. Dolaylı Güdülenme
Gözlenen ürünler, bireyi sadece bilgilendirmez, aynı zamanda onu elde etmeye de güdüler. Gözlenen davranış, değer verilen bir ürünle sonuçlanırsa, birey davranışta bulunmaya istek duyar. Ayrıca gözlemci o davranışı yapabileceğine inanmalıdır. Başkalarının başarılarını ya da başarısızlıklarını gözlemek, belli bir davranışı yapmak için, bireyin kendi yeteneğini değerlendirmesine yardın eder. ÖR: Sınıfta burs kazanan bir öğrenciyi gören ve kendi düzeyinin de burs kazanmaya uygun olduğunu gören birey harekete geçer.
4. Dolaylı Duygu (Dolaylı Duygusallık)
Birçok duygu gözlem yoluyla kazanılır. Birçok insan doğrudan zarar görmedikleri halde fareden, köpekten, yılandan, hocadan, sınavdan korkmaktadırlar. Bu korkuların nedeni söz konusu korkulara sahip modellerin gözlenmesidir. ÖR: Böcek gördüğü zaman çığlık atan annesini gören çocuk, annesini taklit eder ve böceğin korkulacak bir yaratık olduğu sonucuna ulaşır.
Sosyal Öğrenme Kuramının İlkeleri
Karşılıklı Belirleyicilik: Bandura’ya göre bireyin davranışı ile çevre, karşılıklı olarak birbirini etkilemekte, bunun sonucunda bireyin sonraki davranışları belirlenmektedir. Hem çevre davranışı, hem de davranış çevreyi değiştirebilir.
● Pekiştirme ve ceza çevrede potansiyel olarak vardır. Ancak onların ortaya çıkışını davranışlar belirler. Ör: sürekli problem yaratan birey olumsuz bir sosyal çevre yaratmaktadır.
● Bandura’ya göre insanlar çevreyi belli yollarla etkilemekte, değiştirmektedir. Çevre de insanların daha sonraki davranışlarını etkilemektedir. ÖR: Saldırgan bireylerin olduğu bir yerde saldırganlık uygun görülür. Saldırganlığın uygun görüldüğü ortamdaki birey de saldırgan davranışları seçebilir.
Sembolleştirme Kapasitesi: insanoğlu, düşünme ve dili kullanabilme gücüne sahip olduğundan geçmişi hafızasında taşıyabilmekte, meydana gelmemiş olayları da zihinde sembolik olarak gerçekleştirebilmektedir. Yani bireyler dış çevre ile zihinsel işlevler arasında etkileşim kurar ve sembolik olarak düşünür.
Öngörü Kapasitesi: Bireylerin ileriyi görme, plan yapabilme, başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını kestirebilme kapasiteleridir.
Dolaylı Öğrenme Kapasitesi: Bireyler başkalarının davranışlarını gözlemleyerek birçok şey öğrenirler. Yaşam yalnızca insanların kendi yaptıklarından öğrenmelerini içerseydi çok kısıtlı kalırdı.
Özdüzenleme Kapasitesi: İnsanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarına, ne kadar uyuyacaklarına, ne yiyeceklerine, nereye gideceklerine kendileri karar verirler ve davranışlarını kontrol ederler.
Özyargılama Kapasitesi: İnsanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Bireyler etkinliklerin sonuçlarına göre yargıda bulunurlar. (Bu yargıya özyeerlik denir)
ÖZYETERLİK
Bireyin, farklı ve güç durumlarla baş etme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine, kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır, inancıdır. Bu güç durumlar, sınava girme, yarışmaya katılma, bir sınıfta öğretmenlik yapma, topluluk önünde konuşma vb.
● Bireyin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır.
Özyeterlik yargıları dört kaynaktan gelir.
1. Yaşantı: Bireyin doğrudan kendi yapığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucu elde ettiği bilgiler.
2. Dolaylı yaşantılar: Gözlenen modelin başarılı ya da başarısız ekinlikleri, bireyin aynı etkinliği başaracağına ya da başaramayacağına ilişkin yargıları ortaya çıkarır.
3. Sözel ikna: Bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatler öayeterlik algısını etkiler.
4. Psikolojik durum: Bireyin belli bir görevi başarma ya da başarısız olma beklentisi özyeterlik algısını etkiler.
● Öğrencilerin özyeterlik algısını güçlendirmek için öğretmenlerin, öğrencileri bireysel ihtiyaçlarına uygun öğretim yapmaları, işbirliğine dayalı öğretim yaklaşımlarını kullanmaları ve öğrencileri birbirleriyle kıyaslama yaklaşımından kaçınmaları gerekir.
Özyeterliği yüksek bireyin özellikleri
● Karmaşık olaylarla baş edebilir ● Karşılaştığı problemleri çözebilir
● Kendine güveni yüksektir ● Kendi ilgi ve yetenek saygı duyar
● Evde, okulda ve meslekte başarılı olur ● Cesaret ve inancı gelişmiştir
●Başarıya Odaklanır

ÖZDÜZENLEME
Bireyin kendi davranışlarını gözlemleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir. Yani bireyin, kendi davranışlarını etkilemesi, yönlendirmesi, kontrol etmesidir. Özdüzenleme insan olmanın bir özelliğidir. Bu nedenle Bandura’ya göre davranışlar sadece dışsal pekiştireçler ve cezalarla kontrol edilmez. İnsanlar davranışlarını büyük ölçüde kendi kendilerine düzenlerler
Birey kendi kendini değerlendirme sonucunda, kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışların düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler dışsal pekiştirmelere göre daha etkilidir.
Birey çevreyi gözlemleyerek performans standartlarını belirler (doğru davranışlar pekiştirilen davranışlardır). Daha sonra kendini gözlemler ve davranışlarından bu performans standartlarına uyanları pekiştirir uymayanları ise cezalandırır. (suç işleyip daha sonra pişman olma)
Sonuç olarak; sosyal öğrenme kuramında birey, kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçüleriyle karşılaştırarak değerlendirir ve kendini pekiştirerek ya da cezalandırarak davranışlarını düzenler. İnsan kendi davranışlarını kontrol edebilir. Dışarıdan başkalarının kontrolüne ihtiyacı yoktur.
Sosyal Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Özellikle okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocukların gözünde saygın bir yere sahip olan anne-baba ve öğretmenler, kendileri iyi birer model olarak, çocuklara pek çok istendik davranışları kazandırabilirler. ÖR: Yere tükürmemesi isteniyorsa büyüklerde tükürmemelidir
● Öğretmenler çocuğa yaratıcılığı, etkili öğrenme ya da çalışma stratejilerini, problem çözme becerilerini öğretmede, kendileri model olmalıdırlar.
● Gözlem yoluyla öğrenmenin temel süreçlerinden biri dikkat etmedir. Bu nedenle anne-baba ya da öğretmenler, çocukların model almalarını istediği davranışları dikkat çekici hale getirmelidirler.

BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI
GESTALT KURAM

● Wertheimer, Köhler ve Kofka tarafından geliştirilmiş bir yaklaşımdır.
● Gestalt, Almanca, bütün, şekil, biçim gibi anlamlara gelir. Gestalt kuramcılara göre; bütün parçaların toplamından daha farklıdır. Birey bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. ÖR: Bir senfoni orkestrasını dinlerken, her bir müzisyenin orkestraya katkısını analiz ederek değil, bütün olarak dinleyip anlamaya çalışırız.
● Gestaltçılar, organizmanın dışarıdan gelen duyumlara kendisinden bir şeyler katara, yaşantıyı yeniden örgütlediğine inanmaktadırlar. Bizler dünyayı bütün olarak algılarız. Uyarıcıları birbirinden ayrılmış bir şekilde değil, bir arada anlamlı bütünler halinde görürüz.
● İçebakış yöntemini psikoloji için uygun görmekle birlikte, yapısalcıların bu yöntemi yanlış kullandığını belirtmişlerdir. İçebakış, yaşantıları bilmek için değil, anlamlı olan ve bütünlük taşıyan yaşantıları incelemek için kullanılmalıdır. (İnsanların dünyayı nasıl algıladığını öğrenmek için)
● Davranışsal yaklaşımı eleştirmişlerdir. Davranışların yalnızca uyarıcı-tepki ile açıklanmasının insan davranışlarını basitleştirdiğini savunmuşlardır.
● Uyarıcı-tepki örüntüsü yerine algısal örgütleme-algıya dayalı tepki formülünü önermişlerdir. Organizma sadece çevreden gelen uyarıcılara tepkide bulunmaz. Çevreyle etkileşim içindedir.
Gestalt Kuramda Algılama
● Gestalt psikologlar öncelikle algılama ve problem çözme süreçleriyle ilgilenmişlerdir. Öğrenmeyle ilgili görüşleri, algılamayla ilgili çalışmalarına dayanmaktadır. Algısal örgütlenme yasaları öğrenmeyi de açıklamaya yardım eder.
● Algı bir örgütlenmedir. Çok sayıda algılama ilkesi vardır. (şekil-zemin, yakınlık, benzerlik, tamamlama, basitlik)
● Gestaltçılar bu yardımcı yasaları daha genel ortak bir yasa çevresinde toplamak için çaba harcamışlardır. Bu genel yasaya Pragnez adını vermişlerdir.
Pragnez: Her psikolojik olayda anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi olmasıdır.
Algısal Örgütlenme Yasaları
1. Şekil – zemin algısı
İnsanın algılama sistemi şekil ve zemin arasında bir ayrım yapar. Şekil, bireyin, dikkatinin odaklandığı şeydir. Zemin ise, şeklin gerisinde kalan, dikkat edilmeyen, algı alanına girmeyen şeydir. Şekil zeminden daha dikkat çekici özelliklere sahiptir. Bazı durumlarda şekil ve zemin yer değiştirebilir. Ancak aynı anda her ikiside şekil ya da zemin olarak algılanamaz.
2. Yakınlık
Organizma birbirine yakın olan nesneleri gruplandırarak algılama eğilimindedir. İşitsel uyarıcıların gruplandırarak algılanması ise zaman içinde birbirlerine olan yakınlıklarına göre gerçekleşmektedir. Konuşmayı sözcükler ve cümleler arasındaki duraklamalara göre anlamlandırırız. Yazma ve okumayı ise sözcükler arasındaki ayrım ve noktalama işaretlerine göre yaparız.
3. Benzerlik
Şekil, renk, cinsiyet gibi pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler gruplanarak algılanma eğilimindedir.
4. Tamamlama
Organizma, önceden tanıdığı nesne, olay, ses ve etkinliklerin bazı parçaları eksik olsa bile onları tamamlayarak algılar.
5.Devamlılık
Aynı yönde giden noktalar, çizgiler vs birlikte gruplandırılarak algılanır.
6. Basitlik
Diğer unsurlar eşit olduğu takdirde birey, daha düzenli ve basit olan nesne ve şekilleri algılama eğilimindedir.
Algısal Değişmezler (Algıda değişmezlik)
Nesnenin içinde bulunduğu fiziksel koşullardan dolayı olduğundan farklı görünmesine rağmen bizim onu orijinal şekliyle algılamamıza denir. Renk değişmezli, büyüklük değişmezli ve biçim değişmezliği olmak üzere üçe ayrılır.
Algıda Seçicilik
Organizmanın pek çok uyarıcı içerisinden belli belli uyarıcıları algılamasına denir. Algılanan uyarıcıların seçilmesinde bireyin ilgi ve ihtiyaçları, uyarıcının büyüklüğü ve şiddeti rol oynar. (Kiralık ev arayan bireyin boş evler dikkatini çeker)
İllüzyon
Nesnelerin içinde bulundukları koşullardan dolayı olduklarından farklı algılanmasıdır. Psikolojik ve fiziksel illüzyon olmak üzere ikiye ayrılır.
Halüsinasyon
Herhangi bir uyarıcı olmamasına rağmen, bireyin algıda bulunmasıdır. Akıl hastalarında ve ateşli hastalık geçirenlerde görülür. Aşırı alkol alındığı durumlarda da görülebilir.
İÇGÖRÜSEL ÖĞRENME
Temel Özellikleri
1. Ön çözümden çözüme geçiş ani ve tamdır.
2. İçgörü yoluyla edinilen performans genellikle hatasız ve pürüzsüzdür.
3. İçgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
4. İçgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diğer problemlerin çözümüne kolaylıkla uygulanabilir.
5. Zeki olanlar içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.
İçgörüsel öğrenmeyle ilgili en ünlü deneyler 1913 – 1917 yıllarında Köhler tarafından maymunlarla Tenerife adalarında yapılmıştır. (Chica – kutu – sopa, Grande – boyuna kutu, Sultan - çubuk)
Böyle bir deney düzeneğinin yararı hayvanın tüm çözüm yollarını görmesidir. Oysa davranışçıların deneylerinde organizma labirenti çözümlemek için gereken bütün öğeleri görmemekte, deneme yanılmalardan sonra çözüme ulaşmaktadır. İçgörüsel öğrenmede maymun pek çok yol dener ve başarısız olur. Daha sonra köşede duran kutuları görür. Kutularla muza ulaşma arasındaki ilişkiyi kurar ve harekete geçer.
Maymun Thorndike’nin ifade ettiği gibi deneme – yanılma yaparak çözüme yaklaşmaz. Aktif olarak deneme yanılma yapmadan, zihinsel deneme – yanılmalar sonucu uygun çözümü bulduğunda harekete geçer.
Ön çözüm dönemi daha uzun süre almaktadır. Bu dönemde birey, karşılaştığı problemi ve problemin çözümü için verilen öğeleri, araçları değerlendirir. Problemin çözümü için olası yolları belirler, bu yolları zihinsel olarak test eder ve problemin çözümü için en uygun yolu keşfettiğinde harekete geçer. Bir bakıma bilişsel deneme – yanılmadır.
● En önemli özelliklerinden biri de öğrenilen ilkelerin kolaylıkla yeni durumlara transfer edilebilmesidir.
Yer değiştirme (Transfer): Bir problemin çözümünde kullanılan ilkenin, benzer bir başka problemin çözümünde de kullanılmasına denir. (Köhler - Civciv – koyu gri karton) (Senemoğlu – s.254)

Wetheimer ve üretici düşünme
Gestalt psikolojisine en önemli katkısı, Gestalt psikolojisinin ilkelerini eğitime uygulamak olmuştur.
İki tür problem çözmeden bahseder. A türü çözümler, bireyin kendisi tarafından bulunan içgörüsel çözümlerdir. B türü çözümler ise anlamadan ezberlemeye dönüktür. Kolayca unutulurlar.
Gestalt Psikolojisi ve Öğrenme
Öğrenmeyle ilgili görüşleri
1. Tekrar etme – pratik yapma: Hatırladıklarımız, algıladıklarımızın bizde kalan izleridir. Yaşantının tekrar edilmesi, öncekinin yeniden düzenlenmesine ve daha tutarlı, daha anlamlı hale getirilmesine yardım eder. Aralıklı tekrar bilgilerin bellekteki izini korur.
2. Güdülenme: Ödüllenen davranışların tekrar edildiği, cezalandırılan davranışların ise baskı altına alındığı (etki yasası) Gestalt psikologlar tarafından da kabul edilmektedir. İçsel ödül dışsal ödüle göre daha etkilidir.
3. Anlama: Problemin mekanik bir şekilde, eski alışkanlıkları ya da ezberlenen kuralları kullanarak değil, kavrayarak, sezerek, yapısal olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Fiziksel deneme yanılma değil, içgörüsel deneme yanılma kullanılmalıdır. Çözüm için kullanılan ilke keşfedilmelidir.
4. Transfer: Bir durumda keşfedilen ilkelerin bir başka durumda da kullanılabilmesidir. Transferi etkileyen Thorndike’nin dediği gibi, iki durumun öğeleri arasındaki benzerlikler değil, problemin ve kullanılan ilkenin anlaşılmasıdır.
5. Unutma: Unutmada iki öğe rol oynamaktadır. Birinci neden, geriye getirme için kullanılan ipucunun zayıf bir ipucu olması, yani bellekteki izle ilişki kurmayı sağlayamamasıdır. Diğer neden ise, bellekteki izin yeni örgütlenmeler sırasında giderek büyük ölçüde değişikliğe uğramasıdır.
Gestalt Kuramının Eğitim Açısından Değerlendirilmesi
● Gestalt psikologlarına göre öğretmen, dönem başında öğrenciye önce bütün olarak dersin temel çerçevesini organize edilmiş anlamlı bir bütünlük içinde vermesi daha sonra ayrıntıya inmesi gerekmektedir. Ders yılı için yapılan bu planlama her bir ünite için de yapılmalıdır.
● Konular basitten zora, bilinenden bilinmeyene doğru aşamalı olarak bir bütün halinde öğrencilere sunulmalıdır. Bu şekilde öğrenciye nerede olduğu ve ne kadar öğrendiği konusunda bilgi verir.

● Öğrencinin içgörüsel problem çözmesi için uzunca bir çözüm dönemine ihtiyacı vardır. Bu nedenle öğretmen, öğrenciye problemle ilgili yeni bilgi araştırması yapması, problemi yeniden kurması, olası yolları geliştirip bilişsel olarak denemesi için yeterli zamanı vermelidir.
● Eğitime yaptığı en önemli katkılardan biri içgörüsel öğrenme ve üretici düşünmedir. Yani problemin çözümü için tüm öğeler öğrenciye verilmelidir.
● Öğrenci ihtiyaç duyduğunda küçük ipuçlarıyla rehberlik etmelidir. Ancak çözümü öğrenci bulmalıdır.
● Öğrenmeyle ilgili yapılan tekrarlar, öğrencilerin yeni ilişkileri keşfetmesini, bellekteki izlerinin daha sağlam olmasını sağladığı için çokça problem çözülmelidir. Bu şekilde problem çözme sürecide kısaltılmış olur.
● Transferi kullanmaları için yani öğrenilenleri farklı durumlarda kullanmasını sağlamak için öğrencilere alışılmamış problemlerle karşılaştıracak ödevler verilmelidir.
● Dersin başında önceki öğrenmeler hatırlatılmalıdır.
● Hatırlamayı kolaylaştırmak için algı ilkeleri kullanılmalıdır.
GİZİL ÖĞRENME
Birey herhangi bir öğrenmeyi gerçekleştirirken farkında olmadan o konuyla doğrudan ya da dolaylı olan başka konuları da öğrenebilir. Bu öğrenmede herhangi bir pekiştirme söz konusu değildir. ÖR: Bir kitapta bir konu araştırılırken başka bir konunun da öğrenilmesidir.
Gizil öğrenmede bilişsel harita ve bilişsel senaryo olmak üzere iki etkinlik yer alır.
Bilişsel Harita: Fiziksel çevre ile ilgili zihinde oluşturulan haritaya denir. (Yer öğrenme) Bilşsel haritalar farkına varmadan öğrenilir.
Bilişsel senaryo: Zihindeki bir olayın nasıl gerçekleştiğine dair senaryoya denir. Bilinçli ve amaçlı bir şekilde öğrenilmezler. Ör: Lokantada yemek yemenin zihinde bir senaryosu vardır.

2573
0
0
Yorum Yaz