tebesirtozu 40 Takipçi | 13 Takip

GELİŞİMLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR, İLKELER ve GELİŞİMİ ETKİLEYEN

2017-05-04 15:13:00

GELİŞİMLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR, İLKELER ve GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER-1

Mehmet TUNÇER

MEB Müfettişi/Sosyolog/İK Uzmanı

Gelişimin ne olduğunu anlayabilmek için bu süreç içinde yer alan büyüme, olgunlaşma, öğrenme ve hazırbulunuşluk olgularının niteliğinin anlaşılması gerekir. Bunların gelişim süreci içindeki yeri ve rolünü anlamadan insan gelişimini açıklamak, gelişimle ilgili sorunlara çözüm getirebilmek mümkün değildir. ( Fidan ve Erden, 1993)

BÜYÜME :

Organizmanın bedensel boyutu ile ilgilidir. Bedenin ya da herhangi bir organın "bir durumdan başka bir duruma geçişinde görülen "değişiklikler dizisi" anlamına gelir (Binbaşıoğlu, 1990). Örneğin, boyun 50 cm"den 55 cm"ye geçişi bir büyüme belirtisidir. Kalp, ciğer ve diğer iç organların büyümesinde de durum aynıdır. Büyüme, gelişimin her yönüyle ilgilidir ve gelişim sürecinde vücut organlarında değişen bir hızla gerçekleşir. Boy hızlanırken, ağırlıkta yavaşlama olması gibi (Fidan ve Erden, 1993)

 

OLGUNLAŞMA:

Olgunlaşma, vücut organlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilecek düzeye gelmesi için, öğrenme yaşantılarından bağımsız olarak, kalıtımın etkisiyle geçirdiği biyolojik bir değişmedir. Olgunlaşma, fiziksel gelişime büyük ölçüde etki eder. Birçok psiko-motor davranışın yapılması olgunlaşmaya bağlıdır ( Senemoğlu,1997).“Olgunlaşma düzeyi”, bireyin fizyolojik yönden herhangi bir konuyu “öğrenebilecek” ya da “yapabilecek” duruma yahut yeterliğe erişmesi demektir. Örneğin, çocuğun sinir ve kas sistemi yeteri kadar gelişmeden çocuğa ne kadar yürüme alıştırmaları  yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez.

Öğrenilecek her nesne ya da konu, her şeyden önce, fizyolojik bir temel olan “olgunlaşmayı" gerektirir. Kısaca, olgunlaşma olmadan öğrenme olamaz. “Olgunlaşma düzeyi” sözü, öğrenilecek her konu için bir “olgunlaşma” durumunun söz konusu olduğunu anlatır. Bu düşünün sonucu olarak şöyle diyebiliriz: Herhangi bir organ, bir öğrenme durumu ya da konusu için “olgunlaşmış” olduğu halde, başka bir durum ya da konu için “olgunlaşmamış” olabilir. Örneğin, küçük bir çocuğun eli, top tutmayı öğrenecek kadar olgunlaşmış olduğu halde; kalem tutmak için olgunlaşmamış olabilir. Bu ve benzeri deneylerden anlaşıldığı üzere, olgunlaşma, daha çok görsel (nispi) ve “fizyolojik” bir nitelik taşır (Başaran, 1997) .

Öğrenmeye hazır bulunuşlukta olgunlaşma, insanın bedensel, devimsel, bilişsel, duygusal gibi tüm gelişim alanlarında bir öğrenim görevini yapabilecek büyümeye ulaşmasıdır. İnsanın olgunlaşması bir bütündür. Öğrencinin yalnız bir gelişim alanındaki büyümesine bakarak bir öğrenim görevini yapmaya hazır olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir.

Araştırmalara göre, eğer bir öğrenci bedensel ve devimsel olgunlaşmada yaşından geride ise, öbür gelişim alanlarında da geridir. Böyle bir öğrenci düşüncelerini bir konu üzerine toplamada, yönetmede; güçlükler karşısında duygularını denetlemede; işini direşkenlikle sürdürmede güçlük çekmektedir (Cronbach, 1978).

Ancak bedensel özürleri olan öğrencilerin, bilgiye dayanan öğrenim görevlerini öğrenmeye hazır bulunuşlukları, yaşıtlarından biraz daha ileride olabilmektedir. Bu öğrenciler, bedensel etkinliklere katılma yoksunlukları, ödünleme ve yüceltme uyum mekanizmaları yoluyla hafifletebilmekte ve güçlerini daha çok okumaya, yazmaya, araştırmaya yöneltebilmektedirler.

Bir öğrencinin, zeka testlerinden aldığı düşük puanlara bakarak, öğrenmeye hazır bulunuşluğunun olmadığını söylemek olanaksızdır. Öğrencinin zekâ bölümü, öğrenmeye hazır bulunuşluğunu kestirmeye yarayan etkenlerden yalnızca biridir. Öğrencinin öğrenmeye hazır bulunuşluğunun olgunlaşma açısından önemli engelleri şunlardır;

1-Kimi öğrenci, sınıfın öğrenim görevlerini başarabilecek yaşa gelmemiştir.

2-Kimi öğrenci, yaşı uygun olmasına karşın, bilişsel yönden, sınıfının öğrenim görevlerini yapabilecek düzeyde değildir.

3-Kimi öğrenci devimsel gelişim bakımından sınıfa göre geridedir.

4-Kimi öğrencinin, duyu organlarında özür olabilir.

 

Eğer bir öğrenci, sağlıklı, gelişimi yaşına uygun, konulara karşı ilgili ise, öğrencinin öğrenim görevlerine karşı hazır bulunuşluğu da yerindedir (Binbaşıoğlu, 1995 ).

Çocuk bir gelişim döneminden diğerine bireysel hızıyla, aşamalı olarak ilerler. Meydana gelen bazı değişmeler öncelikle olgunlaşmaya bağlıdır Olgunlaşma, fiziksel gelişime büyük ölçüde etki eder. Birçok psiko-motor davranışın yapılması olgunlaşmaya bağıldır. Örneğin; çocuğun kas ve kemik yapısı yeter olgunluğa gelmeden, ne kadar yürüme alıştırması yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez. Ayrıca olgunlaşma, çocukların belirli bir yaşta gösterebilecekleri özelliklerdeki en fazla artışı sağlayabilir. Henüz el kaslarını tam olarak kontrol edemeyen beş yaş çocuğu, genellikle on yaş çocuğu kadar düzgün ve kontrollü bir şekilde çizemeyecektir (Senemoğlu, 2001).

Çocuğun oturması, emeklemesi ve ayakta durabilmesi gelişiminde olgunlaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu faaliyetler, yaşamın ilk iki yılında kemik ve kas gelişimine, sinir sistemindeki gelişime ek olarak bedene tanınan deneyim fırsatları sonucu görülür ( Yavuzer, 1999).

ÖĞRENME:

Sadece büyüme ve olgunlaşmanın sağlanmasıyla gelişme oluşmaz. Gelişmenin meydana gelebilmesi için diğer bir öğe olan öğrenmeye ihtiyaç vardır. Öğrenme; bireyin çevresiyle belli bir düzeydeki etkileşimleri sonucunda meydana gelen nispeten kalıcı izli davranış değişmesidir. Örneğin; Down sendromlu çocuklar zihinsel olarak özürlüdür ve genetik miras, bu çocukların düşünme ve problem çözme yeteneklerini sınırlandırmaktadır. Fakat onlara, uygun yaşantılar sağlandığında pek çok şeyi öğrenebilirler.

 

HAZIRBULUNUŞLUK:

Hazırbulunuşluk, olgunlaşma ve öğrenme sonucu kişinin belli davranışları yapabilecek bir düzeye gelmesidir. Bir öğrenim görevini, beklenen edim düzeyinde gerçekleştirebilmesi için öğrencinin, öğrenim görevinin gerektirdiği olgunluk düzeyine ulaşmış ve ön yaşantıları kazanmış olması gerekir. Öğrenme için “olgunlaşma” gerekli ise de, “yeterli” değildir. Bireyin, öğrenme için “hazır” bulunması da gerekir. ”Hazırlık” olgunlaşmadan daha karmaşık bir terimdir. Hazırlık terimi, kısmen “olgunlaşma” terimini de kapsar; fakat hazırlığın “ruhsal” yönü daha ağır basar.

Çocukların bir davranışı öğrenmesi için gereken olgunluğa ulaşmasının yanı sıra yapılacak davranışla ilgili gerekli olan bazı bilgi ve becerileri de kazanmış olması zorunludur (Fidan ve Erden, 1993). Asıl öğrenme, çocuk ”öğrenmeye hazır” hale geldikten sonra başlar. Okuma-yazmayı öğrenmek için, çocuğun bir kısım organlarının olgunlaşması yanında, çocuğu buna heveslendirmek ve okuma-yazma alıştırmaları yaptırmak gibi hazırlık çalışmaları da gereklidir.(Başaran, 1997).

Örneğin, dört işlemi öğrenecek olan bir çocuğun hem dört işlemi kavrayabilecek bir olgunluğa ulaşması, hem de bunun için gerekli olan sayma, toplama, çıkarma vs ile ilgili bilgi ve becerilere sahip olması gerekir.

Koşullu Öğrenme Kuramları’na göre hazırbulunuşluk, öğrencinin, uyaranlara uygun tepkileri yapma ve bu tepkileri kendinde yerleştirme yeterliliğidir. Öğrenmenin oluşması için, öğrencinin uyarana gereken tepkiyi yineleyebilmesi ve pekiştirebilmesi gerekir. Karmaşık bir konunun öğrenilmesinde, konudan gelen uyaranların hazır bulunuşluk düzeyine indirgenip yalınlaştırılması ve yalın uyaranlara gereken tepkinin verilmesi, öğrencinin yeterliğine bağlıdır. Öğrenci bu yeterliğe ulaşmamış ise, programlaştırılmış öğrenme ile konu çözümlenerek, daha yalın uyaran-tepki basamaklarına indirgenebilir. Bu yöntemle konular, öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyine indirgendiğinde, karmaşık zor konuları öğrenmesi de imkânlı hale gelir.

Bilişsel Öğrenme Kuramları’na göre hazırbulunuşluk, öğrencinin yeni bir konuyu algılaması için gerekli olan, bilişsel örüntüyü geliştirmiş olmasıdır. Öğrencinin geliştirdiği bilişsel örüntüsü, öğrenmesinin temelidir. Öğrencinin geçmişte öğrendikleri, birbirini etkileyerek, bir alan oluşturur. Bu alanı oluşturan doku, öğrencinin bilişsel örüntüsüdür. Öğrencinin bilişsel örüntüsü yeni bir konuyu öğrenmeye yetmediğinde, konunun öğrenilmesi için gereken ön bilgi ve becerilerin kazanılması gerekir. Öğrenci bu yeterliğe ulaşmaz ise, öğretilecek konunun, bütünlüğünü bozmadan, öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyine indirilmesi zorunludur. Öğrencinin bilişsel örüntüsünün eşiği, konunun güçlük düzeyine uyamadığı sürece, konunun öğrenci tarafından algılanması sağlanamaz.

Güdüsel Öğrenme Kuramları’na göre hazırbulunuşluk, öğrencinin gelişiminin sonucudur. Öğrenci, doğuşundan başlayarak her yaşında, belli gelişim düzeyine ulaşır ve böylece yaşına uygun düzeydeki konuları öğrenmeye hazır olur. Gelişim kusurları olan öğrenci, yaşının gerektirdiği tepkileri yapmada da kusurludur. Öğrencinin, öğrendiği konulara karşı hazır bulunuşluğunda görülen kusurların kökeni, gelişimde çok önemli olan ilk çocukluk evresindeki gelişim bozukluklarıdır. Bir konuyu öğrenciye öğretebilmek için, öğrencinin gelişim düzeyi iyi tanınmalıdır. Öğrenme kuramları, bir öğrenim görevini öğrenebilmesi için öğrencinin yeterlik düzeyinin, bilişsel örüntüsünün ve gelişim düzeyinin, öğrenim görevinin düzeyine uygun olması gerektiğini savunurlar. (Binbaşıoğlu , 1995 ).

            Sonuç itibarıyla olgunlaşma, bireye yaşla birlikte artan yeterlikler sağladığı gibi, öğrenme fırsatları verildiği takdirde bireyin yeni ve daha karmaşık davranışları kazanması için gerekli olan hazırbulunuşluğu da beraberinde getirir. Ancak hazır bulunuşluk, bireyin sadece olgunlaşma düzeyini değil, aynı zamanda, bireyin önceki öğrenmelerini, ilgilerini, tutumlarını, güdülenmişlik düzeyini, yeteneklerini, genel sağlık durumunu da kapsar. Örneğin; bisiklet kullanmak için yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olan bir çocuk; bisiklet kullanmaya isteklidir, bisikleti kullanmak için gereli olan kaslar ve diğer organları yeterli olgunluğa erişmiştir, bisikletin nasıl kullanılacağı ile ilgili ön koşul öğrenmelere sahiptir, genel sağlık durumu bisiklete binmesine uygundur (Senemoğlu, 2001).

Kritik Dönem:Hazırbulunuşlukla ilgili önemli bir kavram da kritik dönemlerdir. Bazı öğrenmeler için kişinin her yönden en uygun bulunduğu bir hazırbulunuşluk düzeyi vardır. Bunlara kritik dönem ya da zamanlar denir. Bu zamanlar içinde belli bir davranışın öğrenilmesi daha kolay ve daha kısa süre içinde gerçekleşir (Fidan, Erden, 1993). Belirli zaman dilimlerinde, belirli özellikler ortaya çıkar. Belirli özelliklerin öne çıktığı bu gelişim aşamalarına “Dönem” denir. Kritik Dönem, ilgili davranışların kazanılması gereken, kazanılmadığında telafisi çok zor olan gelişim dönemidir.

Burada en önemli nokta “Zamanlama”dır. Bireye yaşamlarının belirli zamanlarında öğrenme fırsatı sağlanmadıysa gelişim ya yavaşlayabilir ya da tamamen durabilir. Kritik dönemlerde, organizma çevredeki uyaranlara karşı daha duyarlı olmaktadırlar.

Kritik dönemin en temel özelliği, çevresel uyarıcı ve olayların çocuğun gelişim ve öğrenme süreci üzerinde etkisidir. Kazanılması gereken dönemlerde kazanılmayan yaşantıların telafisi olmamakta ya da çok zor olmaktadır.

Örneğin 1798 yılında Paris yakınlarında bir ormanda bulunan ve kurtlar tarafından büyütülen "Victor" un durumu kritik döneme güzel bir örnektir. Bulunduğunda 12 yaşında olan Victor kendisine öğretilen birçok şeyi öğrenmesine karşın, dil konusunda problem yaşamıştır. Söylenenleri anlamasına karşın konuşma becerisi kazanamamıştır.
Diğer bir örnek ise ABD’ de 1 yaşından 13 yaşına kadar babası tarafından hapsedilen ve fiziksel olarak istismar edilen "Genie" ye aittir. Kurtarıldıktan sonra birçok şeyi oldukça iyi öğrenmesine karşın dil konusunda fazla mesafe kat edememiş, ulaştığı düzey 3-4 yaşındaki çocuğun konuşma düzeyi ile sınırlı kalmıştır.İki örnekte de görülen dil öğrenme ile ilgili bir zaman sınırının olduğudur(Anonim).

İnsan zihninin en hızlı geliştiği dönem 0-5 yaşları arasıdır. Bu dönemde çocuğun anlayabileceği nitelikte değişik ve bol uyarıcı vermek zihin gücünü arttırmaktadır (Fidan, Erden, 1993). Örneğin, bireyin okuma-yazma öğrenmesindeki kritik dönem 6 yaş civarıdır. Bu yaşlarda öğrenilemeyen bu yaşantının telafisi ileride daha da zor olmaktadır. Doğumunun ilk 6 ayında kendisine sevecen, sıcak ve ilgili davranılmayan bebekler, okul yıllarında sosyal ilişkilerinde zayıf olmaktadır. Yine aynı şekilde ikinci bir dil öğrenmenin en uygun olduğu yaş dilimi ise 6-11 yaşları arasıdır (Anonim).

GELİŞME:

Canlı varlığın bütün yaşamı boyunca geçirdiği ileriye ve geriye yönelik bütün değişiklikleri kapsar (Binbaşıoğlu,1990). Gelişim; öğrenme, yaşantı ve olgunlaşma sonucunda bireyde görülen düzenli ve sürekli değişiklikler olarak tanımlanabilir. (Selçuk, 1996)

 

Fiziksel (Bedensel) Gelişim: Kişinin döllenmeden ölüme kadar geçirdiği, büyüme, durguluk ve çöküş evrelerindeki bütün değişiklikler demektir (Binbaşıoğlu,1990). Bedensel gelişim, bebeklerin doğumdaki büyüklükleri ve doğumdan sonraki büyüme hızları, onların genel gelişimleri hakkında bize bilgi verir (Yavuzer, 1996). Fiziksel gelişimi içinde kişinin, boy ve ağırlık, iskelet, kas, sinir, bez (iç salgı beleri), sindirim, kan ve solunum sistemleri incelenir. Sosyal (Toplumsal) Gelişim: Kişinin doğumdan yetişkinliğe kadar başka insanlarla olan ilişkilerinin ve onlara karşı geliştirdiği ilgi ve duygularının tümüdür (Binbaşıoğlu, 1990, s.165). Toplumsallaşma, kişinin yetişkin çevresinde geçerli olan "norm" ve değer yargılarına bir "davranış geliştirme" sürecidir. Sosyal gelişme; kişinin sosyal uyarıcıya, özellikle grup yaşamının baskı ve zorunluluklarına karşı duyarlık geliştirmesi, grubunda ya da kültüründe başkalarıyla geçinebilmesi, onlar gibi davranabilmesidir (Yavuzer, 1996,). Sosyalleşme, en başarılı şekliyle insan organizmasının çaresizlik ve tam bir bencillikle nitelenen bebeklik çağından bağımsız bir yaratıcılıkla nitelenen yetişkinlik dönemine geçmesiyle sonuçlanan bir öğrenme ve öğretme işlemidir. Sosyalleşme, kişinin belirli bir toplumun davranış kalıplarının kişiliğe mal ederek o topluma ait bir kişi durumuna gelmesidir (Selçuk, 1996).

GELİŞİM İLKELERİ

1.Gelişim, kalıtım ve çevre etkileşiminin bir ürünüdür:

Bireyin gelişimi, kalıtımdan getirdiği özellikler (saç rengi, göz rengi, cinsiyet, beden biçimi) ile çevreden edindiği bilgi, beceri ve tutumların etkileşmesiyle şekillenir.

Örn: Kalıtım yoluyla getirilen zekâ kapasitesinin tam olarak kullanılabilmesi için, bireyin bilişsel gelişimini besleyen bir çevre içinde etkileşimde bulunması, zengin yaşantılar kazanması gerekmektedir.

2.Gelişim süreklidir ve belli aşamalarda gerçekleşir:

Gelişim canlıyla birlikte başlar,sürekli devam eder.Gelişimde her aşama kendinden öncekine dayalı,kendinden sonraki aşamaya hazırlayıcıdır (temeldir). Ancak bu gelişim aşamaları birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış değildir. Birbiriyle iç içe girmiş olabilir.

Örn: Somut işlemler dönemini yaşayan bir çocuğun bir sonraki aşama olan soyut işlemler döneminin alt yapısı kurulmuş olur.

 

3. Gelişim nöbetleşe devam eder:

Çeşitli dönemlerde gelişim alanları nöbetleşerek ön plana geçebilir. Bir gelişim alanının çok hızlandığı dönemlerde, diğerleri duraklama gösterebilir.

Örn:Yürümenin ön plana çıktığı dönemde,konuşma duraklama eğilimi gösterebilir.

4. Gelişim baştan ayağa, içten dışa doğrudur:

Önce başın hareketi kontrol edilir. Daha sonra göğüs, karın, bacaklar ve ayağın kontrolü sağlanır. Ayrıca, önce beden ve iç organların, daha sonra dışa doğru olan kolların gelişimi sağlanır.

5. Gelişim,genelden özele doğrudur:

Çocuklar önce tüm vücuduyla hareket eder, büyük kaslarını kullanır. Daha sonra belli etkinlikle ilgili organını kullanabilir hale gelir. Örneğin, çocuk top oynarken önce bütün vücuduyla topu tutar. Daha sonra küçük kasları geliştikçe sadece elleriyle hatta parmaklarıyla topu tutabilir hale gelir.

6. Gelişimde kritik dönemler vardır:

Organizmanın bazı gelişim alanlarında, öğrenmeye ya da gelişmeye eğilimli olduğu belli bir zaman dilimi vardır. Bu dönemde organizma çevre etkilerine daha çok duyarlıdır ve daha hızlı öğrenir.

Örn: Okul öncesi dönem, zihinsel gelişim ve dil gelişimi için kritik dönemdir.

7. Gelişim bir bütündür: Gelişimin bütün alanları bir bütün halindedir, birbiriyle etkileşim içindedir. Bir gelişim alanındaki olumlu ya da olumsuz bir özellik diğer gelişim alanlarını da aynı yönde etkiler.

Örn: Fiziksel bakımdan güzel bir çocuk, başkalarının yoğun ilgisini çeker, sevilir. Sevilen çocuğun duygusal gelişimi olumludur. Kendine güven duyar. Başkalarını sevebilir ve olumlu ilişkiler kurabilir. Bu nedenle, sosyal gelişimi de olumlu bir şekilde etkilenir.

8. Gelişimde bireysel farklılıklar vardır:

Her bireyin gelişim hızı aynı değildir. Gelişme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşiminin bir ürünüdür. Olgunlaşmayı büyük ölçüde kalıtım, öğrenmeyi ise çevre etkileşimleriyle kazanılan yaşantılar belirlemektedir. Her bireyin biyolojik kalıtsal mirası ve etkileşimde bulunduğu çevrenin farklı olması nedeniyle, gelişimin de farklı olması doğaldır.

9. Gelişimin hızı, dönemlere göre değişir:

Örneğin bebeklik çağındaki gelişim ergenlik çağındaki gelişime göre daha hızlıdır.

Örn: Kimi çocuklar 10 aylıkken, kimileri de 13 aylıkken yürüyebilirler.

Sonuç olarak gelişimde gözlenen bireyler arasındaki farklar normal karşılanmalıdır. (Baymur,1978)

GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1-Kalıtım

2-Çevre

3-Ailenin Çocuk Yetiştirme Tarzları

4-Ailenin Parçalanması

5-Çocukların Doğuş Sırası

6-Zaman

1-Kalıtım: Bireyin genler yoluyla anne-babasından aldığı özeliklerdir. Bunlar; cinsiyet, göz rengi,zeka kapasitesi,fiziksel özellikler(boy,ten rengi,saç rengi ve biçimi),yaratıcılık ve düşünme kapasitesi,problem çözme becerileridir.

Anne rahminde, anneden gelen yumurta hücresi ile babadan gelen sperm hücresi birleşerek (23+23=46 kromozom)zigot meydana gelir. Zigot hızla çoğalarak insan organizmasını oluşturur.

Kalıtım, gelişimi etkileyen önemli bir faktördür ve kalıtımın kapsamını annenin yumurta ve babanın sperm hücrelerinde bulunan 23’er adet kromozom belirlemektedir. Her kromozomda 20.000 gen bulunmaktadır.

Kişinin tüm genetik özeliklerinin kodlandığı DNA’lar bu genlerde bulunur.Genlerdeki DNA’ lar organizmanın anahtarlarıdır, genetik şifreleri ihtiva ederler. Organların oluşumu, diğer genlerin düzenlenmesi, organizma için yaşamsal öneme sahip olan enzimlerin salgılanması vb. DNA tarafından yönlendirilir.

Genler baskın ve çekinik olmak üzere 2 türlüdür. Baskın genler özelliklerini dölüte geçirir. Anne babadan çocuğa kalıtım yoluyla geçen yapıya Genotip denir. Fenotip ise bu genetik yapının dışarıdan gözlenebilen şeklidir. Zeka ve bedensel özellikler büyük oranda genotiple belirlenir.

Cinsiyet tamamen kromozom düzeniyle belirlenir. Canlı hücrelerinde 23 çift kromozomun bir çifti cinsiyet kromozomlarıdır. X ve Y olmak üzere iki tip cinsiyet kromozomu vardır. XX:Kadın cinsiyet hormonu, XY:Erkek cinsiyet hormonudur.

Fenotip çevre tarafından etkilenir. Örneğin; zekanın sınırları Genotip tarafından belirlenir. Ancak gözlenen zeka, gerek rahim içindeki çevre, gerek doğum sırasındaki olaylar, gerekse doğum sırasındaki çevre tarafından belirlenir. Bununla birlikte çocuğun göz rengi kesin olarak genotiptir.

Kalıtım önemli ölçüde gelişimin fiziksel ve zihinsel alanlarında etkilidir.

2-Çevre:Çevre faktörü 3 evrede incelenir.

a-Doğum öncesi

b-Doğum Sırası

c- Doğum sonrası

a- Doğum öncesi=Anne karnında geçen süredeki dış etkilenmeleri kapsar.

Örn: Annenin sigara dumanı olan bir çevrede yaşaması, yüksek gürültülü bir çevrede yaşaması.

b- Doğum sırası = Fetüsün (bebeğin) oksijensiz kalması, kordon dolanması,uzman olmayanların bilinçsiz müdahaleleri doğum sırasında yaşanan olumsuzluklardır.

c- Doğum sonrası = Beslenme düzeni, hastalık ve kazalar, aile yapısı, eğitim olanakları, arkadaş çevresi gibi etkenlerdir.

3-Ailenin Çocuk Yetiştirme Tarzları: Aile içinde bebeğe yaşamının ilk yılında gösterilecek sevgi ve sıcak yakınlık,onun temel güven duygusunu kazanmasında önemli rol oynamaktadır.

Her davranış için katı kurallar koyan, cezalandırıcı, istek ve dileklerin açıklamasını engelleyen sınırlandırıcı ana-babaların çocuklarının, kuralcı, otoriter, çocuklara karşı düşmanca davranan, despot oldukları gözlenmiştir.

Anne-baba, çocuğun davranışlarını ne aşırı derecede kontrol edip kısıtlamalı, ne de çocuğun her istediği şeyi yapmalıdır. Tutarlı ve güven verici bir tutuma sahip olmalıdır.

4-Ailenin Parçalanması: Ailenin dağılması, boşanmalar, tüm çocuklar için sancılıdır, acı vericidir. Küçük çocuklar daha çok etkilenmekte, hatta olaylardan kendini sorumlu tutmaktadır. Büyük yaşlardaki çocuklar ise boşanma olaylarını daha kolay kabul etmektedirler.

5-Çocukların Doğuş Sırası: Ana-babalar ilk çocuklarından çok şey beklerler. İlk çocukların yüksek motivasyonlu, hırslı, başarılı, kurallara uyan bireyler olarak yetişmelerini beklerler. Buna rağmen kendilerine güveni azdır. Temkinli ve tutuculardır. Sonuncu doğan çocukların özellikleri de ilk çocuklara benzeyebilir. Ancak ilk doğanlar genellikle erken olgunlaşırken sonuncular, uzun süre çocuksu kalabilirler. İlk doğanlara göre daha çok ilgi çekmeyi başarabilirler. Ortanca çocuklar ise, eğer cinsiyet farkı vb. istenilen özellikleri yoksa, ilgi odağı olamazlar. Çok fazla ilgi görmedikleri için, daha bağımsızdırlar. Akranlarıyla daha iyi ilişki kurarlar. Daha mutlu olurlar.

6-Zaman(Tarihsel Zaman):Gelişim döneminde yenilikler ve değişimlerin oluşturulduğu zaman bölümünü ifade eder. Örneğin günümüzde bilgisayar destekli öğretim, Internet, cep telefonun kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır.

Diğer bir örnek son beş yıldır 0-1 yaşındaki bebeklerde hazır bez kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır ya da Amerika’nın Irak’a girmesi ile birlikte çocukların oynadıkları oyunda savaş oyunlarına ağırlık verdikleri görülmüştür.

 

HORMONLAR:

Hormon: Organizmanın. şeklini, gelişim özelliklerini belirleyen temel yapı taşları ,iç salgı bezlerinin salgılarına hormon denir. Bu yapı taşları vücudun büyüklüğünü, iç dengeyi ve üremeyi sağlarlar.

İç salgı bezleri:

1-Hipofiz: Tüm salgı bezlerinin salgılanmasını ve vücudun büyüme dengesini düzenler.

2-Troid: Troksin salgılar. Troksin vücudun metabolizmasını düzenler. Troksinin azlılığı cüceliğe ve zeka geriliğine yol açar. Fazlalığı uyuşukluk ve üşümeye yol açar.

3-Paratroid: Vücudun kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar. Kemiklerin gelişimini ve kasların ve sinir sisteminin çalışmasını düzenleyen salgı bezidir.

4-Pankreas: İnsülin salgılar. İnsülin kandaki şeker miktarını ayarlar.

5-Böbreküstü Bezleri: Salgıları, büyümeye, cinsiyete etki eder ve vücudun duyguların yoğunluğundan korunmasını sağlar. Duygusal gelişimle yakından ilgilidir.

6-Cinsiyet: Bu salgı bezleri kadın ve erkekte cinsel gelişimi sağlar (Baymur,1978).

 

GELİŞİM DÖNEMLERİ VE GÖREVLERİ

1.Bebeklik Dönemi(0-2 yaş):

-Nefes almayı öğrenme.

-Doğumu takiben fiziksel çevredeki değişikliklere uyum sağlama.

-Tuvaletini söyleme, tutma becerisini kazanma.

-Uyku düzeni olması.

-Katı yiyecek yemeyi öğrenme.

 

2.İlk Çocukluk Dönemi (2-6 yaş):

-Konuşmayı ve yürümeyi öğrenme.

-El-göz uyumunu sağlamaya başlama.

-Kendi başına yemek yeme, giyinme, tuvaletini yapma.(öz bakım becerisi)

-Cinsel farklılıklarını öğrenme ve cinsel kimliğini kazanmaya başlama.

-Okuma yazmaya hazır duruma gelme.

-Toplumsal kurallara dair yanlış ve doğru davranışı ayırt etmeye ve toplumsal rolleri öğrenmeye başlama.

 

3.Son (ikinci) çocukluk dönemi (6-12 yaş):

-Okuma,yazma ve hesaplaşma ile ilgili üç temel beceriyi geliştirme.

-Kendine karşı olumlu tutumlar oluşturma.

-Kişiler arası ilişkilerini geliştirme,yaşıtlarıyla iyi geçinmeyi öğrenme.

-Kendisi için model olan yetişkinleri örnek alarak cinsiyetine uygun rolü geliştirme.

-Sorumluluk almasına ve kendi kararlarını vermesine olanak sağlandığında kişisel bağımsızlığını kazanmaya başlama.

-Vicdan ve değer anlayışının gelişmesi.

-Gündelik yaşama uyum.

 

4. Ergenlik Dönemi(12-18 yaş):

-Bir yetişkin kadın veya erkek sosyal rolüne erişme.

-Yaşıtlarıyla (her iki cins) yeni ve olgun ilişkilere erişme.

-Bedenini kabul etme ve etkili bir şekilde kullanma.

-Anne baba gibi yetişkinlerden bağımsız olarak duygusal özerklik kazanma.

-Bir mesleğe doğru yönelme ve hazırlanma.

-Toplumsal görevlerini yerine getirebilme ve toplumsal sorumluluklar almaya istekli olma.

-Evliliğe ve aile kurmaya hazırlanma.

 

5. Genç Yetişkinlik Dönemi(18-30 yaş):

-Eş seçme,aile kurma,evli yaşamayı öğrenme.

-Bir işe girme,işe başlama.

-Yakın ilişkiler kurabileceği arkadaşlar ve sosyal gruplar bulma.

-Vatandaşlık sorumluluklarını üstlenme.

-Ev idare etme.( Fidan ve Erden, 1993)

ÇOCUKLARDAKİ GELİŞİM EVRELERİ

A-BİLİŞSEL GELİŞİM

İlk İki Yılda Görülen Bilişsel Gelişim : Bebek doğumunun ilk gününden itibaren çevresini keşfetme çabasına başlar. Keşif çabasında kullandığı temel araçlar doğuştan getirdiği duyusal ve hareketsel yeteneklerdir. Bilişsel gelişimin aşamalarından birini çocuk nesnelerin değişmezliğini keşfederek başarır. Önceleri bebek için nesne ancak kendi görsel alanı içindeyken vardır. Nesne ortadan kaldırılınca nesnenin yok olduğunu artık var olmadığını düşünür. Bir yaşına doğru çocuk nesnenin değişmezliği kavramını anlamaya başlar ve göz önünden kaldırılan bir nesneyi etrafına veya masanın altına bakarak arar. Değişikliklerin olabilmesi için çocuğun çevreyle etkileşim içinde olması gerekir. Olgunlaşma çocuğun sinir sistemini geliştirerek onun daha karmaşık algılamalar yapabilecek düzeye gelmesini sağlarken, çocuğun çevresiyle duyusal ve hareketsel etkileşim yapması bilişsel gelişimin temelinde yatan öğrenme deneyimlerini oluşturur.

İki - Beş Yaş Arasında Bilişsel Gelişim:Bu devrede daha önce kazanılan iç temsil süreçleri daha karmaşık ve çok yönlü olmaya başlar. Çocuk bu devrede kelime kullanmaya ve ilkel bir düzeyde ilk olarak bir sembol ile bu sembolün temsil ettiği nesne arasındaki ilişkiyi anlamaya başlar. Çocuk iç temsilden başka bir deyişle kelime, kavram ve sembollerin verdiği zenginlikten faydalanarak oyun yaşamına yeni zenginlikler getirir. Örneğin; bir ağaç dalını at gibi kullanmaya, ana-baba rollerine girerek arkadaşlarıyla yetişkin ilişkilerini taklit oyunları oynamaya başlar. Bu sembolik, hayali ve oyunsal maceralar sayesinde çocuk yavaş yavaş gerçek yaşama hazırlanır. Çocuğun bu yaşta becerdiği önemli adımlardan biri nesneleri kategorilere ayırmayı öğrenmesidir. Nesnelerin büyüklük, renk, biçim gibi belirli duyusal özelliklere göre sınıflandırması, nesnenin değişmezliği aşamasından sonra kendini gösterir. Beş yaşına ulaştığında çocuk, bir nesneyi ayrı, bağımsız bir nesne olarak değil, o nesnenin ifade ettiği sınıfın bir temsilcisi olarak görebilir. Piaget’e göre dil gelişimi, çocuğun bilişsel gelişiminin belirli bir aşamaya ulaşmasının doğal sonucudur. Bilişsel gelişimin temelinde dil gelişimi değil, aksine dil gelişiminin temelinde bilişsel gelişim yatar.

Beş - Oniki Yaş Arası Bilişsel Gelişim: Doğumdan 2-3 ay sonra nesnelerin yok olduğunu düşünen çocuk, 12 ay civarında nesnelerin değişmez olduğu aşamasına ulaşır. Beş yaşına doğru çocuk nesneleri zihinsel olarak temsil eder ancak bu kavramlar ve semboller üzerinde zihinsel işlemler yapamaz. Çocuk yedi yaşına doğru yaklaştıkça toplama, çıkarma gibi bilişsel işlemleri yapmaya başlar. Bu dönemde çocuk olayları başkalarının gözünden görmeye başlar. Bu yaş evresinde çocuk iki önemli beceriyi geliştirir. Becerilerinden biri  sınıf içerme becerisidir, başka bir deyişle bir sınıfa ait olan nesnelerin, başka bir sınıfın alt dizisi olabileceğini çocuk anlar. Örneğin köpekler hayvanlar sınıfının bir alt dizisini oluşturabilir. Çocuğun kazandığı ikinci önemli beceri daha önceki evrede ancak nesnelere dokunarak gerçekleştirebildiği sınıflama sürecini sembolik olarak yapabilmesidir.

Bu evrede çocuğun bilişsel alanda başardığı değişiklikler üç temel grupta toplanabilir:

1.      Çocuk nesnelerin ve olayların renk, biçim, yükseklik gibi dış duyusal özelliklerinin baskısından kurtulup, onların kitle, hacim, sayı gibi iç özelliklerini kavrayabilecek hale gelir. Bu değişiklikler çocuğun cinsiyet anlayışında, sayı kavramının gelişmesinde, mekan ilişkilerini kavramasında kendini gösterir.

2.      Okul çağındaki bir çocuk bir olayı diğer insanın gözüyle görebilmeyi zamanla daha iyi becermeye başlar. Bu dönemde çocuğun düşünce tarzı Piaget’e göre ego merkezli (egocentric) düşünce tarzıdır. Ego merkezli olmaktan kurtulup, diğer kişinin gözüyle dünyayı görebilmek çocuğun sosyal ilişkilerinde yeni bir aşamaya yol açar.

3.      Çocuk dış dünyadaki nesnelerin yerine kafasında geliştirdiği semboller ve zihinsel operasyonlar aracılığı ile işlemler yapmaya başlar. Gördüğü nesneleri sınıflar, aralarındaki ilişkileri gözler ve dış dünyada bir değişiklik yapmadan kendi zihin dünyasında o yaşa göre oldukça karmaşık zihinsel buluşlara ulaşır.

12 - 18 Yaş Arasında Bilişsel Gelişim: Formel operasyonlar evresine gelen bir birey artık yetişkin dünyasıyla tam bir iletişim içine girmeye hazırdır, çünkü bilişsel gelişimin en son aşamasına gelmiştir. Formel operasyonlar gelişirken bireyin kişilik yapısı da gelişir ve bireyin ahlak anlayışında olduğu kadar kendini algılayışında da temel değişiklikler yer alır. Bu düzeye ulaşan bir çocuk, belirli bir sorunu çözebilmek için değişik hipotezler geliştirir ve her hipotezi birer birer dener. Çocuğun düşüncesine ve sorunlara yaklaşmasına bir düzenlilik, formel yapı, akıl yürütme süreci gelmiştir.

Mantıksal düşüncenin kendini gösterdiği düşünce tarzlarından biri tümdengelimdir.  Tümdengelim    düşünme  tarzında belirli bir genelleme, doğruluğu kabul edilen bir temel düşünce alınır ve bu düşüncenin doğurduğu olasılıklar bulunur. Bilimsel ve teknolojik bilginin her aşamada gerekli olduğu endüstrileşmiş ülkelerde, formel operasyonlara dayalı düşünce biçimi, bireyin eğitimini başarıyla tamamlayıp doktor,  mühendis, bilgi işlem uzmanı gibi başarılı bir meslek sahibi olabilmesi için gereklidir.

B- ZİHİNSEL GELİŞİM

Piaget’e Göre Zihinsel Gelişim Dönemleri :

1.      Duyusal Devinim (Motor) Dönemi  (0-2 Yaş)  :  Çocuğa duyular ve duyu organları yolu ile ulaşanlar önemlidir.Çevresindeki nesnelere dokununca etkileşimde bulunur, bu dönemde çocuğun özgür hareketlerine engel olmamak gerekir. Bu dönemde çevresi ile ilişkili olarak bazı kavramlar gelişir.

2.      İşlem Öncesi Dönem (2-7 Yaş)  :  Bu dönemde nesnelerin yerini simge alır. Deneyimlerine göre akıl yürütür. Nesneleri sınıflandırır, oyunlarda simgesel işlem görülür.

3.      Somut İşlem Dönemi (7-11 Yaş) :  Bu dönemde maddenin korunması, ağırlıkların korunması ilkeleri gerçekleşir. Yani; geniş bir kapta bulunan suyu, uzun bir cam şişeye doldurduğumuzda, miktarının değişmediğini söylemektedir. Daha önceki dönemlerde bunu başaramamaktadır. İlkokul yıllarına rastlayan bu dönemde öğrencinin derslere ilişkin faaliyetlerinin deney, ders levhası, maketler, modellerle gerçekleştirmesi, ağırlık, alan ve hacim ölçülerinin somut olarak sınıfa getirilmesi gerekir.

4.      Soyut İşlem Dönemi (11-...)  :  Bu dönemde çocuk yetişkin gibi soyut düşünebilir. Ergen bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yolları ile düşünebilme yeteneğini kazanır. Somut işlem döneminden soyut işlem dönemine geçişin nasıl olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Piaget bunu ergenlik çağının başlarında görülen nörofizyolojik yapı değişikliğine bağlamaktadır. Bunun yanı sıra, bireyin içinde yaşadığı toplumun toplumsal ve kültürel yapı ve özelliklerinin de bunda rol oynadığı kabul edilmektedir.

Devamı var.

Yazının devamı için linki tıklayınız:

http://tebesirtozu.blogcu.com/gelisimle-ilgili-temel-kavramlar-ilkeler-ve-gelisimi-etkileyen/33460141

 

150
0
0
Yorum Yaz