15 02 2007

ERİKSON'UN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI

Erik Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı

                                                   

            Başlangıçta S.Freud’un görüşleri istikametinde çalışmalar yapmış ise de Erikson sonraları

       insanın gelişim süreci konusunda Freud’un bazı yanılgıları olduğuna inanmıştır. Erikson’un  

       kuramıyla Freud’un görüşlerinin uyuşmayan en belirgin yönleri şöyle özetlenebilir;

-         İnsanın psikososyal evreler içinde gelişimini sürdürdüğünü ileri sürmesidir.

-         Bireyin temel kişilik özelliklerinin salt yaşamın ilk beş yılına bağımlı olmadığını ve bireysel gelişimin bütün yaşam boyunca devam ettiği.

-         Bireyin gelişiminde hem sosyal çevrenin hem de biyolojik temeli doğuştan getirilen bazı özelliklerin rolü olmasıdır.

Erikson kişilik gelişiminin biyolojik temellerini “Epigenetik” ilke ile açıklamaya çalışmıştır. Epigenetik ilke; gelişmekte olan herhangi bir şeyin bir planı olduğunu vurgular. Buna göre gelişim, yaşamın belli dönemlerinde, belli kişilik özelliklerinin ardışık bir biçimde ortaya  çıkabilmesini olanaklı kılarak ve önceden belirlenmiş biyolojik temellere bağlı olarak gerçekleşir. Bu tıpkı doğum öncesi dönemde, bebeğin farklı organlarının farklı zamanlarda belli bir sıra dahilinde oluşup şekillenmesine benzetilebilir.

      Erikson’a göre, insan yaşamı boyunca sekiz gelişim döneminden geçmektedir. Her bir gelişim döneminin  kendine özgü farklı gelişimsel hedefleri vardır. Birey her gelişim döneminde farklı bir çatışma ve ya karmaşa ile karşılaşır.

      Bireyin herhangi bir gelişim dönemindeki hedeflerini gerçekleştirebilmesi için, o dönemde karşılaşmış olduğu çalışmaların ya da karmaşıkların üstesinden gelmesi gerekir.

      Gelişim dönemlerinde karşılaşılacak olan karmaşaların bir felaket olmadığını; buna karşın bireyin potansiyellerini gerçekleştirebilmesi için bunun hassas bir dönüm noktası olduğunu belirtir. Bireyin bu karmaşalarla başa çıkabildiği oranda daha sağlıklı bir kişilik yetiştirebileceğine inanılır. Böylece birey daha sonraki gelişim dönemlerindeki karmaşalarla da baş edebilmek için sahip olması gereken donanımı kazanmış olmaktadır. Çünkü, belli bir dönemde karşılaşılan karmaşaların çözümlenmesi ile benliğe yeni bir özellik katılmaktadır. Ancak bir dönemdeki karmaşalarla baş etmedeki  başarısızlık sonraki dönemlerde tolere (telafi) edilebilir. Uygun çevresel şartlar, koşullar sağlandığında yaşanılan başarısızlıkların kişilik gelişimi üzerindeki örseleyici izleri silinebilecektir.

 

Psikososyal Gelişim Dönemleri ve Bu Dönemlerde Karşılaşılan Karmaşalar

                                  (İNSANIN SEKİZ EVRESİ)

             Gelişim Dönemi                                           Karmaşa

            0-1      Yaş                                                     Güven-Güvensizlik

            2-3.5   Yaş                                                     Özerklik-Utanç-Kuşku

            4-6      Yaş                                                     Girişimcilik-Suçluluk

            7-11    Yaş                                                     Başarı-Aşağılık duygusu

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

            12-17  Yaş                                                     Kimlik- Rol karmaşası (kimlik bocalaması)

            18-25  Yaş                                                     Yakınlık-Yalıtılmışlık

            26-45  Yaş                                                     Üreticilik-Durgunluk

            40-+    Yaş                                                     Benlik bütünlüğü-Umutsuzluk

 

DOĞUMDAN ERGENLİĞE KADAR YAŞANAN KARMAŞA VE ÇATIŞMALAR

1-Temel güvene karşı güvensizlik duygusu

2-Özerkliğe karşı kuşku ve utanç duygusu

3-Girişimciliğe karşı suçluluk duygusu

4-Başarı ve çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu

 

 1- Temel Güvene Karşı Güvensizlik Duygusu

            Bebeklerin güven veya güvensizlik duyguları geliştirmelerinde; beslenme, ilgi, sevgi, şefkat gibi temel ihtiyaçlarının yeterince ve zamanında karşılanıp karşılanmadığı önemlidir.

     Yaşamın ilk yılında hayatta kalabilmek için bağımlı olduğu ana-babasının ya da onların yerine geçen kişilerin bebeğin temel gereksinimlerini düzenli bir biçimde karşılayıp karşılayamamaları, bebekte insanların güvenilir ya da güvenilmez oldukları biçiminde bir duygunun yerleşmesine yol açmaktadır. Eğer bebeğin ana- babası ya da onların yerine bakımını üstlenen kişiler, bebeğin beslenmesi, sevilmesi, rahatı ve güvenliğinin sağlanmasında tutarlı bir biçimde gereken titizliği gösterirlerse, bebek de diğer insanların ve kendi dışındaki dünyanın güvenilir olduğunu özümseyecektir. Aksi halde bebek, daha yaşamın ilk yılı içinde çevresindeki insanlara güvenmemeyi öğrenecek, muhtemelen bu dönemde öğrenmiş olduğu güvensizlik duygularını giderek tüm insanlara genelleyecektir.

 

            Doğumdan bir yaşına kadar süren bu dönemde bebeğin ana-babasının ve bakımını üstlenen diğer kişilerin bebekle olan etkileşimlerinin, bebeğin çevresine güven kazanıp kazanamamasında belirleyici bir rolü vardır. İnsanoğlunun yaşamında kazanmış olduğu ilk olumlu duygu olan güven duygusu, bebeğin beş duyusu ile dış dünyadan almış olduğu uyarılara göre şekillenir. Bu bakımdan yaşamın ilk yılında, özellikle annenin ve anne yerine geçen bireyin, bebeğin bakımında özenli davranmaları gereklidir.            Bebekte, toplumsal güven duygusunun ilk belirtileri beslenme, uyku, sindirim gibi işlevlerde düzen ve rahatlığın bulunuşudur. Bu dönemde bebek tümden alıcı bir yapıdadır. Bu alıcı yapıya karşı annenin verici oluşu karşılıklı düzen ve denge sağlamaktadır. Annenin vermeye hazır oluşu ve bunu istemesi, onun da bu vericilikten bir şeyler aldığını gösterir. Böylece, bebeğin ilk toplumsal başarısı, büyük kaygı ya da öfkeye kapılmadan annesinin gözünden silinmesine, bir süre uzak kalmasına  dayanabilmesidir. Böyle bir başarı, bebeğin benliğinde varlığı kesinlik kazanmış bir annenin olduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşabilir fakat az sonra gelecektir. Gözden şu anda silinmesi tamamen yok olması değildir. Demek ki düzenli alma-verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. (CEYHAN, 2000)

            Bebeğin beslenmesinde, ihtiyacı olan ilgi, sevgi ve şefkati alabilmesinde gereken titizliğin gösterilmesi durumunda; bebeğin metabolizması daha dengeli çalışacak, her istediğinde yanında kendisini koruyan ve ilgilenen bir yetişkinin varlığı bebeğin gelecekle ilgili korku ve kaygılarını hafifletecek böylece bebek de kendini rahat ve güven içinde hissedecektir.

            Karşılıklı etkileşen bu iki organizmanın bütünleşmesindeki temel öğeler süreklilik, tutarlılıktır ve aynılıktır. Erikson’un bu görüşünü özetleyecek  olursak;

“Çevremdekiler bana bakıyor (ilgileniyor), veriyor, varlığımı tanıyor. Onların sürekli, tutarlı ve aynı kişiler oluşu güvenilir kesinliktedir. Ben verilmeye değer, güvenilir bir varlığım. “Ben bana ne verilmişse oyum” düşüncesi oluşur.

2- Özerkliğe Karşı – Kuşku ve Utanç Duygusu                                                            Çocukların özerklik veya kuşku ve utanç duyguları geliştirmelerinde yaptıkları eylemler karşısında aşırı ölçüde kısıtlama ve aşırı ceza görüp görmedikleri önemlidir.

            Birinci yaş ile üçüncü yaşlar arasını kapsayan bu dönemde, uygun bir bakım ile temel güven duygusunu edinmiş olan bebek, artık kendi davranışlarının kendine ait olduğunun farkına varmaya başlar. Yürümeyi ve koşmayı öğrenmiş olması artık annesinden bağımsız hareket etmeye başlamasına olanak vermekte ve böylece bebek bağımsızlık duygusu içinde kendi irade ve isteğiyle girişimlerde bulunabilmektedir. Eğer ana-babalar  bebeğin böylesi girişimlerinde aşırı ölçüde kısıtlayıcı davranırlarsa ve çocuğu çeşitli eylemlerinden dolayı şiddetli bir biçimde cezalandırırlarsa, çocuk tasarladıklarının ana-babası tarafından beğenilmeyeceğinden kuşku duymaya başlar. Bu yüzden bu dönemde ana-babaların, çocukların özerk bir biçimde bağımsız davranmaktan zevk aldıklarını bilerek, çocuğun davranışlarını kısıtlamak yerine, daha bağımsız ve özerk davranabilmelerine yönelik önlem almaları ve çocuklarını böyle davranışlar göstermeye teşvik etmeleri gerekir. Bunun yanı sıra aşırı kontrol ve ceza kadar aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutum ve davranışlardan da kaçınmalı, çocuğa kendi eylemlerini kendisinin kontrol edebilmesini öğretmelidirler. Yaptığı her eylem ve başlattığı her girişimde anne – baba müdahalesi ile karşılaşan bir çocuğun kendi yeteneği hakkında kuşkuya kapılması ve davranışların çevresindeki yetişkinlerce yanlış olarak değerlendirilebileceği endişesi içinde utanç duyguları geliştirmesi kaçınılmaz olacaktır.

     Bu dönemde çocukta “Ben ne olacaksam oyum” düşüncesi oluşur.

3- Girişimciliğe Karşı  Suçluluk Duygusu

Bu dönemde çocuk artık büyüklerin arasındadır ve bahçe,sokak,anaokulu gibi yeni yaşam alanlarına açılır.Kendi başına öğrenmeye başlar;bir şeylerin ardından gider ve merakla inceler.Kendi başına girişimlerde bulunur.Çocuğun bu konuda gelişebilmesi ;girişimlerinin ne denli desteklendiğine ve merakının giderilmesinde ona ne oranda yardımcı olunabildiğine bağlıdır.eğer davranışlarından ve ilgilendiği konulardan ötürü eleştirilirse,bulunduğu girişimlerden ötürü suçlanma eğilimi gösteren bir kişilik özelliği geliştirir. (Geçtan, 1994)

     Erikson’a göre çocuğun motor ve dil gelişimi,onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına,daha atılgan olmasına olanak verir.Çocukta girişkenliğin artmasıyla,problem olan davranışları da artar.Ancak gerek ana-babalar,gerekse okulöncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,oynamasına,kaymasına,atmasına izin vermelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Çocuğun kendini keşfedebilmesi için,gerekli yaşantıları kazanmasına olanak sağlamak gerekir.(Erikson,1968)

     Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta,suçluluk duygusu gelişmektedir.Girişkenliği ebeveynleri,öğretmenleri tarafından cezalandırılan çocuk,gerek bu dönemde gerekse yaşamın gelecek dönemlerinde yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp suçluluk duyabilir.Ancak,çocuğun her yaptığı şeyin onaylanması da ahlak gelişimini olumsuz etkileyebilir.Bu durumda, çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler konusunda bir denge kurularak girişkenlikleri desteklenmelidir.(Gage ve Berliner,1988)

    “ Örneğin ; annesi tarafından bardak alması için mutfağa gönderilen ancak boyundan yüksek olan raftaki bardağı almaya çalışırken  düşürüp kıran  Samet’e; olaya şahit olan babası şiddetli bir tepki göstermeden cam kırıklarını toplamaya başlamış ve başka bir bardağı annesine götürmesi için kendisine uzatmıştır. Ancak çocuk “ben yine düşürür kırarım götürmek istemiyorum. Sen götür” dediğinde  babası kırılan bardağın önemli olmadığını hatta kendisinin de bazen istemeden de olsa bardak kırdığını ancak cam kırıklarının kendisine zarar vereceğinden endişe ettiklerini belirterek çocuğun annesine bardağı götürmesini sağlamıştır.”  Dolayısıyla çocuk eşyaya zarar vermesi nedeniyle bir cezaya maruz kalmayı beklerken aslında yaptığı eylemin değil eylemin sonucunda kendisinin zarar görmesinden endişe edildiğini anlayacak ve girişimde bulunma arzusunu bastır-

mayacaktır.                                                                                                                                                                               Bu dönemdeki çocuklar cinsiyet farklılıklarını da  keşfetmeye başladıklarından cinsellikle ilgili konuları merak etmeye  ve sorular sormaya başlarlar. Çocukların bu soruları yüzünden azarlanması,korkutulması sonucunda, çocuklar bu konuları merak etmenin bir suç olduğunu düşünerek, bu yüzden suçluluk duyguları geliştirebileceklerdir. Tam tersine çocukların sorgulamalarına olanak sağlayan sevecen ve ilgili ana-baba tutumları, çocuklarda girişimciliğin desteklenmesine yardımcı olacaktır.

     Girişimciliği engellenmiş,suçluluk duyguları gelişmiş olan bu dönem çocukları daha ürkek, pasif,bağımlı olabilmekte ve yoğun yetersizlik duyguları gösterebilmektedir.( Can,2001)

     Örneğin;kendisine ait bir evcil hayvanın bakımı ve beslenmesi, oyuncaklarının muhafazası ve oyun bitince yerlerine yerleştirilmesi gibi davranışların öğrenilmesi çocukta sorumluluk duygusunun gelişiminde yararlı olur. Sorumluluk duygusu geliştirebilmiş çocuklar ise daha kontrollü hareket ederler ve daha özerk davranışlar gösterebilirler. ( Ceyhan,2000)

     Çocuk bu dönemde “ Hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim” inancına sahiptir.

 

4-Başarılı (çalışkan) Olmaya Karşı Aşağılık (yetersizlik) Duygusu  

     Bu  dönemde çocuk, yaşantılarından bazı sonuçlar çıkarabilecek biçimde düşünmeye başlar, yetişkinlerin kullandığı alet,araç vb. şeyleri kullanma denemelerine girişir.Sürekli etkinlik durumundadır; bir yapar oluşturur ve ortaya çıkarır.Bunları kusursuz bir biçimde gerçekleştirebilmek için ciddi çabalar harcar.Eğer bu çabalarına karşı çıkılırsa, yaptıklarının değersizliğine inanır ve aşağılık duygularına kapılır.

     Bu dönemde çocuğun beceri kazanmasına ya da aşağılık duygularına kapılmasının tek nedeni ana-baba olmayabilir.Erikson, Freud’dan farklı olarak, okul yaşantısının da çocuğu bu yönde etkilediği görüşündedir. Ana-babanın sağlayamadığı destek bazen okuldan gelebileceği gibi,evinde ana-babası tarafından beceri kazanmaya teşvik edilen çocuk, okulda kendine olan saygısının azalmasına neden olabilecek öğretmen tutumlarıyla karşı karşıya kalabilir.(Geçtan,1994)

     Öğrendikleriyle ,başardıklarıyla çevresinde beğeni ve takdir toplamak bu dönemde vazgeçilmez bir gereksinim olmuştur.Bu nedenle gerek öğretmenlerin gerekse ana-babaların çocuğun başarı gereksinimini doyurabilmesinde hayati bir önemleri bulunmaktadır.

     Çocuğun  başarılı olma isteğinin karşılanmasında ,onların yapamayacakları becerilerden ziyade

Yapabilecekleri beceriler üzerinde yoğunlaşılmalıdır.Çocuktan yeteneğinin üzerinde bir başarı göstermesini bekleyerek sonuçta başarısız olarak değerlendirmek yerine,kendi gücüne  uygun düşen sorumluluklar yükleyerek başarılı kılmak en doğru davranış olacaktır.

     Böylece ana-baba ve öğretmenlerince başarıları desteklenerek başarma güdüsünü doyurabilen bir çocuk; “Ben başarılıyım”, “yapabiliyorum” dedikçe kendine güveni daha da artacak , bu durumun doğal bir sonucu olarak giderek daha fazla çalışacak daha fazla başaracak, sonuçta çalışmaktan ve başarmaktan  zevk alan bir kişilik özelliği geliştirebilecektir.Buna karşın yapabildikleriyle bir türlü yetişkinlerin beğenisini ve takdirini kazanamayan, kendisini başarılı bulsa bile, ana-babasının farklı ve üst düzeydeki başarı beklentileriyle karşı karşıya kalan çocuk, yetişkinlerin bu davranışları doğrultusunda kendini yetersiz ve başarısız olarak algılayacaktır. Bu durumda çocukta aşağılık ve yetersizlik duygularının hakim olduğu bir kişilik yapısı oluşturacaktır.

(Ceyhan, 2000)

     Bu dönemde çocuğu evde kardeşleriyle yada komşu –eş-dost çocuklarıyla; okulda da diğer arkadaşlarıyla kıyaslamak  onda olumsuz benlik gelişimine neden olur. Çocukta yetersizlik ve aşağılık  duygularının oluşmasının yanı sıra kıyaslandığı kişilere karşı düşmanlık ve kıskançlık hislerinin gelişmesine de kaynaklık edebilir.

     Bu dönem çocuğu “Bana öğretilenler neyse oyum” düşüncesini geliştirir.

 

ERGENLİK VE SONRASINDA YAŞANAN KARMAŞA- ÇATIŞMALAR

5- Kimlik kazanmaya karşı kimlik (rol) bocalaması (Karmaşası)

6- Yakınlığa karşı yalıtılmışlık duygusu

7- Üreticiliğe ( üretkenliğe) Karşı Durgunluk Duygusu

8- Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk

 

5-Kimlik Kazanmaya Karşılık Kimlik Bocalaması

     Erikson’un psikososyal gelişim dönemlerinin son dördü, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık yıllarını kapsamaktadır ve bu dönem yaşanan karmaşaları tespit etmektedir.Bunlardan ilki ergenlik yıllarına denk düşen “kimlik kazanmaya karşı kimlik bocalaması” olarak adlandırılır. Erikson kimlik kazanma ile , bireyin kimliğine ilişkin olumlu bir duygu içinde bulunmasını kastetmiştir.

Ergenlik döneminden kimliğini kazanarak çıkmış olan birey; kim olduğu na, nerede ve nereye gitmekte olduğuna ilişkin gerçekçi görüşler geliştirmiştir ve geleceğe doğru planladığı gibi emin adımlarla ilerlemektedir.(Ceyhan, 2000)

     Yaşamın bu döneminde ergen , kişiliği için bir kimlik geliştirmeye çalışır.Bu dönemde dış görünüm önem kazanır.Görünümüne gösterdiği ilgi benliğin oluşmasına yardımcı olur.Kimliğini arayış çabası içinde, kahramanlara, dini konulara, öğreti ve ideolojilere, karşı cinsten kişilere ilgi duyar ve tutkunluk gösterir.Kararsızlık ve şaşkınlık bu dönemdeki gençlerin dayanışma  grupları oluşturmasına neden olur. Bu dönemde ergen , çocuklukta öğrenmiş olduğu kurallarla, yetişkinin geliştirmesi gereken değer yargıları arasında bocalar. (Geçtan, 1994)

     Bireyin  olumlu bir kimlik duygusu geliştirebilmesinde  daha önceki gelişim dönemlerinde kazanmış olduğu kişilik özelliklerinin önemi büyüktür.Bununla birlikte gerek ana-babalar ve öğretmenler gerekse gencin çevresindeki diğer önemli gördüğü bireyler, ergenlerin yeni yeni  rolleri araştırmalarına izin vermeli, bu tür yeni rollerin sağlıklı bir biçimde araştırılması ile yaşamlarında daha olumlu yönelimlerle daha olumlu bir kimliğin başarılabileceğini unutmamalılar. (Ceyhan, 2000)

     Yukarıdaki söylediklerimize ek olarak ergenlik döneminde ben merkezci düşünce yeniden başlar “Ergen Egosantrizmi”. Kendi düşünce ve inançlarının  en doğru ve en orijinal olduğunu sanır. Ergen herkesin kendisini izlediğini ve kontrol etmek çabasında olduklarını sanır. Herkes benimle uğraşıyor diye düşünür. (Oktaylar, 2005)

 

6-Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık

     Yaklaşık olarak 18-26 yaşlarını kapsar.Ergenlik döneminde kimliğini bulan kişi bu dönemde artık başkalarıyla yakınlıklar,dostluklar kurabilir.Karşı cinsle arkadaşlıkta,sevgi ağırlık taşır.Gencin yaşamında evlilik ve iş kariyeri önemli hale gelir. Ergenlik döneminde dostluklar sağlam temeller üzerine kurulur. Gencin yaşamında evlilik konuları ve evlenme önemli bir yer tutar. Bu dönemdeki krizi sağlıklı olarak atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur. Aksi durumda, başkalrıyla dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç, birey için istenmeyen ve sağlıksız olan psikolojik bir yalnızlığa itilebilir.

     Genç yetişkinin bu dönemdeki krizi, öğretmenlerine ve çevresindeki tüm kişilere karşılıklı sorumluluklar düşmektedir. İnsana sevgi ve saygıyı esas alan bir toplum yapısında, bu çatışmaların başarılı bir şekilde çözümlenebileceği gözlemlenmektedir.

 

7-Üreticiliğe (Üretkenliğe) Karşı Durgunluk

     Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Üretkenlik, sadece çocuk yapma ve büyütme anlamını içermemektedir.  Birey için çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önemli olduğu gibi evi dışında da gelecek nesillerin yetişmesine rehberlik ederek üretken olabilir. Üretken olmadığında da bir işe yaramama duygusuna kapılıp durgunluk içine girebilir. Bu dönemi olumlu atlatabilmesi için bireyin evini, işini paylaştığı kişilere önemli sorumluluklar düşmektedir. Yetişkin bu dönemde üretken, verimli ve yaratıcıdır. Kişi evi dışında da topluma yararlı işler yapabildiği, kendinden sonraki kuşaklara rehberlik edebildiği sürece üretkendir. Aksi durumda bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilir. Etrafa karşı kayıtsız tavırlar geliştirirler. Sahte, köksüz ilişkiler kurar, kendi doyumunu ve çıkarını öncelikle gözetirler. Ayrıca hep yerinde saydığını düşünerek mutsuz olabilirler.

 

     Bu dönemdeki krizi, bireyin olumlu bir şekilde atlatmasında; evini, işini paylaştığı kişilere yani çevresinde yoğun etkileşimde bulunduğu kişilere önemli görevler düşmektedir. (Geçtan. 1994)

 

8-Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

     İleriki yetişkinlikteki yılları kapsar.Bu dönemde birey ya önceki yedi dönemin olumlu birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş,mutlu, güvenli, sevilen,aranan bir kişi yada önceki dönemlerde çatışmaları sağlıklı olarak geçirmeme sonucu umutsuzluklar içinde hırçın aksi bir insan görünümündedir.

     Bu dönemde sağlıklı  bir bireyin geçmişine yönelik olumlu bir bakış geliştirebilmiş olması gerekir. Bu dönem, üretken geçen bir bir yaşamın sağlamış olduğu doyum ile yıllarını anlamsız geçirmiş olmanın mutsuzluğu arasındaki çatışmayla belirlenir. Bu dönem huzurla geçirilebilir. Çevrede torunların varlığının yanı sıra, o güne değin üretmiş olduğu şeylerden genç kuşakların yararlanmakta olduğunu görmenin verdiği haz yaşanır. Buna karşılık , gerçek yakınlığı gerçekleştiremeden, üretkenlikten yoksun bir yaşam sürdürmüş olan kişi olgunluk döneminde huzur bulamaz. Üretken olamamış olmanın inançsızlığı , insanı ölüm korkuları ve umutsuzlukla baş başa bırakır.(Geçtan, 2000) Geçmişine baktığında birey iyi duygular hissediyor ise benlik bütünlüğü; aksi halde geçmişi, bireyde şüphe ve kasvet duyguları oluşturuyor ise umutsuzluk söz konusudur. (Ceyhan , 2000)
Sonuç olarak,insanın kişiliğinin şekillenmesinde ve gelişiminde başlangıçta anne ya da onun yerine geçen yetişkinden başlayarak daha sonra aile,okul,şehir ve dünyadaki diğer insanlar önemli rol oynamaktadır.O halde mutlu insanlardan oluşan mutlu bir toplum meydana getirmek istiyorsak,bireyin her dönemdeki temel ihtiyaçlarını en iyi şekilde doyurmasını sağlamak çatışmalarını çözümlemesine yardım etmek üzere çaba harcamamız gerekmektedir.

                                                                                                            MEHMET TUNCER

 

KAYNAKLAR

 1-Engin GEÇTAN , Psikodinamik Psikiyatri ve NORMALDIŞI DAVRANIŞLAR, 10. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul,1994

2-KPSS Online Sınav Sitesi                                                                                                                          

3-Çocuk Gelişim ve Psikolojisi, Editör: Yard. Doç Dr. Esra CEYHAN, Anadolu Ün. Yay., Eskişehir, 2000

4- Gelişim ve Öğrenme, Editör: Prof. Dr. Gürhan CAN, Anadolu Ün. Yay., Eskişehir, 20001

5- www.mehmettuncer.com.tr.tc

6- www.felsefeci.gen.ms

7-www.tebesirtozu.blogcu.com

 

13007
0
0
Yorum Yaz