tebesirtozu 40 Takipçi | 13 Takip

EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

2007-02-13 21:43:00

                EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

 

    GİRİŞ:                                                                                     MEHMET TUNÇER

                                                                                                      MEB MÜFETTİŞİ

      Her insan dünyaya geldiği andan itibaren, kendisini ve çevresinde var olanları anlamaya çalışır. Çevresiyle girdiği etkileşimler sonucunda bilgi edinir ve kendine özgü değerler geliştirir. Edindiği bilgi ve değerler aracılığıyla varolanlar karşısında bir tavır sergiler, çevresini kontrol etmeye ve geleceğe yönelik hedeflerini şekillendirmeye çalışır. Yani her insan inanç ve anlayışları doğrultusunda bir dünya görüşü, geleceğe bakış açısı, yaşam biçimi, kısacası bir yaşam felsefesi oluşturma çabasındadır.

     Bireyler birlikte toplumları ve ülkeleri oluşturmaktadır.Bireyler gibi ülkelerin de benimsediği felsefeleri vardır. Ülkeler geleceklerine bu felsefi çerçeveden bakarlar ve amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi de, “istiklâl’e kavuşup, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” sözünde yatmaktadır.

     Bireylerin ve toplumların şekillendirilmesinde ve amaçlarını gerçekleştirmesinde eğitim ve öğretim kurumları önemli bir görev üstlenmektedir. Eğitim öğretim sisteminin bireysel, toplumsal, evrensel bilgi ve değerler doğrultusunda nasıl yapılandırılacağı tüm ülkelerde önemli bir problem alanını teşkil etmektedir. Ülkeler bu soruna eğitim politikaları aracılığıyla çözüm getirmeye çalışırlar. Eğitim politikalarının ve bunların uygulamaya koyuluş biçiminin temelinde ise benimsenen eğitim felsefesi yatmaktadır. “Eğitimin felsefi temelleri konusunda bilgi sahibi olmadan yapılacak bir öğretim, harita olmadan bilinmeyen bir yola çıkmaya benzetilmektedir”.

 

     Bu görüşler doğrultusunda “Türk Milli Eğitiminin Felsefesi” hakkında alt yapı oluşturma adına bu bölümde eğitim kavramının tanımı yapılıp, eğitim ve felsefe ilişkisi ele alındıktan sonra tarihsel literatür ışığında eğitim akımları ve felsefeleri temel savları dikkate alınarak, kısaca açıklanacak ve Türk Milli Eğitim sistemi’nin  felsefi yönü bu temel üzerine oturtularak irdelenmeye çalışılacaktır.

 

     EĞİTİM:

     

     Literatürde eğitim kavramı hakkında farklı tanımlamalar yapılmıştır.

     Osmanlıca “terbiye” kavramında karşılık bulan eğitim; Batı dillerinde “educare” beslemek, “educario” geliştirici ortam hazırlamak, “educere” ise yükseltmek yukarı kaldırmak anlamına gelmektedir.

     Türkiye Türkçesi’nde eğitim sözcüğü, 1950’li yıllardan itibaren kullanılmaktadır.(Şişman,2006)  Eğitim kavramı Türkçe’de eğ-mek, fiilinden türetilmiş olup,

Eğmek, bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, ezmek, kırmak, yönlendirmek gibi anlamlara gelir. Daha önce eğitim yerine terbiye kavramı kullanılmaktaydı halen bazı durumlarda da kullanılagelmektedir. Arapça olan terbiye kavramı, “rab” sözcüğünden türetilmiş bir mastar ve isimdir. Rab ise Allah’ın sıfatlarından biri olup “terbiye edici” anlamına gelir. Bir hadiste “beni rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti” denilmektedir.(Şişman,2006)

    

     Kişinin zihni,bedeni,duygusal,toplumsal yeteneklerinin, davranışlarının istenilen doğrultuda geliştirilmesi, ya da ona bir takım amaçlara dönük yeni yetenekler,davranışlar, bilgiler kazandırılması yolundaki çalışmaların tümüdür.

     En yaygın kullanımıyla bireylerin davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla kasıtlı ve istendik değişmeler meydana getirme sürecidir .

Bu süreçten geçen insanın kişiliği farklılaşır.bu farklılaşma eğitim sürecinde kazanılan bilgi,beceri,tutum ve değerler yoluyla gerçekleşir. Tam da bu noktada eğitimin aynı zamanda bir “kültürleme” aygıtı olduğu akla gelmektedir.

Toplumbilimi (sosyoloji)’ nin en temel kavramlarından biri olan  “kültürleme” ya da popüler ifadesi ile “sosyalizasyon” (toplumsallaşma ) ; bir toplumun üyesi olan – olacak insanoğlunun üyesi olduğu toplumunun kültürel öğelerini öğrenmesi sürecidir.İnsanın kişilik yapısı büyük ölçüde içinde doğduğu ve yetiştiği kültür tarafından belirlenir.her toplum kendi kültürünün özelliklerini yeni kuşaklara aktarır.Toplumun, bireyleri kendi kültürünün istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilemesi ve değiştirmesine “kültürleme” denir.(Güvenç,1972)

Toplumsallaşma süreci, doğuştan başlayarak tüm yaşam boyu süren uzun bir dönemi kapsar. Bu süreç aracılığıyla birey, bir kişilik kazanmaktadır.Başka  bir deyişle, toplumsallaşma, belirli bir toplumun davranış kalıplarını kişiliğine mal ederek o topluma ait bir birey durumuna gelişi olayıdır.

     Durkheim’in eğitim’i “daha yaşlı kuşakların henüz toplumsal yaşama hazır duruma gelmemiş kuşaklar üzerindeki eylemi” olarak tanımlayışı da bir anlamda toplumsallaşmayı ifade etmektedir. (Tezcan,1997) 

     Kültürleme ailede, sokakta, işyerinde her türlü seremoni ve merasimde bilinçli ya da bilinçdışı kendiliğinden oluşan ve bireysel olan öğrenmeleri de kapsar (ki eğitimciler kültürlemenin bu kısmını “informal”; amaçlı olarak yapılanını ise “formal eğitim” olarak adlandırırlar). Kültürlemenin amaçlı olarak yapılan kısmı eğitimdir.Bu nedenle, eğitim “kasıtlı kültürleme süreci” olarak da tanımlanmaktadır.

      

EĞİTİM VE FELSEFE

 

*Eğitim felsefesi; eğitime yön veren , amaçları şekillendiren ve eğitim uygulamalarına yol gösteren bir disiplin veya sistemli fikir ve kavramlar bütünüdür.

*Eğitim felsefesi; eğitimi bir bütün olarak ele alan ve kültürün vazgeçilmez bir öğesi biçiminde düşünen özenli , eleştirici ve yöntemli çalışmaların tümüdür.

*Eğitim felsefesi; eğitim uygulamalarına yön veren bir disiplindir.

Çünkü ,  eğitimde uygulama değeri olmayan bir fikir ve düşünce sistemi fazla anlam taşımaz.

Bu yönü ile eğitim felsefesi eğitim uygulamalarını sürekli eleştirici bir yaklaşımla değerlendirmek , uygulamaların dayandığı teorik temelleri incelemek ve eğitim uygulamaları için ülke gerçekleri ve ihtiyaçları , toplumun , kültürün ve insanın niteliği ile tutarlı eğitim teorileri ortaya koymak durumundadır.

*Eğitim felsefesi; eğitimin amaçlarını , kimin niçin eğitileceğini , ülkenin felsefesi ile tutarlı olarak koymak durumundadır.

Bir ülke insanlarının hayat görüşleri , inançları ve değerleri eğitim amaçlarına yansır.

Eğitim felsefesi epistemoloji (Bilgi felsefesi) den de yaralanır. Bilginin doğası , bilgi sisteminin yapısı , kaynakları (bilginin) ve bilginin geçerliği gibi epistemolojinin konusu olan sorunlarla eğitim programlarını hazırlayanlar yakından ilgilenmek durumundadır.

Eğitimle uğraşanlar felsefeden yaralanarak en azından felsefenin süzgecinden eğitimle ulaşmak istedikleri hedefleri ortaya koyar ve uygulamaları değerlendirmek için standartlar ve normlar formüle ederler. Her toplum kendi düşünce sistemini geliştirir.

Eğitim felsefesinde ortaya konan eğitimle ilgili düşünce kuramları normal felsefeden esinlenen yaklaşımlardır.

Eğitim felsefesi de (felsefe gibi) eğitimi; bütün unsurları doğrudan ve dolaylı ilgili olduğu bütün alanları dikkate alarak bir bütün olarak kavramlaştırmak durumundadır.

 

              EĞİTİM FELSEFESİNİN İŞLEVLERİ

-Eğitimin felsefesi eğitimin hedeflerinin seçiminde , hedeflerin topluma , bireye uygunluk derecesinin tayin edilmesini ve hedefler arasındaki tutarlılığın kontrol edilmesini sağlar.

-Eğitim felsefesi eğitimin amaçlarının saptanmasında toplumun özelliklerinin , bireyin ihtiyaçlarının ve “konu alanı” gereklerinin hangi yönlerine ağırlık verileceğinin belirlenmesinde etkin rol oynar.

-Eğitim felsefesi , eğitim bilimleri ve eğitimle ilgili diğer bilimlerin bulgularını bütünleştirerek eğitim uygulamalarına çok yönlülüğü , geniş açıdan bakmayı getirir.

-Eğitim felsefesi öğrenme kuramlarını geniş bir perspektif içinde inceleyip çeşitli kuramların deneysel çalışmalarla ortaya konan bulgularını bütünleştirir. Eğitimci ve öğretmenlere değişik durumlar için çeşitli alternatifler ortaya koyar.

-Eğitim , insanın bütün yaşam süresi ve faaliyet alanlarıyla ilgilidir. Bunlar arasında anlamlı bağ kurulması , geçmişle bugün arasında sağlıklı bir bütünlüğün oluşturulması felsefi çalışmalarla mümkün olabilir.

-Eğitim felsefesi bir başka fonksiyonu halihazır eğitim faaliyetlerinin dayandığı teorik temelleri incelemek ve bunları eleştirmektir. Eğitimciler , sıkı sıkıya bağlandıkları ve en iyisi saydıkları uygulamaların  temelindeki kuramsal dayanakların sağlamlığını ancak felsefi bir yaklaşımla ortaya koyabilir ve çözebilirler.

-Eğitim felsefesi , eğitim kuramlarının geliştirilmesi ile uğraşır.

-Bilimsel bilgiler ile uygulama sonuçlarını birleştirerek ülkenin toplumsal , kültürel , ekonomik yapısı ve değerleriyle tutarlı kuramlar geliştirme eğitim felsefesinin en önemli fonksiyonlarından biridir.

-Eğitim felsefesi eğitimci ve öğretmenin eğitimi bütün yönleriyle görmesine yardım eder.  

 

 Bazı Felsefi Akımlar Ve Eğitime İlişkin Tezleri

 

Gerek felsefenin, gerekse eğitimin temelinde insan ve onun sorunları, bunların çözümüne ilişkin çabalar yer alır. Çeşitli felsefi akımların, varlık, bilgi, değerler, ahlâk, insan ve insanın eğitimine ilişkin bakış açıları değişmektedir. Eğitimin amaçları, içeriği, öğretim yöntemleri, benimsenen felsefeye göre biçimlenir. Eğitim felsefesi ise şu sorulara cevap aramaya çalışır: İnsan nedir? Eğitim nedir? Eğitimin amacı nedir? Kimler niçin eğitilmelidir? Eğitimin içeriği ne olmalıdır? Ne, ne kadar öğretilmelidir? Eğitimde insana ne kazandırılmalıdır?  vb.

Ülkelerin farklı eğitim sistemleri olduğu gibi bu sistemlerin dayandığı farklı felsefeler de vardır. Bize göre şu unutulmamalıdır ki toplumların kendilerini algılayış biçimleri, ve aynı zamanda kendilerini farkındalık düzeyleri seçtikleri ve benimsedikleri hayat ve de dolayısıyla eğitim felsefelerinin temelini oluşturacaktır. Bu boyutuyla günümüz Türk toplumunun “kendini nereye koyduğu” ve yine “kendini algılayış”  biçimiyle “kendini farkındalığı” sorunsalı eğitimizin felsefesinin oluşumunu da derinden etkileyen temel husustur. Kültür köklerinden ve de kodlarından kopmuş bir toplumun kendine elan bir eğitim felsefesi oluşturuvermesi de bizce fazlaca iyimserlik olacaktır. Yaşanılan birçok eğitim ve eğitimle ilişkili sorunun temelinde de bu yatmaktadır. Yıllar süren kurtuluş mücadelesinde vatan savunması için yitirilen binlerce yetişmiş insanın yerine yenisini koymak ta elbette kolay olmadığından , bize ait ve kendi tarihi ve kültür kodlarımızdan süzülüp gelen fikir alt yapısıyla bir eğitim felsefesi de oluşturulamamıştır. Geçmişle bağ sadece literatür de kalmış, nesil aktarımındaki fakirlik (Bilgi ile birlikte neslin aktarılması) gelecek onlarca yılımıza eğitim sorunları tartışmaları içinde zaman kaybından başka bir şey getirmemiştir. Hep eleştirdiğimiz geçmişin eğitim sistemi bu gün de kendini tekrar etmekte , ülkemiz hâlâ Batının kendi tarihsel geçmişinden getirdiği birikim ve kodlarla oluşturduğu ve kuramsal hale getirdiği eğitim yaklaşımlarını aynen alıp benimsemekten başka bir şey yapamamaktadır; ya da romantik bir tavırla, topluma uyup uymadığı hiç düşünülmeden, adeta melankolik bir paronaya ile fütursuzca savunulmaktadır. Savunulan, aslında Türk Eğitim Tarihinde ve İslam Eğitim Tarihin’de daha ileri seviye de söylenilmiş yazılmış bile olsa o tu-kaka olarak görülmekte hatta konuşulduğunda örnekler verildiğinde dahi toplumda “geçmiş hep karanlık, köhne, gelişmemiş, şarki (doğulu) olduğundan alaşağı edilmekte. Biz Batı’ya yönelişi bu anlamda biraz algılayamadık ve kendimizi nereye “konuşlandıracağımızı” bilemedik galiba. Son zamanlarda toplumumuzun her alanında yaşamış olduğu yozlaşmalar ve kopuşların temelinde de bu kendini “ne ve nerede algılayışının” ve “kendi farkındalık” seviyemizin eksik ya da bazen hiç olmayışından kaynaklandığı tartışma konusu olmalıdır.   

 

Aşağıda öncelikle Batı felsefi düşüncesi içinde gelişen bazı felsefi akımlara kısaca değinildikten sonra yine batı kültürü içinde gelişen bazı eğitim akımlarından kısaca söz edilecektir. Bu ilişki içinde Türkiye eğitim sisteminin dayandığı felsefe de açıklanmaya çalışılacaktır. Doğulu toplumlarda ve İslam dünyasında, özellikle 9-12. yüzyılları kapsayan dönemde Bağdat çevresinde önemli bir felsefe gelişmiş, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt gibi düşünürler, Eski Yunan felsefesini tanımakla kalmayıp aynı zamanda bu felsefeyi Batıya tanıtmışlar, Batı aydınlanmasını ve Rönesansını hazırlamışlardır.

                                                                                              

1- İdealizm

2- Realizm

3- Pragmatizm

 

İDEALİZM:

 

VARLIK ÖĞRETİSİ(ONTOLOJİ): Tüm varlığı ruhsal sayar.Kuşkusuz idealist filozof dış dünyanın varlığını yadsımaz.Ama onun gözünde ‘asıl gerçeklik’ ruhsaldır.Gördüğümüz nesne ve olgular ‘ruhsal gerçekliğin’ görüntüleri  olmaktan ileri gidemez.

 Antik yunan filozofu Platon,tüm maddesel nesneleri ;ayrı bir dünyaya özgü bir takım evrensel ‘idea’ yada yetkin formların kusurlu kopyaları saymaktaydı.öyle ki,bu öğreti gereğince,herhangi bir nesnenin gerçek doğası,algıladıklarımız özelliklerinde değil,kaynaklandığı ‘idea’ yada ‘form’da aranmalıdır.

 Buna ise duyularımızla dayanan gözlemle değil,ancak salt akılla ulaşırız.

-idealler dünyası(gerçek asıl)

-nesneler dünyası(idealler dünyasının gölgesi)

 

BİLGİ ÖĞRETİSİ;gerçek bilgi aklın ürünü bilgidir.(rasyonalizm)

Platon,duygularımız dayanan bilgileri küçümser;bunların kesinlikten uzak,görüntüleri yansıtmakla kaldığını ileri sürer.

Doğruya gözlemle değil ancak salt akıl yada sezgiyle ulaşabiliriz.

 

DEĞERLER ÖĞRETİSİ;İdealizm değerleri, mutlak, değişmez  ve evrensel sayar.İyilik, doğruluk,güzellik insanlara göreceli nitelikler değil ,evrenin yapısında bulduğumuz mutlak değerlerdir. Kötülük ,iyiliğin eksikliği yada yokluğu demektir. Evren iyilik, doğruluk ve güzellik yönünde ilerledikçe kötülük ,yanlışlık ve çirkinlik kaybolma yolundadır.

 

EĞİTİM ANLAYIŞI; İdealist eğitimin amacı ruhsal olan gerçekliğe ulaşmak ,onunla bütünleşmektir.

 Çocukları duyulara dayanan gözlemsel bilgilerle donatmak ,onlara günlük yaşamlarında geçerli davranış ve beceriler kazandırmak bu amaç bakımından geçersizdir.

 Okul programı asıl gerçekliği ve ona ilişkin metafizik bilgiyi yansıtmalı,evrensel değerleri kapsamalıdır.

 Eğitim çocuğa kendini ve evreni akıl yada sezgi yoluyla kavrama gücünü sağladığı oranda başarılı olabilir. Tarih, Din ve Fizik bu amaç için en etkili araçlardır.

Eğitim sürecinde çocuğun deneyimi: ilgisi ve bireysel özelliği söz konusu değildir .

Önemli olan istenç disiplinidir . Geleneksel yargı ve değerleri, eleştirme , yeni arayışlar içine girme, otorite ye  karşı çıkma özgürlüğü yoktur .

Temelde idealist eğitim totaliter niteliktedir.

 

REALİZM:

 

            İdealizme karşıt bir görüştür; dış dünyanın algılarımızdan bağımsız olarak var olduğu savına dayanır .

Realizmin çeşitli türleri vardır.

-         doğal realizm

-         bilimsel realizm

-         emprist realizm

  

VARLIK ÖĞRETİSİ

İdealizmin tersine , realizm için evren bir düş yada hayat değil, somut olarak var olan bir gerçektir  algılarımızdan bağımsızdır.

 

BİLGİ ÖĞRETİSİ

Biz dış dünyayı oluşturan nesne ve olgularla , beş duyumuz aracığı ile temas kurarız . bu şeyleri algılayarak öğreniriz , bilgilerimizin kaynağı dış dünyadır, akıl değildir .

Realistlere göre bir savın, yada inancın doğruluğu, dile getirdiği nesne yada , olgunun var olmasına bağlıdır.

Sav yada inançla , ona karşılık oluşturan , gerçek arasında bir uyum olmalıdır .

 

EĞİTİM ANLAYIŞI

Realizm eğitimde , nesnel dış dünyayı yine nesnel yollardan tanımayı ön görür.

 Öğrenci kendini içinde bulduğu doğal ve kültürel çevresini tanımak , öğrenmek ve anlamak ihtiyacındadır.

Bu ihtiyacı karşılamaya yönelik ,okul programı, doğal ve sosyal çevreye ilişkin , belli konu ve bilgileri kapsamalıdır.

Realist eğitimci işlevini, kişiyi ,şu yada bu yönde koşullandırma çabası olarak  görmez.  O kişinin , doğal ve kültürel çevresi ile uyum içinde olmasını amaçlar.

Bu uyumda kuşkusuz, kişi tümüyle pasif değil , çevresi ile etkileşim indedir.

Çevreyi tanıma , öğrenme : onu gerektirdiğinde yeniden düzenleme olanağının da birlikte taşımalıdır.

 Eğitim dış çevreden olduğu gibi, insan doğasından kaynaklanan , tüm olumlu etkinliklere açık olmalıdır.

Ancak bu eğitim , temelde ideal bir dünya kurmaya değil, var olan gerçek dünyayı anlamaya, onunla uyum sağlamaya yöneliktir.

 Dünyayı değiştirme çabasına girmeden önce , dünyayı öğrenmek gerekir. Realist eğitim , bir ölçüde      tutucudur . bireysel ilgi ve moda türünden geçici , beğenilere değil ,insanlığın kalıcı nitelikte  saydığı, bilgi, beceri ve davranış biçimlerine ağırlık verir.

 

      3. PRAGMATİZM (Başarıcılık, Faydacılık)

İdealizm ve Realizm’in çıkış yeri Eski Yunan dünyası iken, Pragmatizm 20. yüzyılda    Amerika’da ortaya çıkmıştır. Pragmatistler (Faydacılar) doğrunun insan yaşantısından (Deneyimlerinden) kaynaklanan deneysel bir olgu olduğunu ileri sürerler. Pragmatizm esas itibarı ile Amerikalı felsefeci John Dewey’in deneyci düşünce sistemi üzerine kurulmuştur. Pragmatizme göre dünya devamlı değişmektedir ve gerçeğin özü değişmedir. Buna göre değişmez bir gerçekten söz edilemez. Gerçek, insanın deneyimlerinin ürünüdür. Pragmatizme göre değerler ve ahlaki ilkeler deneyim  zamanına, topluma ve kültüre göre değişir.

Pragmatizme göre eğitim sosyal bir süreç, okul deneysel öğrenme için en uygun çevre, demokratik özgür bir toplumdur.  J. Dewey’ e göre okulun üç işlevi vardır. Bunlar: 1. Basitleştirilmiş bir çevre sağlamak, 2. Özel olarak düzenlenmiş yaşantı ortam sağlamak, 3. Sosyal çevredeki çeşitli öğeleri dengelemek

J.Dewey’e göre eğitimin araştırma özgürlüğünün olduğu demokratik ortamda daha etkili yapılacağını belirtmektedir. Dewey’in deneyciliğinde anahtar kavram olan deney, birey ile çevresi arasında etkileşimi ve ilişkiyi anlatmaktadır. Çevreyle etkileşimimiz, her deneysel yaşantı deneyimimizi arttırır. Eğitim sürekli değişen çevre  koşullarına, insanın “uyum”-unu sağlamaktadır.

Pragmatizm’e göre bilgi insanın doğal ve sosyal çevresi etkileşimi sonucu yaşantılar yoluyla elde edilir. Eğitim hayat içindir. Eğitimin konuları hayattan seçilmelidir. Bilgi bilimsel yöntem ile elde edilebilir. Eğitim öğrenci merkezli olarak yürütülürken, öğretmen yol gösterici olmalıdır. Eğitim programları öğrencilerin ilgi, yetenek ve hazır bulunuş düzeyine göre düzenlenmelidir. Öğrenme yaparak yaşayarak oluşturulmalıdır

   EĞİTİM AKIMLARI

1.      İlerlemecilik (Progressivism)

2.      Esasilik         (Essentialism)

3.      Daimicilik    (Prennialism)

4.      Yeniden Kurmacılık  (Re-constructionism)

5.      Varoluşçuluk              (Existentionalism)

 

 1-İLERLEMECİLİK:

Pragmatik (faydacı)felsefenin eğitime uygulanışıdır.

Pragmatik felsefe değişmeyi gerçeğinin esası olarak görür.

Bu nedenle de eğitimin sürekli bir gelişim içinde olduğu öne sürülür.

Eğitimciler yeni bilgi ve çevredeki değişmeler ışığında politika ve yöntemlerini ayarlamaya hazır olmalıdır.

      Eğitimin özü , tecrübenin sürekli olarak yeniden inşa edilmesindedir ;topluma uyum , dış dünyaya uyumdadır , belli doğruluk , iyilik , güzellik kurallarına uyumda değil

 

13304
0
0
Yorum Yaz