14 03 2007

EĞİTİMDE İLETİŞİM

EĞİTİMDE İLETİŞİM

İletişim
         Duyguların,düşüncelerin, tutumların, tavırların, haber ve mesajların bir kişi, bir grup ya da bir kurum tarafından bir kişi, bir grup ya da bir kuruma karşılıklı olarak iletilmesidir.

    Bir başka iletişim tanımı da şu şekildedir : Bireyleri etkilemek yada saptanmış bir amacı gerçekleştirmek için bilgi sağlamak ve bu bilgilerin, duyguların; ihtiyaçların, niyetlerin, düşüncelerin... vb. yazı, işaret, konuşma,hatta mimik ve hareket aracılığı ile sesli yada sessiz olarak aktarıldığı bir süreçtir.

    KAYNAK : Başkası ile paylaşılacak bir fikre sahip olan kimse

    MESAJ : Bir iletişim sürecinde iletişime esas olan haber ya da bilgi

    KANAL : Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç ve yöntem.

   ALICI : Kaynaktan gelen mesajın iletici araç ve yöntemleri takip ederek ulaştığı kişidir.

    DÖNÜT : Kaynaktan gelen mesaja alıcının gösterdiği tepkinin tekrar kaynağa ulaşması sürecidir. Eğer dönüt sağlanamıyorsa iletişim tek yönlüdür.

    İletişim bağlantısını oluşturabilmek kazanılmış bir davranış ve beceri ürünüdür. Aynı şekilde, bir araya gelip de, zaman içinde tozu dumana katarak birbirleriyle öfkeli bir mücadeleye girebilmek de kazanılmış bir davranış ve becerinin ürünüdür.

    Bu anlamda kişiler ya iletişimi yada iletişimsizliği becerirler. Bu beceriyi anlayıp, nasıl oluştuğunu görebilirsek, iletişim olarak tanımladığımız o son derece temel süreci kavramış oluruz.

Öncelikle, "İletişimin Düşünsel Altyapısını" inceleyelim

İletişimin Düşünsel Altyapısı

Sağlıklı bir iletişimin oluşabilmesi, iletişime ilişkin "gerçekçi" düşünce alışkanlıkları geliştirmeye bağlıdır.

    Öncelikle burada sözü edilen"Gerçekçilik" kavramından neyin  kasdedildiği üzerinde durmakta yarar vardır.Çevre ile ilişkilerimizde, en somut anlamda bağlantılarımızı, duyularımız aracılığıyala yaparız .

    Çevreyi, ilk elde

  • dokunarak,
  • görerek,
  • koklayarak ve
  • tadarak algılarız.

    Bu ilk algı temaslarından alınan veriler beynimize iletilir ve daha önceki yaşantılarla kıyaslanarak bir anlama oturtulur.

    Bu aşamadaki süreç son derece önemlidir; çünkü, zihin gözümüzün resim dili, yani hayâl gücümüz bu aşamada devreye girer. Hayâl gücümüzün de duyuları vardır. Orada da, çevreyle ilgili canlandırdığımız resimlerde koklar, dokunur, görür, tadar ve işitiriz.

   İşte "gerçekçiliğin" tanımı buradadır :

   Dış çevrenin, hayal gücümüzde algılanışıyla, gerçekte, duyularımızla algılanışı birbirine nekadar benzer yada örtüşük ise, o oranda gerçekçi değerlendirme yapılabilecektir.   

    İletişimle ilgili davranışlarımızı 4 başlık altında inceleyebiliriz.

   Bunlar ;

  • Düşündüğümüz Gibi Davranırız
  • Açı Farklılıkları
  • İhtimalli Düşünme
  • "Yapanı" değil, "Yapılanı" Değerlendirme

Şimdi, sırasıyla bu davranışları inceleyelim.

1- Düşündüğümüz Gibi Davranırız

    Sağlıklı iletişimde bulunabilmek için kişilerin davranış ve duygusal tepkilerinin, düşünceleri, inanış biçimleri, olaylarla ilgili geliştirmiş oldukları bakış açılarının ürünleri olduğu düşünce biçimini kabullenmiş olmak önemli bir ön şarttır.

    Böyle bir kabullenmeye yanaşılmadığı taktirde, karşımızdaki kişinin davranış ve duygularını değiştirme gücünü kendimizde görecek ve benzer olarak, kendi duygu ve davranışlarımızdaki değişimi de  karşımızdaki kişinin bize gönderdiği mesajlarda arayacağız.

Kendi duygularının nedenlerini, kendi içlerinde değil de, karşısındaki kişinin yaptıklarında arayan iki insanın zaten iletişim sürecini başlatıp yürütebilmeleri mümkün olmayacaktır. Olsa olsa, birbirlerini karşılıklı etkilemeye çalışabileceklerdir (etkileşim).

  •   Kişi A : Geçen gün beni görüp selam vermedin. Beni çok kırdın. Senin için bukadar önemsiz olduğumu bilmiyordum.
  •   Kişi B : Çok özür dilerim. Bilerek olmadı valla. Seni kırmak istermiyim ? Sen tabiî ki beni için çok önemlisin.
  •   Kişi A : Beni rahatlattın.

    Yukarıdaki konuşma, iletişim değil, etkileşim örneğidir. A, B'yi, kırgınlık duygusundan sorumlu tutmaktadır. Oysa, açıktır ki, A, B'nin ona bir gün selam vermeyişine "kendisini önemsemediği" anlamını yakıştırarak, kırgınlık duygusunu kendi kafasında üretmiştir. Hal böyle iken B'yi duygusundan sorumlu tutmakta ve B'de bunu kabullenmektedir. Yani, o da kendisinde A'yı kırma gücünü görmektedir.Öyle gördüğü için de, A'yı rahatlatmak için, onun kendisi için çok önemli biri olduğunu söyler.

    Bu iki kişi açık iletişimde bulunduklarını sanabilirler. Ancak, yanılırlar. Evet, konuşmuşlardır. Ancak konuşmalarının ortaya çıkardığı temel olgu, birbirlerinin davranışlarını etkilediklerine inanıyor olmalarıdır. Her biri, kendi duygusunun seyrinin, karşısındakinin davranışlarına şartlanmış olduğuna inanmıştır.    

    Bu inanıştaki insanlar, iletişim yerine, her zaman etkileşim süreciyle sınırlı kalırlar.

2- Açı Farklılıkları

    Gerçekçi iletişimde, bir olayın tümünün anlaşılması için, o olayla ilgili olan tüm açıların anlaşılmasının önemine inanılır. Her hangi bir açının "mutlak doğru" olamıyacağı, sadece ve sadece "göreceli bir doğru olduğu" var sayılır. Bu varsayım temelde, insanlar arası ilişkiler dünyasının tartışma götürmez tek "mutlak doğrunun" sınırsız farklılıklardan oluştuğu inanışına dayanır.

    Bu nedenle, gerçekçi iletişimi benimsemiş bir kişinin amacı, kendi göreceli doğrusunu veya farklılığını çevresindekilere zorlamak değil, farklılıklar arasında aynılıkları yakalamaktır. Sağlıklı iletişimin temelinde yatan çok açılı düşünme biçimini pekiştirmek amacıyla bir kaç örnek üzerinde duralım.

 

    İletişim becerisi, olaylara farklı açılardan bakabilme esnekliğini gerektirir. Tek açıya bağlı kalma, iletişim becerisini, iletişimsizlik becerisine dönüştürür.

    Algılanan bir olayın anlamı, olayın kendisinden çok, ona bakılan açının bir işlevidir. Örneğin, temmuz sıcağında tatile çıkan bir aile için yağmur, tatil günlerinden çalan bir hırsız olarak yorumlanabilecek iken, ekini su bekleyen çiftçi için bir kurtarıcı, olarak değerlendirilecektir.

    İletişim becerisi, kişiden, karşı karşıya kaldığı olayla ilgili, olası bakış açılarını ve tanımlamaları araştırmayı, soruşturmayı ve bütünleştirmeyi içerir.

    Bu beceriyi kazanmış birisi, kendisine yöneltilen bir uyarı, eleştiri veya şikayet karşısında, tek açı yerine, bir çok açıdan anlam verme yeteneğine sahip olabilecektir.

Örneğin ona göre, eleştirel bir davranışın anlamı;

  • suçlama, veya
  • başkaldırı, veya
  • haklı çıkma, veya
  • yardımcı olma, veya
  • ilişkiyi geliştirme vb. niyetleri yansıtıyor olarak görülebilecektir.

 

3- Geçmiş, Gerçekleşmiş İhtimaller, "Şimdi" ve Gelecek, Gerçekleşecek ihtimallerdir.

    İhtimalli düşünme alışkanlığı, durumlar arası, insanlar arası, düşünceler arası farklılıklar ve henüz yaşanmamış geleceğin belirsizliği ile sağlıklı, verimli ve gerçekçi bir şekilde başedebilmek için iletişim becerisinde önemli bir yer tutan, bir başka düşünce biçimidir.

    Her şeyin belirgin olduğu durumlarda, karar vermek, plan yapmak, zamanı denetlemek ve çözüm geliştirmek son derece kolaydır. Gelecek zamana yolculuk veya insanlar arası ilişkiler dünyasına hakim olan renklilik ve farklılık ile başetme, sisli bir yolda yürümeye çok benzer.

    Bir yolcu otobüsünün sise girdiğini düşünelim,bu durumda kişiler çeşitli tepkiler verir. Kimisi dua etmeye başlar. Kimisi, gözlerini kapatır. Kimisi, yola ve sürücüye daha dikkatli bakmaya başlar.

    Burada, görülebilir alan ve görünmezlik sınırı herkes için aynıdır. Herkes için aynı olmayan, sisli yolda ilerlemeyle ilgili geliştirilen tarzdır. Geliştirilen üç tarzdan bahsedilebilir.

    Birinci tarzda, gözler hemen ayak uçlarındaki belirginliğe dikilebilir. Bu yapıldığında, görülebilir alanın en net bölümü dikkate alınıp, diğer görünebilir alanların dikkate alınmaması söz konusudur. Tabir yerindeyse burnunun ucundan başka bir yeri görmediği için, olası riskleri kestiremiyecektir.

    İkinci tarz, birincisinin tam tersidir. Bu tarzda kişi gözünü görünmezlik çizgisinin ötesine diker ve orada neler olduğunu seçmeye, anlamaya çalışır. İşte bu noktada zihin gözü devreye girer. İki gözün göremediklerini canlandırmaya başlar. Bu bağımsız ayrıcalığı ile rahatlıkla "kendi kendine gelin, güvey" olabilir. Bu tarzın temel sorunu, zihin gözünde oluşan resimlerin, bir seneryo (bir varsayım) olmalarına rağmen, gerçekte karşılaşılacak gerçekler olarak kabul edilmesidir.Bir diğer sorunda, görülebilir alan içerisindeki risklerde göz ardı edilecektir.

    Daha gerçekçi bir üçüncü tarz ise şöyle tanımlanabilir.Burnumuzun ucuyla görünmezlik çizgisi arasındaki alanın görülmesi. Bu tarzda ilerleyişte, dikkat görülebilir alanda gezineceği için, olası riskler, engeller ve sorunlar seçilebilecek, uygun tedbirler alınabilecektir. İletişim becerisinin temelini oluşturan bu üçüncü tarzda vurgulanan, görünmeyenle değil, görünebilenle ilgilenmenin önemidir.

    Görünenle değilde, görünmeyen ihtimallerle veya belirsizliklerle ilgilenmek, iletişim sürecini tıkayan, sorunlaştıran ve iletişimsizlik becerisi olarak tanımladığımız sürecin oluşmasına zemin hazırlayan belirli bazı düşünce biçimlerini gündeme getirir. Düşünce tarzlarında, çeşitli açılardan bakmayı ve çok ihtimalli düşünmeyi benimseyememiş kişilerde dikkati en çok çeken özellik, ihtimal kavramı ve gerçeğini yok saymalarıdır.

Bu düşünce biçimleri ;

  1. "- Meli / Malı Terörü"
  2. "  Doğruluk Abideliği"
  3. "  Kutuplaşmış Düşünme"

Şimdi, bu düşünce tarzlarını gözden geçirelim:

-MELİ ve -MALI TERÖRÜ
  • İnsanın yaşaması için oksijen teneffüs etmesi gerekir.
  • Yer kürenin herhangi bir noktasından hareket eden birisinin, hiç sapmadan doğuya gitmesi halinde aynı noktaya dönmesi gerekir.
  • Ölmüş birinin kalbinin çalışmaması gerekir.

    Örnekler arttırılabilir. Bu ifadelerin her biri bir yasa tanımıdır. İhtimallerden arınmış yasalardır. Yani, (A) olması için, (B) Olmalıdır. Bir başka seçenek yoktur.

    Gerçek anlamda seçeneği olmayıp da, bir mecburiyet olarak hayatımızda var olan olaylar oldukça sınırlı olmalarına rağmen, olayların çoğuna, seçeneksiz mecburiyetlermiş gözüyle ve diliyle yaklaşmak bir çok probleme sebep olur.

    Bir uç örnek alalım. Ayakkabı giymek bir zorunlulukmudur. Cevabınız evetse, çoğu kişinin yanılgısına sizde düşmüş olursunuz.Bu bir tercihtir. dilersek ayakkabı giymemeyi de tercih edebiliriz. Ayakkabı diye bir kavramın bile olmadığı bir kabile toplumunda da oksijen bir mecburiyettir.

    Görünen odur ki, insan ilişkilerimizde, temelde tercih olan davranış seçeneklerini veya eğilimlerini düşüncelerimizde rahatlıkla "yasalaştırabilmekteyiz."

    Bir kurumda yönetici olarak çalışan birisi, artık neredeyse sürekli yaşadığı öfkenin biriktirdiği gerginlikle psikolojik danışmana başvurmuş. Neden uzmana bu kadar geç başvurduğu sorulduğunda, cevabının, "Sorunları benim tek başıma halletmem gerekirdi." olduğu dikkat çekmiş.Görüşmenin hemen başında, belirli bir sorunun tek başına veya bir uzmanla birlikte çözme seçenekleri veya tercihlerinin, bu yöneticinin kafasında "kendisinin çözmesi gerektiği " yasasına dönüştüğü görülmüş. Görüşmenin daha sonraki bölümlerinde, bu kişinin öfkesinin temelinde, iş yerinde birlikte çalıştığı kişilerin uymalarını şart koştuğu oldukça uzun " yasalaştırılmış" tercihler listesine sahip olduğu tesbit edilmiş.

    Yasalaştırdığı bazı tercihlere göre,

  •     elemanlar işlerini sevmeliydi;
  •     lüzumsuz konuşmamalıydı (neyin lüzumlu, neyin lüzumsuz olduğu ona göre belirlenmişti) ;
  •     raporlar hatasız hazırlanmalıydı;
  •     toplantılarda aptalca önerilerde bulunulmamalıydı;
  •     eleman, kurumun amaçlarını kendi amaçlarıymış gibi benimsemeliydi;
  •     sorumluluk hissetmeliydi;
  •     itiraz etmemeliydi;
  •     pürüz çıkarmamalıydı;
  •     ukalalık etmemeliydi; -meliydi, -malıydı, -meliydi, -malıydı.......

    Öyle belli idi ki, bu yönetici kendi kafasında, dünyasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir tablo çizmişti. İş ortamında bir elemanın kendisininkinden farklı olan tercihini, kendine göre, özel anayasasının bilmem kaçıncı maddesinin ihlali olarak görüyordu.Her ihlal ona göre yapılmaması ve cezalandırılması gereken bir suç ve yanlıştı...

    Bu örnekteki yönetici, daha önce sözünü ettiğimiz gibi, iki gözüyle rengarenk gördüğü, farklılıkların ve seçeneklerin temel bir olgu olduğu, insanlar arası ilişkiler dünyasını kafasında, zihin gözünde, tek renkli görüyor ve çevresindeki kişilerin bu tek renge uygun davranmalarını sağlama gibi imkansız bir amaç güdüyordu.

DOĞRULUK ABİDELİĞİ

    İki gözün algıladığı rengarenk dünyanın ağır bir ihlali olan -meli/-malı lı düşünme biçiminin bir alt türüdür. Doğruluk abideliğinde,

  • iki gözün gördüğü rengarenklik, zihin gözünde de, o haliyle resmedilebilir. Ancak, kişinin aslında tercihi olan bir kaç renk "doğru " olarak ilan edilir. Bu düşüncenin mantığına göre bu renklerin dışında kalan her renk yanlıştır.
  • "Doğruluk abideliğine" kendini adamış iki insanın, iletişim niyetiyle giriştikleri ilişkinin, doğruların ve yanlışların mücadelesine dönüşmüş bir iletişimsizlik becerisi sergileyeceklerini düşünmek zor olmayacaktır.

    Çoğu bozulan ve biten insan ilişkisinin temelinde işte bu beceri yatar.

    Yani kişilerin karşılıklı olarak, aslında kişisel bir tercih olmaktan öteye gitmeyen isteklerini, bir doğruymuşcasına ısrarlı savunuculuğunu yaparak farklılıklara kendilerini kapatmış olmaları, ilişkilerin kuruyup yok olmalarına neden olan en önemli gerekçedir.

 

KUTUPLAŞMIŞ DÜŞÜNME

    Bu düşünce tarzı, dilimizde, "olaylara siyah-beyaz bakma" olarak zaten yer etmiştir. Daha önceki tariflere göre tanımlarsak, iki gözümüzün insanlar arası ilişkilerde algıladığı rengarenkliğin zihin gözünde siyah-beyaz dışındaki tüm renklerden arındırılmasıdır. Dolayısıyla, olaylarla ilgili değerlendirmeler,  " ya hep, ya hiç"    veya   " ya böyledir ya şöyle" gibi kutuplar arası bir düşünme tarzına mahkûm edilmiştir.

  •     "Bu iş ya böyle yapılır, ya da hiç yapılmaz",
  •     "Bu konuda ya beni desteklersin, ya da karşı tarafa geçersin ",
  •     "Bu işin ortası yoktur",
  •     "Hata yaptığın an gözümden düşersin",

türü ifadeler, kutuplaşmış düşünme tarzının insanlar arası farklılıkların hâkim olduğu bir dünyaya yaklaşımdaki acımasızlığı ve gerçekçilikten uzaklaşmışlığı açıkça sergilemektedir. Farklılıklar dünyasında, kutuplar arasında yapılan böylesi katı ve dar açılı bir yolculuğun her hangi bir ilişkide yaratacağı sürtüşmeleri ve çatışmaları düşünmek her halde zor değildir.

    İnsanın fıtratında olan güdülerin başında, hayata belirginlik kazandırma çabası gelir.

  •     Neyi ne zaman yapmalı veya yapmamalıyız ?
  •     Kim bizi seviyor, kim sevmiyor ?
  •     Kim bize benzer veya benzemez ?
  •     Kime güvenmeli, kime güvenmemeli?
  •     Öğretmen benim hakkımda ne düşünüyor ?

Bu liste alabildiğine uzayabilir. Her bir soru, hayatımızda belirginlik arayışlarımızın bir ifadesidir. Kuşkusuz hayat, belirsizlikler ve ihtimaller karşısında, belirli seçenekler karşısında kararlar vererek ilerleme becerisidir. Ancak bazılarımız, bu beceriyi sisin görünmeyen yerlerinde de kullanmaya kadar götürerek, hayatı, sadece hayalimizde resmedildiği haliyle yaşama eğilimi gösteriyoruz. Temeli varsayıma dayalı bir düşünce tarzı, maalesef, zaman içinde bazılarımıza " gerçekte var olan doğrularmış" gibi gelebilmektedir.

    Örneğin iş verminin (başarının) düşük olduğu bir ortamda sadece olası seçeneklerden bir tanesi olan, "öğrencilerin derse çalışmadığı, bu yüzden kırık not almaları gerektiği", kafamızda net bir doğru olmuş ise bunun dışındaki seçeneklere kapanacağız.

    Çünkü herhangi başka bir seçeneğin, böyle bir sorun karşısında belirsizlik yaratabileceğinden korkmaya başlayacağız. Belirsizlikle uğraşma yerine, dünyayı, kafamızdaki varsayımsal belirginliği koruma adına (Öğrenci kırık not almışsa, öğrenci dersine çalışmamıştır.) kendi eksenimiz etrafında dönmeye zorlayacağız

    İşte -meli'li, doğruluk abideliği ve kutuplaşmış düşünce tarzları, belirsizlik karşısında duyusal doğal veya içgüdüsel bir rahatsızlığı, abartarak tahammülü zor bir düzeye çıkardıktan sonra, sadece kendi kafamızda ve hayalimizde sağladığımız yapay bir belirginlikle giderme alışkanlığının en somut belirtileridir.

4- "Yapanı " Değil, "Yapılanı" Değerlendirme

    Gerçekçi iletişim becerisinin temelinde yatan önemli bir başka düşünce biçimi, iletişim sürecinde değerlendirme ve kıyaslamanın ilgi odağı, bireyin "tüm varoluşuna veya kişiliğine" değil, bu varoluşun kesitlerine, yani özelliklerine, becerilerine ve davranışlarına yönlendirir.

    Başlıkta da özetlendiği gibi, bireyin kişiliği değil, ortaya koyduğu " performans veya davranışın " değerlendirilmesi asıl odak noktasını oluşturur.

    Örnek olarak, bir öğrenci verilen ödevlerden 5'inde başarılı, 5'inde başarısız. Bu öğrenci başarılı bir öğrencimi? başarısız bir öğrencimi ?

    Burada öğrenciyi değil de yaptığı işi değerlendirirsek, bu sorun ortadan kalkar.

    Cevabımız şu olur/olmalıdır:-Öğrencinin yaptığı 5 iş başarılı, 5 iş ise başarısız.<

    İletişimle ilgili bu temel bilgileri inceledikten sonra şimdide " Eğitimde İletişim "i inceleyelim

EĞİTİMDE İLETİŞİM ve ETKİLEŞİM

    Eğitim sisteminde iyi bir eğitimci olabilmek için iletişim sürecini çok iyi bilmek gerekir. Öğretme ve öğrenme sürecinde de bir eğitimcinin bir konuyu etkili bir şekilde öğretebilmesi için öğrencileri ile sağlıklı iletişim kurması, ayrıca öğrenciler arasında da sağlıklı iletişim kurulmasına rehberlik etmesi gerekir.

    Eğitimde iletişim sürecinin işleyişinde kaynak öğretmen, alıcı öğrencidir.

   İletişim çağı olarak da adlandırılan 20.yy. da iletişim biliminde büyük gelişmeler olmuş, bu bilim tek bir bakış açısı olmaktan öte,   ilişkilendirildiği birçok alanın ayrılmaz bir parçası olma özelliği kazanmıştır. İletişim biliminin kapsamı da ilgili çalışmaların artması ile daha da genişlemiştir.

    İletişimin bu çok boyutlu yapısı kavramın tek bir tanımının yapılmamasına neden olmuştur. Öğretim ortamında öğrenciler ve öğretmenler birbiriyle sözel ya da sözel olmayan yollarla iletişim veya etkileşimde bulunurlar.

    Öğretimin etkili olabilmesi, iletişim süreçlerinin iyi işletilmesine bağlıdır. Bu da iletişimin. iletişim becerilerinin ve iletişim örüntülerinin iyi anlaşılmalarını gerektirmektedir. Aşağıda bu noktalar ele alınmaktadır.

İletişim süreci şematik olarak şöyle gösterilmektedir   

    Şekilde de görüleceği gibi her iletişimde mesajı ileten bir kaynak vardır. Kaynak mesajı kodlayarak göndereceği şekle sokar. Uygun bir kanal yardımıyla mesaj alıcıya gönderilir ve alıcı onu çözümler.

    Sınıf ortamında çok yönlü bir iletişim söz konusudur. Bazen bir öğrenciye gönderilen mesaj bir başka öğrenci üzerinde daha etkili olabilir. Ayrıca öğrenci-öğrenci iletişimi de çok yoğundur ve bu aynı anda birçok duygu ve düşünce harekete geçtiği için dersin akışını etkiler.

    Kuşkusuz her zaman mesajlar gönderildiği gibi anlaşılmaz. Sık sık yanlış anlamalar ortaya çıkabilir.

    Örneğin, öğretmenin görüşünü almak ya da konuşma fırsatı vermek için soru yönelttiği bir öğrenci, öğretmenin kendisini küçük düşürmek için soru sorduğunu düşünebilir.

    Bu durum,

  • kaynağın duygu ve düşüncelerini uygun iletişim biçimine çevirememesi,
  • doğal davranmaması,
  • alıcının gönderilen mesajı çözümleyememesi vb.

nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    Bu, tarafların etkili iletişim becerilerinden yoksun olması demektir. Bu açıdan etkili iletişim becerilerinin neler olduğu üzerinde durulmasında yarar görülmektedir.

ETKİLİ İLETİŞİM BECERİLERİ

Etkili iletişim becerilerinin başında etkili konuşma becerileri gelmektedir.

Etkili konuşma ise

  • bakışlar,
  • ses tonu,
  • konuşma hızı,
  • sesin yüksekliği,
  • konuşma sırasındaki tavırlar vb.

birçok etkenden etkilenir. Davies'e (1981) göre etkili konuşma için uyulması gereken ilkeler aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.

Etkili bir Konuşmada Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler
  • Konuşma için bir amaç seçiniz.
  • Ne söyleyeceğinizi hazırlayız ve planlayız.
  • Endişelerinizi, coşku ve göz iletişimi ile yok ediniz.
  • Sözcükleri değil düşüncelerinizi düşününüz.
  • Sesinizin yüksekliğini ayarlayarak otorite kurunuz ve günlük konuşmadan daha ağır bir tonda konuşunuz.
  • Ayrıntılara girmeyiniz. Vurgulamak istediğiniz noktaları netleştiriniz.
  • Dinleyicilere tepegöz, saydam, not vb. bakabilecekleri malzemeler sağlayınız
  • Bütün rahatsız edici tavırlardan kurtulunuz.
  • Gösterişten kaçınınız.
  • Dinleyiciye dinleme dışında yapabileceği bir şeyler sununuz.
  • Somut ve sınırlı olunuz. Ana noktaları örnek ve gözlemlerle güçlendiriniz.

Kaynak: Davies (1981), s.151.

Etkili konuşmanın yanı sıra Schmuck ve Schmuck (1983), empati kurmanın etkili bir iletişimin temeli olduğunu belirtmektedirler. Empatinin artması saldırganlığın azalması demektir.

Bu düşünceden hareketle Schmuck ve Schmuck (1988), kaynak ve alıcı durumundaki kişilerin sağlıklı diyaloglar kurma aracı olarak kullanabilecekleri şu becerilerin öğrenilmesinde yarar görmektedirler

  Alma Becerileri Gönderme Becerileri
Düşünceler Düşünceleri kendi sözler ile ifade etme Net açıklamalar yapma
Davranışlar Diğerinin davranışını betimleme Kendi davranışını betimleme
Duygular İzlenimleri kontrol etme Duyguları tanımlama
           Alma Becerileri :
  • Düşünceleri Kendi Sözleriyle İfade Etme; başkalarının söylediklerinin, kişinin kendi ifadeleriyle anlatılmasıdır.
  • Diğerinin Davranışını Tasvir Etme ; alıcının, kaynağın davranışlarını yarım kalmadan, arkasındakileri ön plana çıkarmadan tanımlamasıdır.

Örneğin, öğrenciye "dersin başından beri konuşulanları dinlemeyip elindeki dergiyi okuyorsun" demek yerine "zaten hiç dersi dinlemezsin" demek bizim onunla ilgili yargımızı da içermektedir.

  • İzlenimleri Kontrol Etme,alıcının karşıdakinin duyuşsal durumunda neler algıladığını tanımlamasıdır.

    Örneğin, öğretmenin öğrenciye"bugün üzgün görünüyorsun, canın bir şeye mi sıkıldı?" biçiminde soracağı bir soru onu suçlamaktan çok onu anlamaya çalışıyor olduğunu göstermektedir.

    Gönderme Becerileri :
  • Net Açıklamalar Yapmak, bir başkasına mesaj göndermedeki en önemli beceridir. Bir açıklamanın alıcı tarafından kendi ifadeleriyle özetlenebilmesi onun netliğini yansıtır.
  • Kendi Davranışını Betimleme, kaynağın belli bir durumda nasıl davrandığını açıklamak içindir. Bunun birincil amacı kendisiyle ilgili bilgi vermek, ikincil amacı ise, başkalarıyla empati kurmaktır.
  • Duyguları Tanımlama, belki de en az kullanılan iletişim becerisidir. Duyuşsal mesajların gönderilmesiyle ilgilidir.
  • Dönüt (Geribildirim) ise, karşılıklı bir süreçtir. Bir kişinin diğerinin davranışının etkileriyle ilgili mesaj göndermesidir.

Schmuck ve Schmuck'un (1988) saptadığı etkili iletişim becerilerinde tarafların

  • net olması,
  • kendisinin ve karşısındakinin davranışlarını tasvir etmeye çalışması

dikkati çeken özelliklerdendir.

Bu özellikler Anderson'ın (1991) sınıfta etkili iletişimin kurulması için getirdiği önerilerde de yer almaktadır.

Anderson önerilerini

  1. Bilgi verme ve açıklama yapma
  2. Soru sorma
  3. Dönüt

olmak üzere üç boyutta toplamıştır.

Anderson'ın (1991) önerileri şöyle özetlenebilir:
  1. Öğrencilere sunulan bilgi ve açıklamalar net ve anlaşılır olmalıdır.

Bunun için şu teknikler kullanılabilir:

  • Dersin genel bir çerçevesini çiziniz, konunun ayrıntıları ya da önemsiz noktaları üzerinde odaklaşmak yerine geniş bir resmini çiziniz.
  • Gerektiği zaman özellikle zor kavramları açıklarken tekrarlama yapınız.
  • Konuyu dağıtmaktan kaçınınız ve konuya odaklaşınız.
  • Zaman zaman sorularla ya da bazı işler yaptırarak öğrencilerin anlama düzeylerini saptayınız
  • Ana noktaları açıklarken çeşitli örnekler veriniz ve öğrencilerin soyut kavram ve düşünceleri anlamalarına yardım ediniz.
  • Örencilere önemliyle õnemsizi ayırt etmeyi öğretebilmek için nerelerin önemli olduğunu söyleyiniz.
  • Açıklamalarınızda net terimler kullanınız.
  • Yeni öğrenilenlerle öncekilerin ilişkilendirilmesine yardım edecek net kavramlar kullanınız.
  1. Hem gösterip hem açıklamak yalnız birisini yapmaktan daha iyidir.
  2. Sınıfta soru sormanın iki ana amacı öğretmenler tarafından iyi anlaşılmalı ve bu iki amaca uygun soru sorma teknikleri kullanılmalıdır.
Soru sormanın amaçlarından biri;
  1. öğrencilerin anlayıp anlamadığına bakmak, diğeri ise,
  2. öğrenciyi düşünmeye sevk etmektir.

Soru sorarken dikkat edilecek noktalar "Düşünmeyi Öğretme " konusunun "Doğru Soru Sorma Stratejileri " bölümünde yer almaktadır.

  1. Öğrencilere cevaplarıyla ilgili dönüt verilmeli ve yanlışlar düzeltilip doğrular pekiştirilmelidir.

Şimdi de Sözel olmayan iletişim becerilerini inceleyelim.

Sözel Olmayan İletişim

Buraya kadar daha çok sözel iletişim süreçleri üzerinde duruldu. Ancak iletişimin sözel olmayan yönü de vardır.Sözel olmayan iletişim beden diliyle yürütülür.

Örneğin, bir öğrencinin yaptığı bir konuşmadan sonra öğretmenin gözlerinin parlaması bir beğeni ifadesidir.

Bir şeyi önemseyip önemsemediğimizi, sıkılıp sıkılmadığımızı, yorgun olup olmadığımızı beden diliyle anlatırız. Sözel olmayan, iletişim öğrenme-öğretme süreçlerinde de önemlidir.

Tarafların,

  • birbirine yakın durup durmaması,
  • vücutlarının duruşu,
  • yüz-göz ifadeleri ve jestleri,

sözel mesajlara anlam katar ya da anlamı karıştırır.

Davies'in (1981) öğrenci ve öğretmen arasında yer alabilecek sözel olmayan iletişime verdiği õrnekler aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.

Öğretimsel Ortamlardaki Beden Dili Örnekleri
Anlam Örnek Davranışlar
1.Dinlemeye Açıklık başı ve vücudu öne eğmek, ellerini bir araya getirmek, çenesini avcunun içine almak
2.Dostça Duygular sık sık gülümseme, ceket ya da gömleğinin düğmesini açmak, göz iletişimi kurmak
3.Onaylama saçını okşama, omzuna dokunma
4.Derin Düşünme burnunun üst kısmını kaşıma
5.Konuşmayı Kesmek kulağına dokunma, işaret parmağını dudağına götürme, elini konuşanın koluna koyma
6.Düş Kırıklığı ellerini birbirine vurma, yumruğunu masaya vurma
7.Reddetme parmağıyla burnuna dokunma. ceket ya da gömleğini ilikleme
8.Savunmacı Duygular kollarını ve bacaklarını göğüs hizasında çapraz olarak tutma
9.Üstünlük parmağıyla işaret ederek konuşma
10.Oyalama gözlük temizleme, kalemi dudaklarına değdirme
11.Uzak Durmak İsteme elini kaşına koyma, başını alçaltma, ayaklarını masaya koyma
12.Etkileşimi Kesme konuştukları insana bakmama, başını kaldırma,kişisel eşyalarını alarak ayağa kalkma

Kaynak: Davies (1981), s.157

EĞİTİMDE ETKİLEŞİM

    Etkileşim birbirini karşılıklı etkileme sürecidir. Bu süreç, eğitimde bireyin çevresiyle ve diğer bireyle sürekli etkileşim içinde olduğunu ortaya koyar.

    Sınıf içi etkileşim süreci, öğrenme yaşantılarının kazanılmasında ve öğretim hizmetinin niteliğini arttırmada en önemli faktörlerden biridir. Sınıf içi etkileşim sürecinde, öğretmen-öğrenci ilişkileri incelendiğinde her sınıfın öğrenmeyi olumlu ve olumsuz yönde etkileyeceği bir havası ve iklimi bulunmaktadır.

    Sınıf atmosferi,

  • öğretmenin izlediği öğretme yaklaşımı yöntemi ve tekniği ile
  • kullandığı araç-gereç ve
  • izlediği iletişim sanatı ile sağlanır.

İletişim sanatını başarıyla uygulayabilmek de etkileşimin yönüne bağlıdır.

Şimdi de bu bilgilerin ışığında "Sınıf Yönetimi"ni inceleyelim.

SINIF YÖNETİMİ

    Sınıfın iyi yönetilmesi, eğitimde başarılı olmak için ilk adım  olarak kabul edilir.Bu nedenle öğretmenin liderlik rolü ön plana çıkmakta ve grup dinamizmini bilmesi önem kazanmaktadır.

    Bu bağlamda yönetim ile öğretim birbiri ile bağlantılı olmaktadır. Bir bakıma sınıf yönetiminde başarılı olanlar genellikle iyi öğretmen özelliklerini taşımaktadırlar.

    Öğretmenlerin eğiticilik özelliği kadar yöneticilik özelliklerinin de geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Sınıf yönetimi konusunda geliştirilmiş ilkeler öğretmenin grup yönetimi başarısına katkı sağlayıcı olabilir.

    Aynı şekilde

  • öğrenme etkinliklerinin düzenli bir şekilde planlanması,
  • sınıf içi kurallara uyulması ve
  • sınıftaki işleyişin açık seçik belli olması da

    öğretmenin sınıf yönetimine katkı getirebilir; doğabilecek disiplin sorunlarını en aza indirebilir.

  • Öğretmenin bireysel özellikleri,
  • ders verirken kulandığı stratejileri,
  • yöntem ve teknikleri de sınıf yönetimini etkilemektedir.  Ayrıca;
  • Sosyal çevreyle uyum
  • okul aile arasındaki işbirliği,
  • sınıfın fiziki koşulu ve sınıfta yaratılan atmosfer de sınıf yönetimini etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. 

    Öğretim etkinliklerinin düzenli bir şekilde planlanması sınıf içinde çıkabilecek olayları ve istenilmeyen öğrenci davranışları için önceden önlem alınmasını sağlayabilir. Sınıf içinde uyulacak kuralların önceden saptanıp öğrencilere  öğretilmesi de istenilmeyen öğrenci davranışlarının ortaya çıkmasına engel olabilir.   

   Sınıf yönetiminde disiplin anlayışı katı kuralların uygulanmasından çok bilgiye, sevgiye dayalı olmalıdır. Diğer bir anlatımla, öğretmen sınıf içinde disiplini, bilgisiyle, öğrenciye sevgi göstermesiyle ve ona saygı duymasıyla kurmalıdır.

SINIF İÇİ İLETİŞİM

    Çoğu kez farkında olmadan bizimle konuşan kişinin,

  • mesajı iletmek için seçtiği sözcüklerin türüne,
  • konuşma hızına,
  • araya koyduğu mesafeye,
  • ses tonuna,
  • suskunluk sürelerine ve
  • beden diline dikkat ederek,

sözcüklerin arkasındaki duygusal içeriği de algılar ve bize gönderilen mesajlara uygun tepkiler veririz.

Sınıf içi iletişimde başarılı olabilmek için dikkat edilecek hususlar :    1- ETKİN DİNLEME :

    Bir kimsenin ilettiği sözlü mesajların arkasındaki, sözel olmayan mesajları da doğru anlamaya, etkin dinleme denir. Bu beceriyi kazanmak öğretmenin öğrencisini anlamasını kolaylaştıracaktır.

   2- BEN DİLİNİ KULLANMAK :

    Günlük yaşantımızda karşımızdakine yönelik olumsuz, kızgın duygularımızı dile getirmek için çoğunlukla "sen zaten hep öyle davranırsın", "çok anlayışsızsın"gibi sen dilinin hakim olduğu ifadeleri kullanırız.

  • Sen diliyle gönderilen ifadelerin,istenilmeyen davranışların ortadan kaldırılmasında çok az olumlu etkisi olmaktadır.
  • Sen dilinin kullanılması, öğrenenin benlik saygısını zedelemesi ve öğreten ile olan iletişimini bozması açısından, olumsuz etkileri fazlasıyla gözükmektedir.

Sen dili yerine BEN dili kullanıldığında ise, öğrenciyi olumsuz olarak yargılayan mesajlar yerine, öğretenin sorun karşısındaki duyguları dile getirilir.  Böylece öğrenen, doğrudan kendi kişiliğine yönelik olumsuz bir yargıyla karşı karşıya kalmadığı için öğrenenle öğreten arasındaki iletişim bozulmaz. Ben dilinin kullanıldığı mesajların etkili olabilmesi için üç öğeyi içermesi gerekmektedir.

  1. Sorun olan davranışın açık bir tanımı yapılmalıdır.
  2. Sorun olan davranışın,öğretmen üzerindeki etkileri belirtilmelidir,
  3. O davranışa yönelik duyguları ifade etmelidir.

3- GÖZ TEMASI :

    Kişiler arası ilişkilerde, iletişim kurulan kişinin doğrudan gözlerine bakmak, genellikle "Sana ve senin anlattıklarına önem veriyorum" mesajını, sözsüz bir biçimde karşıya ifade edilişidir. Ayrıca ders anlatırken öğrencilerle göz iletişimi kurma, öğrencilerin konu üzerinde dikkatlerini toplamalarını kolaylaştıracaktır.

  • 4- BEKLEME SÜRESİ :

    Ders anlatırken konunun anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmek ya da öğrenenlerin dikkatini toplamak için, öğrencilerden herhangi birine, sorular sorulur. Ancak soruların yanıtlanması için çoğu kez birkaç saniye beklenir, cevap gelmeyecek olursa diğer öğrenciye yönelinir. Yapılan araştırmalar cevap süresi için geçen zamanın artması ile verilen cevapların daha açıklayıcı ve üst düzeyde olduğunu göstermektedir.

  • 5- KİŞİLERARASI SOSYAL MESAFE :

    Birbirleri ile iletişim kuran kişiler algıladıkları yakınlık derecelerine göre, aralarında ”sosyal”  bir mesafe bırakırlar. Araya konan mesafe arttıkça, iletişim kuran kişiler arasındaki ilişkinin resmileştiği görülür.

    Öğretmen merkezli geleneksel eğitim anlayışı bugün artık yerini öğrenci merkezli çağdaş eğitim anlayışına bırakmaktadır. Ancak hala pek çok uygulama “eğitimin öğretmen merkezli” olduğu ve öğretmenin “ben sadece dersi mi veririm, sizin yakınınız olamam” felsefesinin ağır bastığı şekliyle işlenmektedir. Ayrıca,

Sınıf İçi İletişimi Geliştirmek İçin aşağıdaki hususlara da dikkat edilmelidir.

  • 1466
    0
    0
    Yorum Yaz