07 10 2011

EĞİTİM SOSYOLOJİSİ

EĞİTİM SOSYOLOJİSİ |  görsel 1

EĞİTİM SOSYOLOJİSİ

Mehmet TUNÇER

SOSYOLOG-MEB DENETÇİSİ

 

Tanımlar

Sosyoloji:  Toplum yaşamının oluşumunu, koşullarını, işleyişini, değişimini ve gelişimini objektif bir şekilde, sosyal bütünlük içerisinde inceleyen bilim dalına sosyoloji denir.

Sosyoloji, toplum içinde yer alan sosyal grupları, sosyal sınıfları; ekonomik, politik, sosyal, dinsel ve hukuksal kurumları; nüfusu, örf, adet, değer, norm ve inançları, tüm bu unsurlardaki değişmeleri inceler ve açıklamalarda bulunur.

Eğitim sosyolojisi:Eğitim kurumunu ve onun toplumu oluşturan diğer kurumlarla ilişkilerini inceleyen sosyoloji dalıdır.

Eğitim sosyolojisi, sosyal bir olgu olan eğitimi, sosyolojinin yöntemlerinden ve teorik yaklaşımlarından hareketle incelemeye çalışır. Amacı, eğitimin toplumsal çevreyle, toplumsal çevrenin eğitimle bağlantısını ortaya koymaktır

Eğitim sosyolojisinin araştırma alanını oluşturan belli başlı konular:

  • Her çeşit grup yaşamı üzerindeki eğitsel etkinliklerin ve toplumsal kurumların birey üzerindeki etkilerinin incelenmesi.
  • Okulun, bir bireyin kişiliği ve davranışı üzerindeki etkilerinin incelenmesi.
  • Aile, din, etnik gruplar, toplumsal sınıflar, iletişim ve haber araçları gibi etmenlerin eğitsel işlevinin incelenmesi.
  • Okul düzeyinde insan ilişkileri sisteminin incelenmesi.
  • Okula bağlı kültür ve etkinlik kolları gibi öğelerin her cins sosyal sınıfların ve ayrıca öğretmen-öğrenci, öğretmen-öğretmen ilişkilerinin birer etkileyici faktör olarak incelenmesi.
  • Eğitim Kurumu ile toplumun başka kurum ve öğelerinin işlevleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi.
  • Sınav sistemlerinin incelenmesi

Eğitim sosyolojisi iki bölümden oluşur:

1. Mikro Eğitim Sosyolojisi: Okulu bir sosyal sistem olarak ele alır. Okul içindeki insan ilişkilerini inceler. Öğretmenler, okul yöneticileri ve öğrenciler arasındaki ilişkiler üzerinde durur.

2. Makro Eğitim Sosyolojisi: Eğitim ile toplumun diğer kurumları arasındaki fonksiyonel ilişkileri ele alır. Diğer kurumlar, örneğin ekonomi, din, boş zamanlar, aile, siyaset.

Eğitim Sosyolojisinin Yararları: Eğitim Sosyolojisi bilmenin yararlarını öğretmen ve öğrenci açısından ele alacak olursak:

Öğretmene yararları;

  • Bir öğretmenin karşısındaki öğrenciler çok çeşitli toplumsal menşelerden; ailelerden, yerleşim yerlerinden, sosyal sınıf ve tabakalardan gelmektedirler. Öğretmen, öğrencilerin içinden çıktığı sosyal çevreyi ve oradaki sosyal ilişkileri iyi bilmelidir.
  • Öğretmen, içinde çalıştığı okuldaki toplumsal olguyu ve bir sosyal kurum olarak okulun sosyal işleyişini bilmeli, eğitim-öğretim çalışmaları sırasında bundan faydalanmalıdır.
  • Modern öğretim yapmak isteyen bir öğretmen, karşısındaki öğrenci grubunun özelliklerini bilmeli, grup dinamizmi, grup davranış ve dayanışması ile ilgili bilgi sahibi olmalıdır.
  • Eğitim Sosyolojisi, öğretmenlere, içinde bulundukları toplumun kültürü, eğitimi etkileyen toplumsal güçler ve etkileme biçimleri, toplumsal gelişme, toplumsal roller vs. konularında sağlıklı bilgiler vermektedir.
  • Eğitim Sosyolojisi, ülkenin ve çağdaş toplumsal düzenin eğitim sorunları karşısında, öğretmenlerin daha bilinçli hareket etmelerinde ve mümkün çözümler göstermelerinde yardımcı olur (Ergün,1986).

Öğrenciye yararları;

  • Çocuklarda ve gençlerde olumlu tutumlar geliştirerek sosyal düzensizlikleri önleyebilir.
  • Geniş düşünebilme alışkanlığı kazanarak, öğrencinin görüş açısı genişler.
  • Çeşitli gruplardan gelenleri kaynaştırmada yardımcı olur.
  • Eğitim politikasının tespitinde ve eğitim reformu çabalarında yardımcı olur.
  • Eğitim olgusunun toplumsal yönlerinin de olduğunun bilincine varır.

Emile Durkheim ve Eğitim Sosyolojisi: Eğitim Sosyolojisinin kurucu Fransız sosyolog Emile Durkheim'dır. Durkheim eğitime sosyal bir olay olarak bakmıştır. Eğitimde toplumun göz önünde bulundurulmasına ağırlık vermiştir. Eğitim toplumda uyumu ve birliği geliştirir ve korur.

Ona göre “saptanmış olsun olmasın, birey üzerinde bir dış baskı uygulayabilecek her yapma biçimi toplumsal olgudur ve toplumsal olguların nedeni yine başka toplumsal olgulardır.”

Durkheim'ın görüşlerine genel olarak bakıldığında, onun eğitimi çocukları ve gençleri sosyalleştirme olarak ele aldığı görülmektedir. O halde eğitim, toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenecektir. Böyle olunca da, her toplumun kendi devamlılığını sürdürmek için ortaya koyduğu ahlâk, değerler ve diğer sosyal normlar, eğitimin genç kuşaklara benimseteceği ilk unsurlar olacaktır.

Sosyalleşme (Sosyalizasyon):  Sosyalleşme kavramını ilk kullanan Emile Durkheim'dır. Durkheim eğitimi, yetişkin kuşakların yetişmekte olan kuşakları sosyalleştirmesi, toplumsal hayata alıştırması, ruhsal, zihnî ve ahlâkî yönden yetiştirmesi olarak kabul etmiştir. O, eğitime metotlu sosyalleşme ("Socialization methodique"); toplum içinde bilinçsiz, plânsız ve kendiliğinden yapılan sosyalleşmeye de metotsuz sosyalleşme demektedir.

Topluma hazırlanma ve katılma süreci, bireyin içinde yaşadığı toplumun kültürünü ve toplumdaki rolünü öğrenerek toplumla bütünleşmesi anlamına gelen temel sosyal süreçtir.

Sosyalleşme bireyin dünyaya gelmesiyle başlar. Dünyaya yeni gelen bebek hayvani gereksinimleri ve dürtüleriyle biyolojik bir organizmadır. Bununla birlikte o, başlangıçtan itibaren sosyal olarak belirlenmiş durumlara tepki göstermek yönünde koşullandırılmaya başlanır. Büyüdükçe içinde yaşadığı grup tarafından tanımlanmış davranış biçimlerini ve grubun değerlerini öğrenmeye başlar. Giderek grubun değerlerini kendi bireysel yapısı içerisinde içselleştirir ve böylece bir kişilik kazanarak toplumun bir üyesi haline gelir. Sosyalleşme kimi kaynaklarda kültürleme olarak isimlendirilir.

Kültürleme (Enkulturation); Bireyin doğumdan ölüme kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacakşekildeetkilenmesi ve değiştirilmesidir. Kültürleme, eğitimden daha geniş bir anlam içerir. Eğitim, kültürlemenin bilinçli, amaçlı veya istendik şartlandırmalarını içermektedir. Oysa kültürleme bilinçsiz, yaygın, kendiliğinden, rastgele, bireysel öğrenmeleri ve şartlandırmaları da kapsar. Örneğin çocuğun ya da gencin, büyüklerinin olumlu ya da olumsuz davranışlarını model alarak kendiliğinden davranması bir kültürlemedir.

TÜRKİYE’DE EĞİTİM SOSYOLOJİSİ

Emrullah Efendi: Emrullah Efendi'ye göre eğitimin amacı bir fertteki bedenî ve nefsanî güçleri olgunluk derecesine çıkartmaktır. Eğitim, fıtrat ve hürriyet üzerine kurulmalı; kişinin tabiî hürriyetini sağlamalıdır. Eğitim, kişileri din hükümlerine ve vatan çıkarlarına uygun bir faziletle ve uygulamalı bilgilerle donatmak demektir.

Ona göre eğitimin gelişmesi öğretmenden öğrenciye, üniversiteden liseye, yukarıdan aşağıyadoğrudur. O şöyle demektedir   “Eğitim kademeleri arasında yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya kuvvetli bağlar vardır ama, İlim yukarıdan başlar. Fakat ben bu nazariyeyi söylediğim vakit mekâtib-i ibtidaiyeye ehemmiyet vermeyeceğim demedim. En ziyade oraya ehemmiyet vereceğim. Mekâtib-i ibtidaiye içindir ki ben yukarıdan başlıyorum. Evet, şecere-i marifet şecere-i Tûba gibidir, onun kökü yukarıdadır. Bugün tarih tetkik olunsun, bütün fünûn meydana konsun; acaba ilm-i beşer nasıl terakki etmiştir?"(Akt: Ergün,1986). Emrullah Efendi, genellikle "Tûba Ağacı Nazariyesi"denilen bu görüşü ile tanınmıştır (Ergün,1986).

Ethem Nejat:Bilgi yerine milli duygulara dayanan; canlı, güçlü, becerikli gençler yetiştirmeye yönelik eğitimi savunmuştur. Beden eğitimi, müzik, el işleri ve özellikle tarım derslerinin önemle ele alınmasını istemiştir. Tarıma dayanan ve köylerin kalkınmasına katkıda bulunacak eğitimi savunmuştur. Çevrenin korunması konusunda da fikir üretmiştir. Eğitimde uygulamaya önem vermiş, öğretmen okulu öğrencilerini köylere götürerek köylülerle iletişim kurdurmuş, onlara toplumsal çevrelerini tanımayı öğretmiştir. Geziler düzenleyerek öğrencilerin çevrelerini ve yurdunu tanımalarını sağlamıştır.

Sâtı Bey: Satı Bey’e göre eğitimin görevi, kişideki ruhsal yetenekleri geliştirerek toplumsal yaşama geçişi sağlamaktır. Eğitim hem bireyin kişisel yeteneklerini geliştirecek, hem de onun genel yeteneklerini artıracaktır.

Sâtı Bey, eğitim tarihimizde Emrullah Efendi'nin "Tûba Ağacı Nazariyesi"ne ve Ziya Gökalp'in eğitim ve toplum anlayışına karşı çıkması ile tanınmıştır. Ona göre: "Çürük bir tahsil-i ibtidaiye istinad edecek bir tahsil hiç bir zaman âlileşemez; hakikî bir zümre-i münevvere Tûba Ağacı gibi değil tabiî ağaçlar gibi yetişir."

Bizim ülkemize eğitim Tûba Ağacı gibi getirilmek istendi; "kökleri tutturulmadan dalları etrafa yayılan bir ağaç" halinde kurulmaya başladı. Ama yüksekten başlamanın ne kadar mahzurlu olduğunu, kendi eğitim tarihimiz gösterdi. Sâtı Bey'e göre ilköğretimin birinci amacı eğitim (terbiye)dir. Orada çocuklara ahlâkî, fikrî ve vatanî bir eğitim verilmelidir. Diğer öğretim kademelerinde fen öğretimine büyük bir önem vermeliyiz; çünkü bu olmadıktan sonra siyasî, sosyal ve fikrî eğitimimizi de yapamayız.  Geleceğimiz, eğitimimiz ve okullarımızın alacağı şekle ve duruma bağlıdır. Gerçek inkılâp ve sosyal değişiklikler ancak okullarda, eğitim ve öğretim aracılığıyla olacaktır.

Ziya Gökalp: Ziya Gökalp, eğitimin amaçları konusunda büyük oranda E. Durkheim'ın görüşlerini "Türkçeleştirerek" işe başlamıştır. Ona göre; "Terbiye, bir cemiyette yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi demektir." Bu şekildeki bir eğitim, yaygın eğitim ve organize eğitim şekillerinde halk arasında ve okullarda olmaktadır.

Ziya Gökalp, eğitim olayına sosyal açıdan yaklaşmakta, fertlerin eğitiminde psikolojik unsurlar yerine sosyolojik unsurlar kullanmaktadır. Bu nedenle psikolojizm temsilcisi Sâtı Bey ile uzun münakaşalar yapmıştır. Kendisi, ferdiyetçiliğe karşı toplumculuğu savunuyor gözükse de, eğitimde Ziya Gökalp'ın amacı şahsiyeti millî kültürle yoğrulmuş fertler yetiştirmektir.

Türk milleti, modern milletler seviyesine çıkartılmalıdır. Önce okullarda çocuklara ve gençlere verilecek millî kültür kurulmalıdır. Bunu yapacak olan üniversite millî kültürü kurup geliştirdikten sonra liselere yayılmalıdır. Kültür millîdir; kültürün, çocukların ruhlarına aşılanmasından ibaret olan eğitimin de millî olması gerekir. Teknoloji ise lâ millîdir; o halde fen ve tekniğe ait bilgilerin öğretilmesi demek olan öğretim de lâmillî olmalıdır.

Kısaca, Gökalp'a göre eğitimin iki amacı vardır: Eğitim konusunda kendi kültürümüzü modernleştirmek ve kültürel Türkçülük olarak bütün halka yaymak; öğretim kısmında Avrupa'daki fen ve teknolojiyi aynen almak.

M. Sabahattin Bey (Prens Sabahattin): Prens Sabahattin, Türk düşünce hayatında ferdiyetçiliğin temsilcisi olmuştur. Ona göre, Batı’nın gerçek üstünlüğünü sağlayan, aslında onun bireyci yapısı idi. Oradaki bütün fikri, siyasî ve ekonomik üstünlüklerin temelinde bu vardı. Bizim de Batılılaşmamız, kendi kendimizi yönetebilmemiz, gerçek hürriyete kavuşmamız için, ferdî girişkenlik ve ferdî haklar temeli üzerine bir toplum yapısı kurmamız gerekiyordu.

Prens Sabahattin'e göre, eğitimde Anglo-sakson modelini örnek almalıyız. Çünkü bu sistemde gençler, hiç kimsenin yardımı olmadan hayatlarını kazanabilecek bir kişisel girişkenlikle yetiştirilirler. Türkiye'de ise, eskiden beri herkes sırtını devlete dayama eğilimindedir. Yeni okul sisteminin mezunları da hep devlet memuru olmayı amaçlıyorlar.

Okullarımızın amacı, İngiliz ve Amerikan okullarında olduğu gibi, "hayat mücadelesinde başarılı", her hususta kendine yeterli, bağımsız kişiler yetiştirmek olmalıdır. Toplumumuzun kurtuluşu özel girişkenliğin gelişmesi, özel hayatın düzenlenmesi ve desteklenmesi ile olur; bu da ferdiyetçi eğitimin yetiştirdiği üretici kişilerle sağlanır. Eğitim ve öğretim kişiliğin gelişmesini sağlayacak, bunu verimli kılacak bir araç olmalıdır. Okulların kuruluş ve yönetimleri de mahallî hükûmetlere bırakılmalıdır.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu: Ziya Gökalp’ın öğrencisi olan Baltacıoğlu da eğitim sistemimizi eleştirmiştir. Özellikle eğitim sistemimizin milli olmayışından, biçimsel yenileşme hareketlerinden ve okul programlarındaki batı taklitçiliğinden yakınmıştır. Ayrıca, yaratıcı, “yeni adam”yetiştiren, üretici bir eğitim sisteminden yanadır.

Baltacıoğlu, örgün eğitimde birçok yenilikler uygulamıştır. Örneğin, öğrencilerini çevre inceleme gezilerine çıkarmış, okul tiyatrosu kurmuş ve çocuk oyunları yazmıştır. Açık hava okulu, doğayı tanıtmak ve öğrencileri açık havada tarih, turizm, çevre, demokrasi ve özgür düşünce yönünden geliştirmek, onun uyguladığı yenilikler arasındaydı. Ayrıca, Türkiye’de ilk karma öğretimi başlatmıştır. Yine, sanat ve el işi yoluyla eğitimin sadece ilköğretimde değil, ortaöğretimde de geliştirilmesine çalışmıştır. Böylece öğrencilere, sanat eğitimi vermenin gerekliliğini savunmuştur.

SOSYAL DEĞİŞME VE EĞİTİM

 Sosyal değişme; sosyal yapının ve onu oluşturan sosyal ilişkiler ağının ve bu ilişkileri belirleyen sosyal kurumların değişmesi olarak tanımlanabilir. Geleneksel ya da modern olsun bütün toplumlar sosyal değişme süreci içerisindedirler. Değişmeyen hiçbir toplum yoktur.

Sosyal değişmenin birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır; icatlar, keşifler, teknoloji, fikirler, inançlar, endüstriyel gelişmeler, nüfus artışı, kültürel etkileşimler, savaşlar, doğal felaketler, tarihi olaylar.

Yetişkin nesillerin sosyal hayata henüz hazır olmayanlara fikirlerini ve hislerini vermesi, toplum mirasının genç kuşaklara aktarılması gibi sosyolojik anlamda tanımlanan eğitim, pedagojik olarak ise, bireyin sosyal yeteneklerinin ve kişisel gelişiminin sağlanması için kontrollü bir çevre içerisinde davranış değiştirme meydana getirme süreci olarak tanımlanabilir.

Bu duruma bağlı olarak eğitimin iki temel işlevinden söz edilebilmektedir. Eğitimin bu iki temel işlevinden biri “tutucu yön” olarak tanımlanan mevcut kültürün norm ve değerlerinin genç kuşaklara aktarılması, toplumun bütünlüğünün ve sürekliliğinin korunması ile mevcut kültürün toplumun yeni yetişen bireylerine aktarılması işlevidir. Bu yönüyle eğitim, kültürü koruma ve düzeni bozucu nitelikte görülen davranışları önlemeye yöneliktir.

Eğitimin bir diğer işlevi ise “itici” yöndür. Bu “itici” fonksiyon toplumda yaratıcılığı ve yeniliği teşvik ederek modern bir toplum olma yolunda mevcut değerlerle de çatışabilen yeni değerler kazandırmaya, sosyal hareketliliği hızlandırmaya, toplumun yeni değerler ve görüşler yönünde değişmesine ve gelişmesine yöneliktir. Bu yönleriyle eğitim bir yandan mevcut düzeni korurken diğer yandan da sosyal değişmeyi tetikleyen itici bir güçtür.

TOPLUMSAL HAREKETLİLİK VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

Eğitim toplumsal hareketliliği teşvik eden bir süreçtir. Sanayileşme ve toplumsal gelişme sonucunda ortaya çıkan yeni meslekler ve durumların gerektirdiği bilgi ve beceriler, eğitim yoluyla elde edilir. Eğitim yeni mesleklere bireyleri hazırlamak bakımından önem kazanmaktadır.

Sosyal hareketlilik,  sosyal değişme süreci içinde fert ve sosyal grupların coğrafi, mesleki ve mensup oldukları sosyal sınıfları değiştirmek şeklindeki hareketlilik olarak tanımlanabilir.

Sosyal sınıf bir piramit olarak düşünüldüğünde sosyal hareket katmanlar arasında dikey ve yatay olabilir.

Sosyal sınıf hareketliliğine uğrayan kimsenin, elde ettiği gelirinde ve hayat tarzında bir yükseliş olması halinde dikey, bir değişme olması halinde de yatay bir hareketliliğinin varlığından söz edilir.

Yukarı doğru hareketlilik ancak açık ve demokratik toplumlarda söz konusu iken bir tabakadan diğer bir tabakaya geçişin mümkün olmadığı toplumlar ise kapalı, az gelişmiş, geleneksel toplumlar olarak nitelendirilir.

İnsanların eğitim düzeyi ile gelirlerinde ve hayat tarzlarında doğru orantılı bir ilişki söz konusudur. Dolayısıyla eğitim sosyal hareketlilik açısından önemli değişkenlerden biridir. Eğitimin bu etkisi ancak toplumda bireylere tanınan/sunulan fırsat ve imkân eşitliği sayesinde mümkündür.

Eğitim insan sermayesine bir yatırım olarak düşünüldüğünde, günümüzde iyi bir eğitim iyi bir meslek, iyi bir meslek de iyi bir gelir ve yüksek bir statü anlamına gelmektedir. Sosyal sınıf piramidinde alt basamaklarda bulunan toplumsal gruplara ait bireylerin iyi bir eğitimle dikey yönlü sosyal hareketlilik yaparak hayat standartlarını değiştirebilmesi mümkün olmaktadır (Hamedoğlu, Özdil; 2004).

Sosyal Statü:Bireyin sosyal yapıda işgal ettiği yerdir. Herkes sosyal statüye sahiptir. Kişinin çevresindekilerin, toplum içerisinde ona nesnel olarak uygun gördükleri mevki veya pozisyondur.

Bir kişi toplum içinde birden fazla statüye sahip olabilir. Her statü mutlaka bir başka statü/statülerle ilişkili olmak zorundadır. Örneğin öğretmenlik statüsü mutlaka öğrencilik statüsünün varlığına bağlıdır. Sosyal statüler ikiye ayrılır: Atfedilen statüler ve sonradan kazanılmış statüler.

Atfedilen statü, toplumun bireye uyguladığı değerlendirme ölçütlerinin varlığına işaret eder. Burada bireyin statüsü üzerinde yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bunun en açık örneği soy ölçütüdür.

Bireyin bir Türk ya da Alman ailede ya da beyaz bir Amerikalı ya da zenci olarak doğmasında hiçbir seçim hakkı yoktur.

Kazanılmış statü ise bireyin sosyal açıdan değerlendirilen çabalarının sonuçlarına işaret eder. Sonradan kazanılmış statülere örnek olarak meslek statülerini, ekonomik statüleri verebiliriz.

Geleneksel ve sanayileşmemiş toplumlarda atfedilmiş statülere ağırlık verilirken, sanayileşmiş ve karmaşıklaşmış toplumlarda kazanılmış statülere öncelik tanınır.

Sosyal Rol: Sosyal duruma intibak edebilmek için gösterilen aktif çaba ve takip edilen yoldur. Sosyal rol, sosyal statünün normlarına ve toplumdaki bireylerin beklentilerine cevap verme halidir.

Her sosyal statüye mutlaka bir sosyal rol tekabül eder. Statü onu işgal eden kişiden ayrıdır. Statü sadece haklar ve sorumluluklar toplamı iken rol statünün dinamik yanıdır. Bir kişi statüsünden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini harekete geçirince bir rol oynamış olur.

Örneğin; bir kişinin ancak öğretmenlik statüsünü kazandıktan sonra sınıfta öğrencilere ders anlatabilir.

Öğretmenlik statüsünün getirdiği haklar ve sorumluluklar öğrencilere sınıfta ders anlatma davranışının gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.

Toplumsal Tabakalaşma: Toplumsal tabakalaşma; insanların gelirlerine, eğitim düzeylerine ve yaşam tarzlarına göre toplum içerisinde birbirleri arasında hiyerarşik bir biçimde sıralanmasıdır.

Bir toplumun tabakalaşması, toplumsal tabakalaşma piramidi ile gösterilir:


 

Her toplumda belirli bir tabakalaşma söz konusudur. İnsanlar arasında doğal farklılıklar (yaş, cinsiyet, zekâ) ve toplumun empoze ettiği suni farklılıklar (gelir, meslek, eğitim) vardır. Bu farklılaşmaya dayalı olarak yapılan değerlendirme sonucunda toplumsal tabakalaşma ortaya çıkar.

Böylece tabakalaşma toplumda bir hiyerarşik sistemi meydana getirir.

Toplumsal tabakalaşma, toplumsal gerçeği yorumlama ve analiz etmede kullanılan bir araçtır. Her tabakalaşma sisteminde üç sosyal süreç vardır.

Bu süreçler şöyle sıralanabilir:

  • Sosyal farklılaşma:Doğumla birlikte var olan ve sonradan edinilen farklılıklar.
  • Altlık ve üstlük düzeyine göre sınıflama:Statü ve rol farklılaşmasını belirler.
  • Değerlendirme:Statülerin her birine değerler sıralamasında bir yer verir.

Toplumsal Tabakalaşma Türleri:

  • Kapalı Tabakalaşma: Toplumsal tabakalar arasındaki geçişin engellendiği toplumlardır.  Örneğin: Kast sistemi.
  • Yarı Kapalı Tabakalaşma: Katı kurallarla tabakalar arası geçişin oldukça sınırlandırıldığı toplumlardır. Örneğin: Lonca sistemi.
  • Açık Sınıf Tabakalaşması: Özellikle sanayileşmeyle beraber tabakalar arası geçişin serbest kaldığı toplumlardır. Bu toplumlarda düşük seviyelerde bulunan kişilerin yükselme umudu, yüksek seviyelerdeki kişilerin de düşme korkusu vardır. Örneğin: Sanayi toplumu.

Toplumsal Hareketlilik: Sanayi toplumunda ortaya çıkan açık sınıf tabakalaşmasıyla birlikte toplumsal hareketlilik de hızlanmıştır. İnsanların farklı düzeylerdeki mevkiler arasındaki hareketine toplumsal hareketlilik "mobilite" denir ve ikiye ayrılır.

Yatay Hareketlilik:

 


 

Aynı tabaka veya bölüm içindeki hareketliliktir. Bireylerin ya da grupların bir toplumsal durumdan benzer başka bir duruma geçişidir. Bu hareketlilik genelde coğrafidir ve meslekler arasında olur.

Belirgin gelir ve saygınlık farkı içermeyen mobiliteyi kapsar. Örneğin: Bir bakkalın, manavlığa başlaması, bir öğretmenin müdür yardımcısı olması…

Dikey Hareketlilik:

 

Sınıflar arasında geçişe neden olan hareketliliktir. Kişilerin bir toplumsal sınıftan diğerine geçmeleridir.

Örneğin: bir tüccarın iflas ederek seyyar satıcılığa başlaması, şans oyunlarından büyük ikramiyeyi kazanan bir işçinin fabrikatör olması…

EĞİTİMİN SOSYAL FONKSİYONLARI (İşlevleri)

Eğitimin sosyal işlevleri açık ve gizli olarak ikiye ayrılmaktadır.

Eğitimin Açık İşlevleri:

  • Toplumun kültür mirasının birikimi ve aktarılması:  Her toplumda eğitimin temel fonksiyonlarından birisi, toplumun kültürel mirasının birikimi ve sürekliliğini sağlamaktır. Bu durum kültürel mirasın yetişkinlerden genç yetişkinlere aktarılması, toplumsal değerlerin genç nesillere öğretilmesi yoluyla gerçekleşir. Bunun araçları ise dil, deneyim ve bilgidir.
  • Çocuğun sosyalleştirilmesi.
  • Yenilikçi ve değişmeyi sağlayıcı elemanlar yetiştirmek:Yenileşme, hem yeni yöntemler, hem de yeni düşünceler ortaya çıkarır. Bu yüzden eskiye karşı bir meydan okuma söz konusudur. Bireye yeni değerler kazandırarak çağa uygun davranışlar geliştirmesini ve toplumu bu yönde değiştirmesini hedefler. Yenilikçi elemanlar okullar yoluyla sağlanır. Okullarında bu görevi yerine getirebilmeleri için kendilerini yenilemeleri gerekir.
  • Siyasal işlev:Eğitimin başlıca iki siyasal işlevi vardır. Birincisi mevcut siyasal sisteme sadakati ve bağlılığı sağlayıp devamını sağlama, ikincisi ise siyasal sistemin liderlerinin seçimini ve eğitimini sağlama.
  • Seçme işlevi:Bir ülkenin nüfusu farklı yetenek ve beceriye sahip bireylerden oluşur. Eğitimin seçme işlevi bu yetenek ve beceriye sahip bireyleri bulup seçmesi ve en iyi eğitimi sağlayarak daha ileride maksimum seviyede yararlanılmasını sağlamaktır.
  • Ekonomik işlev:Eğitimin ekonomik işlevi, ekonominin gereksinimlerine uyan ve geleceğin tüketicilerine gerekli bilgiyi verecek insan gücü ile birlikte beyin gücünü sağlamaktır. 

Eğitimin Gizli İşlevleri:

  • Eş seçme:Eğitim, uygun eş seçme imkânlarını hazırlar.
  • Tanıdık sağlama:Eğitim, öğrencinin arkadaş çevresini genişletme imkânı sağlar.
  • Statü kazandırma:Eğitim, yüksek statü kazandırmada ve hareketlilik merdiveninde yukarı doğru hareketliliğin sağlanmasında başat unsur haline gelmiştir.
  • Çocuk bakıcılığı:Özellikle anaokulu, temel eğitim ve ortaöğretim için söz konusu olabilen okulun bu görevi, günün belli saatlerinde çocuğun bakımının, korunmasının sağlanması biçimindedir. Sanayileşmiş kent toplumlarında özellikle annenin çalışma hayatında bu işlev oldukça önemli konumdadır.
  • İşsizliği önleme:Eğitim geçici bir süre için işsizliği önlemektedir. Şöyle ki; özellikle ortaöğretim, yüksek okul ve fakülteye devam eden binlerce öğrenci muayyen bir devre için zamanlarını okulda geçirmektedirler. Oysaki bu kişiler okul olmadığı zaman hemen piyasaya çalışmaya koşacaklar dolayısıyla mevcut ekonomik düzen de bu kişileri istihdam edemeyecektir.
  • Çocuğun ekonomik sömürülmesini önleme:Çocuklar açısından zorunlu eğitim, onları iş alanlarının dışında tutarak yetişkinlerle iş rekabetinde olmalarını engeller ve ekonomik olarak sömürülmelerinin önüne geçmiş olur.
  • Temizleyicilik:Okula, suç işlemekten uyuşturucu madde alışkanlığına, doğum denetimine dek toplumun bütün patolojik durumlarına çözüm yolu bulan araç gözüyle bakılır.

KALKINMA VE EĞİTİM

Toplumların kalkınmışlık düzeyi ile eğitim arasında da doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Kalkınma, salt ekonomik anlamlar içermeyip bu kavram aynı zamanda kültürel, sosyal yönlerden de gelişmesini ifade eder. Bir ulusun kalkınması her şeyden önce bireylerin gelişmesine bağlıdır. İnsan kaynaklarını geliştiremeyen toplumların fiziki kaynaklarının çok olması kalkınma bakımından yeterli değildir.

Eğitilmiş bir toplum endüstrileşme süreci için gerekli bilgi ve beceriye sahip olacağından kalkınmada daha başarılı olacaktır. Eğitimin ekonomik sistemde ortaya çıkan yeni gereksinimleri karşılayacak şekilde değişmesi de zorunludur. Ekonomik değişmeler eğitimin içerik ve programlarının değişmesini de zorunlu kılmaktadır. Eğitim kurumlarından da ekonomik değişmeler sonucu ortaya çıkan insan gücü ihtiyacını yetiştirmeleri beklenmektedir.

KÜLTÜR VE EĞİTİM

Kültür Tanımı: Bir toplumun yaşam tarzı olarak karakterize edilen ve bilgi, inanç, gelenek, örf, adet, sanat, ahlak, araç-gereç, teknik gibi maddi ve manevi (maddi olmayan) unsurlardan oluşan karmaşık bütün…

Bir sosyal gruba ya da topluma ait olan, kuşaktan kuşağa aktarılan ve insanlar tarafından oluşturulan maddi ve maddi olmayan ürünler bütünü.

Kültür kavramı çok geniş bir muhtevaya sahiptir. Bu sebeple kültürün herkesçe üzerinde anlaşılan bir tanımı yoktur. Kültürün en klasik tanımı geçen yüzyılda bir İngiliz, E.B. Taylor tarafından şöyle yapılmıştır :  “ Toplumun bir üyesi olarak insanoğlunun elde ettiği (öğrendiği-kazandığı) bilgi, inanç, sanat, moral, hukuk ve diğer yetenek ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür” (Kızılçelik, Erjem; 1992).

Kültürün Özellikleri:

  • Kültürsüz bir toplum yoktur. İlkel ya da gelişmiş her toplum bir kültüre sahiptir.
  • Kültür gereksinimleri karşılar, doyum sağlar.
  • Kültürü toplum üretir.
  • Kültür duygu, düşünce ve hayat tarzıdır.
  • Toplumdan topluma ve zamanla değişir.
  • Kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eder.
  • Kültürün taşıyıcısı dildir.
  • Kültür birleştirici ve bütünleştiricidir.
  • Kültür bireye kişilik kazandırır.
  • Kültür öğrenme ile kazanılır.
  • Kültürün maddi ve maddi olmayan unsurlarının değişme hızı aynı değildir.

Kültür kendisini oluşturan kurumların işlevlerinin toplamından farklı bir işleve sahiptir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

Kültürün işlevleri:

  • Kültür, bir toplumu diğerlerinden ayırmaya yarayan bir işaret gibidir.
  • Kültür,  bir topluma özgü olan değerleri içerir ve onları yorumlar.
  • Kültür,  toplumsal dayanışmanın temellerinden birini oluşturur.
  • Kültür, bir toplumsal yapının hem kalıbını hem de içeriğini dolduracak, biçimlendirecek malzemeyi sağlar.
  • Kültür,  toplumsal kişiliğin doğuş ve gelişiminde egemen bir faktördür.

Maddi Kültür:Kültürün somut yanını yansıtan, insan emeğinin toplumsal gelişme süreci içinde gerçekleştirdiği, ortaya çıkardığı teknoloji, araçlar ve gereçler gibi bütün nesneleri ifade eder.

Maddi Olmayan (Manevi) Kültür: Toplumda egemen olan değerlerin, inançların, bilgilerin, davranış kurallarının, geleneklerin ve göreneklerin bütününe denir.

Maddi kültür öğeleri ile maddi olmayan kültür öğeleri karşılıklı olarak etkileşim içindedirler. Örneğin eğitim teknolojilerindeki değişmenin sınıf içi ve dışı öğretmen – öğrenci ilişkilerinde değişikliği de beraberinde getirmesi.  Cep telefonuna sahip olmanın artmasıyla toplum içerisinde telefon kullanma/telefonla konuşma kültüründe farklılaşmaların ortaya çıkması vb.

KÜLTÜREL SÜREÇLER

Kültürleme (Eğitim, Sosyalleşme):Doğumdan ölüme kadar bireyin toplumun istek ve beklentilerine uyacak biçimde öğrenme, eğitilme ve sosyalleşme sürecidir.

Kültürleşme:Kişinin başka bir kültürle etkileşim halinde olarak o kültürden etkilenmesidir. İki çeşittir:

  • Zorla kültürleşme (Kültürel emperyalizm):Bir kültürün unsurlarının baskı yoluyla başka kültürlere kabul ettirilmesi, aktarılması.
  • Kültürel asimilasyon:Bir kültürel sistemin başka bir kültürel sistemi giderek kendine benzetmesidir. Daha çok maddi olmayan kültür unsurlarına etki eder.

Alt kültür:Bir toplumsal yapı içinde kültürel öğeler toplumun her kesiminde aynı biçimde yer almaz. İşte kültürün bölgelere özgü aldığı biçimlere alt kültür denir. Örneğin dilimizin Karadeniz, Batı ve Doğu vd. bölgelerimizde farklı özellikler göstermesi.

Kültür Şoku:Bir kültürden başka bir kültüre geçen bireyin yeni kültür karşısında yaşadığı bunalımdır. Almanya’ya çalışmaya giden Türk işçilerinin durumu. Yurt dışına yüksek tahsil yapmak için çıkan öğrencilerin durumu.

Kültürel Yozlaşma: Bir kültürün eskimiş ve artık işlevsizleşmiş kısımlarının gereksiz yere korunmaya devam edilmesiyle oluşan değer boşluğudur.

Kültürel Çözülme:Geçiş dönelerindeki toplumlarda geleneksel değerler anlamını yitirdiği halde, çağdaş değerler özümsenememiştir. Tüm kültürel değerlerin dengeli değişememesidir. Normalde bir kültürü oluşturacak maddi ve manevi öğelerin bir toplumda bir araya gelememesidir.

Kültürel Gecikme (Kültür Boşluğu-Cultural Lag):Maddi kültür unsurlarındaki değişmeye manevi (maddi olmayan) kültür unsurlarının ayak uyduramamasıdır. Örneğin; Araç sahipliğinin artmasına oranla trafik kültürünün oluşamaması. Bilgisayarın bilimsel veri işlemekten çok sohbet aracı olarak kullanılması gibi. Kültürel gecikme kavramı William OGBURN tarafından geliştirilmiştir. Ona göre; kültürün çeşitli parçaları aynı hızda değişmeyebilir, bazı kültür unsurları diğerlerine oranla daha hızlı değişir. Ogburn, endüstrileşme ve eğitimi iki değişken olarak ele alır ve bu değişkenlerin birbirleriyle ilişkili olduğunu söyler. Endüstride meydana gelen değişmeler eğitim sisteminde değişmelere yol açar ve eğitim sistemi endüstride meydana gelen değişmelere ayak uydurmaya çalışır. Özellikle kültürün maddi unsurları ( teknik araç gereçler vb.) maddi olmayan unsurlarına (eğitim sistemi, hukuk sistemi vb.) göre daha hızlı değişir. Maddi olmayan kültür maddi olan kültürü geriden takip eder ve uyum sağlamaya çalışır ki bu uyum sürecine kültür boşluğu ya da kültürel gecikme denir.

EĞİTİM-DEMOKRASİ İLİŞKİSİ

Toplumların eğitim düzeyleri ile yönetim biçimleri arasında yakın ilişki vardır. Demokrasinin en iyi biçimde uygulandığı ülkelerde eğitim düzeyi de yüksektir. Demokrasi yönetim biçimi olduğu kadar yaşam biçimidir. Demokrasinin güçlenmesi için o toplumda yaşayan insanların demokrasiye inanması ve demokratik davranışlara sahip olması gerekir. Bu da bireye eğitim yoluyla kazandırılır.

DEMOKRASİ YOLUYLA BİREYLERE KAZANDIRILACAK NİTELİKLER

Toplumlarda demokrasinin gelişmesi için, bireylere kazandırılacak nitelikler:

Özgür Düşünme;insanlar istedikleri gibi düşünebilmeli ve düşündüklerini ifade edebilmelidir. Bireyin bu hakkını kullanabilmesi için karşısında hoşgörülü, değişik düşüncelere açık, dinlemesini bilen bireyler bulunması gerekmektedir. Bu amaçla okullarda öğrencilerin duygu ve düşüncelerini açıklamalarına imkân tanıyan bir ortam sağlanmalı, öğrencilerin dinleme becerileri geliştirilmelidir.

Öğrencilerin özgür düşünme ve düşündüklerini ifade etme becerisinin gelişebilmesi için öğretmenlerin de demokratik davranışları benimsemesi, öğrencilerin düşüncelerine değer vermesi, demokratik davranışları ile öğrencilere örnek olması gerekir.

Öğrenme ve Araştırma İsteği;kişilerin özgür düşünebilmesi için, sunulan bilgilerin doğruluğu ye da yanlışlığı hakkında kanıtlara dayalı olarak fikir oluşturabilmeleri gerekir. Bir problem karşısında değişik çözüm yolları bulabilmelidir. Bu yeteneklerden yoksun kişiler çevrelerindeki kişilerin etkisinde kalır başkalarının doğrularını kendi doğruları gibi savunur.

İş Birliği Yapma Becerisi; demokratik yönetim biçiminde toplumdaki bireylerin yönetime ve demokratik yaşama katılması, görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi beklenir. Demokratik yaşamda kararlar ortak alındığından insanların birlikte çalışma alışkanlığı edinmesi gerekir.

Üretici Olma; toplumdaki tüm üyelerin üretici olması ve toplumsal kalkınmaya yardımcı olması gerekir. Bireylerin kişisel zenginlikleri, ekonomik yönden bağımsız olmaları özgür düşünceyi, bağımsız davranmayı sağlar. Eğitim kurumlarının insanlara meslek kazandırarak, üretici duruma getirmesi gerekir.

OKULDA DEMOKRATİK HAYAT

Demokrasi, herkesin söz ve ifade hakkı ile eşit katılıma imkân veren bir yönetim biçimidir. Demokrasinin genç kuşaklara öğretilmesi, benimsetilmesi ve geliştirilmesi okulun görevleri arasındadır. Düşünce ve kanaatlere saygı; sınıf ortamı bilgi, görgü, düşünce ve kanaatlerin paylaşıldığı sergilendiği bir ortamdır. Sınıftaki öğrenciler çeşitli düşünce ve kanaatlere sahip olabilirler. Düşünce farklılığı insanların aynı ortamı paylaşmasına engel değildir. Bu bir kültür zenginliğidir. Önemli olan insanların birbirlerinin düşüncelerine saygı göstermeleri, anlayışlı ve sabırlı olabilmeleridir.

DEMOKRATİK DEVLETİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

  • Demokrasinin sınırlarını insan hakları çizer. İnsanın insan olmasına bağlı olarak ortaya çıkan hak ve hürriyetlerine bağlılık, demokratik devletin temel ilkesidir.
  • Demokrasi eşitlik yönetimidir. Kanunlar karşısında herkes eşittir. Farklı muamele ve kişiler arasında ayırım yapılamaz. Demokrasilerde genel ve eşit oy ilkesi esastır.
  • Demokratik devletin temel görevleri olan yasama, yürütme, yargı tek elde değil ayrı ayrı organlarca uygulanır.
  • Millet egemenliği esastır. Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir.

EKONOMİ VE EĞİTİM

Eğitimin ilişkili olduğu toplumsal kurumlardan birisi de ekonomidir. Ekonomik açıdan bakıldığında eğitim, hem bir tüketim hem de bir yatırımdır.

Eğitimin yatırım (üretim ) özelliği:Daha çok gıda, giyim ve tüketim mallarına ve refaha ileride sahip olabilmek ve çalışan nüfusun gelecekteki verimlilik kapasitesini artırmak bakımından eğitim bir yatırımdır. Başka bir deyişle eğitim harcamalarının bir kısmı gelecekte daha fazla kazanç ve tüketim olanağı elde etmek için, bu günkü tüketimden yapılan kısıntı yatırım niteliğindedir. Eğitim harcamaları, öğrencinin gelecekteki verimliliğini ve kazancını artırması oranında birer yatırım sayılır.

Eğitimin öğrencilere bilgiyi aktarma, onların yeteneklerini keşfetme, bilimsel araştırmalara yönlendirme işi, eğitimin üretim yönünü ifade eder.

Eğitimin tüketim özelliği:Eğitim hizmetleri için harcanan paralar onun tüketim özelliğini ifade eder. Eğitimin tüketim özelliği, aynı zamanda eğitim yatırımlarını içerir. Eğitim harcamaları genellikle şu alanlarda yapılır:

  • eğitim-öğretim kurumlarının yapımında,
  • öğretmen ve öğrenci yetiştirilmesinde,
  • eğitim kurumlarının ve okulun araç, gereç, malzeme, donanım ve onarım gereksiniminde,
  • personel giderleri,
  • öğretmen maaşları gibi alanlarda yapılır.

Bir ülkede eğitime ayrılacak giderlerin miktarı, birçok değişkene bağlıdır:

Ulusal gelir ya da birey başına düşen gelir miktarı eğitim harcamalarını etkiler. Genellikle birey başına düşen gelir miktarı arttıkça, milli gelirden eğitime ayrılan pay da yükselir.

Eğitim alanında yapılan harcamaların miktarı, bu konuya halkın gösterdiği ilgiye bağlı olarak da değişir.

Öğrenim çağında olan gençlerin sayısı ve okula devam edenlerin oranı da etkilidir.

Kalkınma ve eğitim:Kalkınma; gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini belli politikalarla hızlandırmak, sanayileşmiş bir yapıya sahip olmak, teknoloji üretmek, insanların davranışlarını değiştirmek ve kabullenilen amaçlara yöneltmek demektir.

Eğitimin kalkınmanın ön şartı olduğu gerçeği, bugün genellikle kabul edilmiş bir görüştür. Kalkınma, toplumun değişme bilincine bağlı bir süreçtir. İşte böyle bir bilince kavuşmanın ilk yolu insanların eğitilmesidir. Kalkınma ile birçok yeniliğin gerçekleşeceği doğaldır. İşte bu değişikler beşeri sermaye ile gerçekleşir. Kalkınmanın gerektirdiği davranışları benimsemiş insanların yetişmesi, eğitim sayesinde olur. Ayrıca eğitim, kalkınmanın gerektirdiği becerilere sahip insan gücünü yetiştirir.

Ekonomik büyüme, yeni bilimsel bilgilerin birikimi ve bunun teknolojiye uygulanması ile gerçekleşir. Bilimsel bilginin üretimi ve birikimi de yine okul ve eğitimin işidir. Özellikle araştırma eğitimle gerçekleşir (Tezcan, 2000) .

AİLE VE EĞİTİM

Aile Kurumu;Aile, akrabalık bağı ile bağlı olan, anne, baba ve çocuklar arasında içten, sıcak ve güven verici ilişkilerin kurulduğu en küçük toplumsal kurumdur.

Aile, içinde insan türünün belli bir şekilde üretildiği, cinsel ilişkilerin belli bir şekilde düzenlendiği, sosyalleşme sürecinin ilk ortaya çıktığı,  karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda meydana getirilmiş kültürel zenginliklerin nesilden nesile aktarıldığı; biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb. yönleri bulunan, temel bir sosyolojik kurumdur (Kızılçelik, Erjem, 1992).

Ailenin özellikleri:

  • Aile, toplumsal yapıda çekirdek özelliği gösterir.
  • Ailenin yapı ve özellikleri zamanla değişir.
  • Aile her toplumda bulunması bakımından evrenseldir. Ancak yapı ve işlevleri toplumlara göre farklılık gösterir.
  • Aile, içten sıcak ve güven verici ilişkilerin kurulduğu birincil sosyal gruptur.
  • Aile üyeleri arasında rol ve statü dağılımı vardır. Bu statü ve roller üyelerine belirli sorumluluklar yükler.

AİLENİN GÖREVLERİ:

  • Ekonomik Görev
  • Biyolojik Görev
  • Psikolojik Görev (Sevgi, Koruyuculuk)
  • Eğitim ve Sosyalleştirme Görevi

Konumuz açısından ailenin eğitim ve sosyalleştirme görevlerinden bahsedecek olursak; aile çocuğa ilk eğitimin verildiği yerdir. Her şeyden önce aile, bir okul öncesi eğitim kurumu olarak kabul edilir. Ailenin bu işlevinin bir kısmını eğitim kurumları üstlenmektedir. Ancak aile, hiçbir zaman çocuğun eğitiminden kendini bütünüyle soyutlamış olamaz. Çocuk, okul yaşamına başladığında da aile, çocuğun eğitimi konusunda ona yardımcı olmak, yol göstermek, yöneltmek, yönlendirmek, okulla işbirliği yapmak durumundadır. Bu amaçla okullarda bazı okul aile birlikleri kurulmaktadır.

Ailenin özellikleri, çocuğun gelişimini olduğu kadar okul başarısını da etkilemektedir. Anne babanın eğitim düzeyleri, meslekleri, ailedeki çocuk sayısı, bunların cinsiyeti, ana-baba-çocuk ilişkilerinin mahiyeti, ailenin ekonomik ve sosyal durumu, ailenin bulunduğu yerleşim birimi gibi birtakım özelliklerle eğitim arasında da ilişkiler olabilir. Bunun için de okulun ve öğretmenlerin, çocuğun aile çevresini yakından tanıması önemlidir.

Toplumsallaştırma işlevi; aile içinde çocuğu doğrudan etkileyen bir süreçtir. Aile içindeki toplumsallaştırma özellikle, kültür aktarımında önem kazanmaktadır. Okula gidinceye kadar çocuk, ailede toplumsallaşır. Bu bakımdan çocuğun kişilik gelişimi ailede şekillenmeye başlar. Toplumsal normlar ailede öğrenilir. Çocuğun ilk ödüllendirilmesi ve cezalandırılması, kendisi hakkındaki ilk dolaylı anlatım (ima) ve ilk davranış örnekleri, aile içinde deneyim durumuna gelir ve bütün bunlar, çocuğun temel kişilik gelişimine yardım eder (Tezcan, 2000). 

7840
0
0
Yorum Yaz