tebesirtozu 40 Takipçi | 13 Takip

DERS SONRASI SÖYLEŞİLERİ

2012-01-11 01:03:00

http://www.felsefeevi.net/ 

 

DERS SONRASI SÖYLEŞİLERİ

Bir felsefe öğretmeninin yaşayabileceği en büyük coşku, ders saatleri içinde kendisine anlatılanlarla yetinmeyen bir ya da iki öğrencinin, ders bitiş zilinin çalmasıyla birlikte, yanınıza sokulup sorduğu sorulara yanıt vermeye çalıştığı sıralarda duyumsadığı mutluluk duygusudur.
Sınıfı dolduran ve pek çoğu felsefenin yaşam kavgasında hiçbir işine yaramayacağını düşünen öğrencilerin, kimi geçer not alma kaygısıyla, kimi ÖSS'de fazladan birkaç soruyu yanıtlama düşüncesiyle dersi dinler gibi göründüğü ve öğretmenin ağzından çıkan her sözü hiç düşünmeden, yorumlamadan, hatta kısaltmaya bile gerek duymadan olduğu gibi not almaya çalıştığı ders ortamı, kanımca, felsefenin katledildiği anlardır.
Dersini, Milli Eğitim Bakanlığı'nın belirlediği "müfredat programı"na uygun biçimde yürütme kaygısı taşıyan bir felsefe öğretmeninin, tek tasası ÖSS'yi kazanmak ve bunun için de en az yirmi-yirmi beş matematik sorusunu çözmek olduğunu düşünen öğrenci kitlesi karşısında işi çok zordur. Öğrencisiyle arasında örtük bir sözleşme oluşuverir ve öğretmen ders düzenini bozmamak uğruna, çoğu kez felsefe kitabının arasına sakladığı matematik testlerini gizli gizli çözmeye çalışan öğrenciyi görmezlikten gelir. Üstelik, öğrenciye iyilik yaptığını da düşünmektedir, çünkü, ne de olsa çocuğun geleceği buna bağlıdır. (!)
Çoğu kez,"ölü düşünceleri yöneten" bir kimse olarak görünür felsefe öğretmeni... Paul Valery'nin de söylediği gibi, "başkalarının fikirlerini söyleyen ve hem de bunları yaratmayan bir insan olarak söyleyen" ve bu yüzden de çok çabuk yorulan bir insandır o... Bu yorgun savaşçının dinlenmesi, kırk beş dakikalık bir ders saatinin ve eline tutuşturulup bitirilmesi istenen programın sınırlandırmalarından kurtulduğu ders aralarında başlar. Çünkü, çoğu kez, soran, sorgulayan öğrencileriyle birliktedir o sıralarda...
Hiç bitmesin istediği ders sonrası söyleşileri başlar ders aralarında... Anlatılan konuyla ilgili olsun, olmasın, bir sorunun sorulduğu, bir tartışmanın başladığı ve binlerce felsefe çiçeğinin açtığı zamanlardır ders araları...

DEĞERLİ FELSEFE DOSTLARI,

   'Felsefe, insanın düşünerek, kendi varoluşunun bilincine vardığı her yerdedir...' diyor Karl Jaspers... Felsefeyi somut gerçeklikten kopuk, kendine dönük bir uğraş sayanlar, aynı zamanda felsefenin belirli bir görevinin, ya da işlevinin de olmadığını ileri sürecek kadar yanılgı içindedirler. Örneğin Rousseau şöyle diyor: 'Felsefe nedir? En tanınmış filozofların kitaplarında bulduğumuz nedir? Onları dinlerken, insan kendini bir pazar yerinde avaz avaz bağıran bir sürü satıcı arasında sanır. Herbiri bana gelin, bana gelen aldanmaz, diye bağırıp durur...'
   Bilmeliyiz ki; sağlam temellendirmeden yoksun, temel mantık ilkelerine uymayan ve yeni sorular sorup yeni açıklamalar üretmeyen her düşünsel çaba felsefe değildir. İşte bizim amacımız bu sitede, sizlerin de yardımıyla, gerçek anlamda felsefenin ne olduğunu ve işlevini ortaya koymak olacaktır. Çünkü biliyoruz ki, nerede var olana ilişkin soru soruluyorsa, nerede tutarlı bir yargıya varılıyorsa, felsefe oradadır.
   Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde felsefe, düşünme ve fikir üretme açısından kendini 'aydın' olarak niteleyen bir grup insanın eline bırakılmış ve çoğu kez de anlaşılmaz bir dille örülerek kitlelerden koparılmıştır. Oysa, felsefeyi toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullardan bağımsız, salt bir düşünce ürünü saymak, onu ayakları yere basmayan, anlaşılmaz ve soyut bir uğraş haline getirir ve bu tavır, felsefeye çeşitli nedenlerle karşı çıkanları da haklı kılar. Oysa, bilmeliyiz ki, filozof da bir insandır, her insan gibi çağının toplumsal, ekonomik, siyasal etkilerine açıktır.Öyleyse, bir filozofu ve onun düşünce sistemini doğru anlamak için, öncelikle onu çağının koşulları içinde irdelemek gerekir. Gerçekten, felsefe çağlar boyunca, toplumda yürürlükte olan üretim ilişkileriyle sıkı bir bağlantı içinde kendini geliştirmiştir. Üretim ilişkileri toplumun gereksinimlerini karşıladığı sürece, düşünce sistemleri toplumsal düzeni desteklemiş, fakat üretici güçlerin isteklerine yanıt veremez duruma gelen bir toplumsal ve ekonomik düzeni yıkmak için elinden gelen çabayı göstermiştir.
   Amaç dünyayı daha yaşanılır kılmak için onu değiştirmekse, insanın öncelikle doğru bir dünya görüşüne sahip olması gerekir. Bu nedenle, felsefenin önde gelen işlevi doğayı, toplumu ve insanı tanımak olmuştur. İşte, felsefenin var oluş nedeni olan 'bilme' isteğine biz de bir parça katkıda bulunabilirsek ne mutlu bize...
Esen kalın....
 

Feridun ORHUNBİLGE
Emekli Felsefe Öğretmeni  

 

 

491
0
0
Yorum Yaz