ANADOLU LİSELERİNE ÖĞRETMEN SEÇİMİ SINAVI HAZIRLIK KİTABI ASİL YAYINLARINDAN ÇIKTI.İLGİLENEN ARKADAŞLARA DUYURULUR... KİTAP HAKKINDA BİLGİ TEBESİRTOZUNDA KPSS EĞİTİM BİLMLERİ DERS NOTLARINI-KİTAP- LİNKİ TILAYIP İNDİREBİLİRSİNİZ. KPSS DERS NOTLARI MEHMET TUNÇER.doc

TEBEŞİR TOZU

BU PLAYERLE MÜZİK ,RADYO DİNLEYİP,VİDEO İZLEYİP OYUN OYNAYABİLİRSİNİZ.ARŞİVİ OLDUKÇA GENİŞTİR,TEK YAPMANIZ GEREKEN SEARCH (ARAMA) BÖLÜMÜNE İSTEDİĞİNİZ SANATÇININ YADA ŞARKININ ADINI YAZMAK HEMEN BULUP DİNLEYEBİLİRSİNİZ.İYİ EĞLENCELER.

[sitene ekle]

-------KİTAP İLANI-------

ANADOLU LİSELERİNE VE FEN LİSELERİNE ÖĞRETMEN SEÇİMİ SINAVI HAZIRLIK KİTABI ASİL YAYINLARINDAN ÇIKTI...SINAV TARİHİ 27 ARALIK 2009 GECİKMEDEN EDİNİN. YAZARLAR: BAŞMÜFETTİŞ Metin ÇİFTÇİ… MÜFETTİŞ Mehmet TUNÇER. OKUL MÜDÜRÜ Özcan TÜRKMEN. KİTAP İSTEME ADRESİ: ASİL YAYIN EVİ Fevzi Çakmak Sok. No: 22/A Kızılay /ANKARA Tel: +90 312 230 28 80-81 Faks: +90 312 230 28 82 :

-------TEBESİRTOZU-------

KODBUL

22/11/2009 - OYUN TUTMAMALI-ÖLEN DE AYNIYDI ÖLDÜREN DE PEKİ KORUMAYA ÇALIŞAN?

BU DA SİYASİ DEJAVU
22 Kasım 2009
Yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık duygusuna “dejavu” denir. Türkiye’nin son günlerdeki politik olaylarını daha önce yaşadığınız duygusuna kapılıyor musunuz? Örneğin Ergenekon gözaltılarını, tutuklamalarını? Ya da “Başbakan, Genelkurmay Başkanı’nı görevden alsın” sözlerini? Gelin yıllar öncesine gidip bir dejavu yaşayalım...

BUGÜN fikir hayatındaki kısırlığımızın temel sebeplerinden biri sol düşünceye düşmanlıktır. Bunun nedeni ise Soğuk Savaş ve onun uzantısı olarak 12 Mart-12 Eylül darbeleridir.

Annales-School tarihçiliği; yani tarihi olayları ekonomik temelli düşünceyle anlama-analiz etme yöntemi solculukla özdeşleştirildiği için, bu anlayış bizim üniversitelerimize sokulmamıştır. Bu da hâlâ temel meseleleri kavrayamamamıza neden olmaktadır.

Gündemdeki olayları hâlâ Soğuk Savaş yıllarının bize dayattığı tek boyutlu düşünce sistematiğiyle tartışıyoruz. Sosyal tarihçiliği-ekonomik tarihçiliği bilmiyoruz.

Örneğin; Türkiye’deki Ergenekon soruşturması-davasını nasıl “okuyor-analiz ediyorsunuz”?

Sovyetler Birliği’nin parçalanmasıyla dengeleri altüst olan günümüz dünyasında yeni oluşturulmaya çalışılan düzeni kavrayamadan Türkiye’deki olayları anlayabilir misiniz?

Sözlerimi somutlaştırmak için size bir dejavu yaşatmalıyım!..

Yeni yol haritası

1945 yılında II. Dünya Savaşı bitti.

Savaşın iki galibi Amerika ve Sovyetler (Rusya), özelikle 100 yıldır paylaşım mücadelesine girdikleri emperyal rakiplerini saf dışı edip dünyaya hâkim oldu.

İngiltere, Fransa galip bile olsalar savaş yorgunuydu; ABD’nin gölgesine sığındılar. Almanya, İtalya, Japonya zaten savaştan yenik çıktı.

İki süper gücün dünyayı paylaşma isteği Soğuk Savaş’ın başlamasına neden oldu.

“Milli Şef” İsmet İnönü’nün usta dış politikasıyla harbe girmeyen Türkiye, yönünü Batı’ya döndü. Üstelik bunu Atatürk döneminin SSCB’ye yakın dış politikasını tamamen değiştirerek yaptı.

İnönü, Türkiye’nin geleceğini Batı’da görse de, ülkenin tam bağımsızlıkçı çizgisinden çok taviz verme eğiliminde değildi.

Oysa...

ABD’nin yeni dünya düzeninde Türkiye’den istekleri vardı. Örneğin, Kore’ye asker gönderilmesi gibi...

ABD, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi tarafsız kalmasını istemiyordu; yeni ordulara ihtiyacı vardı.

Çünkü...

Sovyetler Birliği Avrupa’nın merkezine kadar gelmişti.

Afrika’da, Asya’da sömürgeler özgürleşiyordu. Ortadoğu’da ulusal hareketler çığ gibi büyüyordu.

Çin ve SSCB kapitalist ülkelere karşı birleşik cephe oluşturma kararı almıştı.

Ve bu karardan 5 ay sonra Kuzey Kore, Güney Kore topraklarına girdi.

II. Dünya Savaşı bitmişti bitmesine ama dünyayı paylaşım mücadelesi sürüyordu.

Ve ABD’nin, savaşacak Mehmetçik’e ihtiyacı vardı.

Genelkurmay Başkanı tasfiye edildi

İsmet Paşa, iktidarı DP’ye kaptırmasaydı Kore’ye asker gönderir miydi?

Türkiye’yi savaşa sokmamış İsmet Paşa’nın Kore’ye asker gönderme ihtimali az.

Peki Genelkurmay’ın II. Dünya Savaşı’ndaki kurmay kadrosu görevde olsaydı, DP’nin isteğine uyar mıydı?

Bu konuyu açmalıyım:

Demokrat Parti 6 Haziran 1950’de TSK içinde “balans ayarı” yaptı.

Bunu da ustaca başardı.

Hükümet olunca gündeme hemen ezanın tekrar Arapça okunmasını getirdi. Ardından radyoda dini program yapılması yasağını kaldırdı.

Dini duygulara seslenip kamuoyunun desteğini arkasına alınca Türkiye’nin gündemine suni bir olay getirildi:

“Askerler darbe yapacak!”

Parantez açayım: Bu dedikodunun üzerinden 60 yıl geçti; bugüne kadar bu dedikodunun doğruluğunu gösterir bir tek bilgi-belge bulunamadı.

Ama DP hükümeti bu dedikoduyu fırsat bilip, başta Genelkurmay Başkanı A. Nafiz Gürman, Hava Kuvvetleri Komutanı Zeki Doğan, Deniz Kuvvetleri Komutanı Mehmet Ali Ülgen, Jandarma Genel Komutanı Nuri Berköz, Genelkurmay II. Başkanı İzzet Aksalur olmak üzere ordu komutanları dahil 15 general ve 150 albayı emekli etti.

Ve...

İki ay sonra ABD’nin isteği oldu:

25 Temmuz 1950’de DP hükümeti, Kore’ye 4 bin 500 kişilik askeri birlik gönderme kararı aldı.

DP, CHP’nin tavrından çekinip konuyu TBMM’ye bile getirmedi. Bakanlar Kurulu kararnamesiyle Mehmetçik cepheye sürülüverdi.

Üst komuta kademesi tasfiyeye uğrayan TSK sesini bile çıkaramadı.

Olayı protesto eden Türk Barışseverler Derneği’nin solcu üyeleri ise hemen cezaevine tıkılıp sesleri kesildi.

1 Mart tezkeresi

1950’lerdeki iç ve dış olayların günümüz dünyası ve Türkiye’si ile benzerliği var mı?

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Soğuk Savaş dönemi sona erdi.

Soğuk Savaş sonrasının en sert paylaşım mücadelesinin yaşandığı Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu, Türkiye’nin yanı başında.

Türkiye bugüne kadar sorunlu bölgelere BM nezdinde asker göndererek kanlı savaşların dışında kalmaya özen gösterdi.

Fakat...

Bu tarafsız dış politika bir yere kadar sürdü.

Türkiye’nin 1 Mart (2003) tezkeresine onay vermemesi, ABD için dönüm noktası oldu.

Tezkerenin reddedilmesini ABD, TSK’ya bağladı.

İşte ben o tarihten sonra dejavu yaşamaya başladım.

Bugün ne diyorlar:

“TSK’da cunta var”; “Başbakan, TSK’nın üst komuta kademesini görevden alsın!”

Sanıyorum oyunun henüz birinci perdesini seyrediyoruz.

AVRUPA’YA KOMÜNİST OYUNU

ABD’nin Soğuk Savaş doktrinine göre, büyük kara ordusuna sahip Türkiye, NATO şemsiyesi altında olmalıydı.

DP de hükümet olunca NATO’ya başvurdu. Amerika desteğine ve Kore’ye asker göndermesine güvenip hemen kabul edileceğini sanıyordu.

Olmadı; Avrupalılar Türkiye’yi istemedi.

Şaşıran sadece Türkiye değildi; ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, NATO’nun Avrupalı üyelerine sert çıkarak, Türkiye’nin acilen pakta alınmasını istedi.

Avrupa’nın üstünde hâlâ savaşın dumanı tütüyordu; kimsenin sert demeçlerden korkacak hali yoktu.

ABD ve Türkiye, Avrupa’yı ikna için iki yönteme başvurdu:

Bunlardan birincisi, “Stalin, Kars ve Ardahan’ı istedi” yalanına yeniden başvurmak oldu!

Bu yalanı maalesef Feridun Cemal Erkin ile Selim Sarper çıkardı. Güya talep Moskova Büyükelçisi Sarper’e sözlü olarak söylenmişti! Toprak talebini Stalin niye nota vererek yapmamıştı? Bilinmiyor.

Zaten SSCB toprak talebini reddetti; Dışişleri Bakanı Molotov, “Bu nereden çıktı, böyle bir talebimiz yok” demesine rağmen psikolojik harbe yenik düştüler. Bırakın o dönemi, bu kara yalana hâlâ inanılıyor; yıllardır iç politika malzemesi olarak kullanılıyor.

Neyse dönelim konumuza...

Ortada toprak talebine ilişkin belge filan olmayınca Avrupalılar bu yalana pek itibar etmedi.

O halde Avrupalıları ikna için başka oyunlar gerekiyordu.

Bulundu:

“Türkiye komünist hareketlerin tehdidi altındaydı.”

Bu “tehlikenin” gösterilmesi amacıyla 1951 yılında Türkiye Komünist Partisi’ne yönelik “büyük tevkifat” yapıldı. Dört yüz kişi işkenceden geçirildi. Kimler yoktu ki; Ruhi Su, Enver Gökçe, Ahmet Arif, Arif Damar, Mihri Belli...

İşkenceye dayanamayıp aklını kaybedenler oldu. (İşkenceye uğrayanlardan Yılmaz Çolpan Paris Turizm Müşaviri iken 22 Aralık 1979’da ASALA tarafından öldürüldü. Solun tarihi acıklı insan hikâyeleriyle doludur.)

Basın günlerce komünistlerin nasıl sinsi bir oyunla rejimi değiştireceğini yazdı.

Bu arada, ölüm korkusuyla Nâzım Hikmet de Sovyetler Birliği’ne kaçınca yayınlar daha da sertleşti.

ABD her fırsatta, Türkiye’nin komünist tehdidi altında olduğunu söylemeye başladı. Bu arada NATO kararını da bekleyemezdi. Ortadoğu ABD Büyükelçileri Konferansı İstanbul’da toplandı. Güçlü bir Ortadoğu savunma hattı kurulması ve Türkiye’nin bu savunmada etkin bir rol üstlenmesi istendi.

Türkiye’nin Londra, Paris, Roma büyükelçileri de, Cumhurbaşkanı Bayar başkanlığında Çankaya Köşkü’nde toplanarak, Doğu Akdeniz savunmasına ilişkin kararları görüştü.

Öte yandan...

Bir avuç aydına/komüniste karşı Türkiye’yi korumak için Amerikan 6’ncı Filosu İstanbul’a geldi!

Şaka gibi... ABD ayrıca Türkiye’ye 100 jet uçağı vereceğini açıkladı. Yani tehlike o kadar büyüktü!

Bu arada Mehmetçik Kore’de yiğitçe savaşmayı sürdürdü. ABD, Kore’deki Türk Tugayı’na “Başkanlık Onur Belgesi”ni verdi.

Ödül karşılıksız bırakılır mıydı; hemen Kore’ye 900 kişilik ilave asker sevkıyatı yapıldı.

Mehmetçik’in bir hiç yüzünden Kore’de şehitler vermesini protesto eden 56 üniversite öğrencisi tutuklandı. Tabii hepsi komünistti!

Bu arada Ankara’ya ABD askeri heyetlerinin biri gidip diğeri geldi. Ziyaretler sonrasında Kore’ye hep takviye asker gönderildi; bu kez sayı 600 idi.

Bir yanda Kore’ye asker gönderildi, diğer yanda solculara yönelik tutuklamalar hız kesmedi.

Türkiye Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Esat Adil Müstecaplıoğlu; Attilâ İlhan ve Madımak’ta kaybettiğimiz Asım Bezirci’nin de aralarında bulunduğu 15 aydın tutuklandı.

İstanbul’da Orak Çekiç adında gizli bir örgüt ortaya çıkarıldı! Üç kişi tutuklandı.

Milli Eğim Bakanı Tevfik İleri solcu öğretmenlerin tasfiyesinin hızlandırılarak sürdüğünü açıkladı.

Uzatmayalım...

Sonuçta Avrupalılar “komünist tehlikesi oyununa” kandılar/ya da kanar gibi yaptılar; Türkiye’nin NATO’ya katılmasına izin verdiler. Zaten SSCB burunlarının dibine kadar gelmişti; riske girmek istemiyorlardı.

Nedendir bilinmez bu kabulden sonra ABD, Türk-Amerikan Askeri İşbirliği’ne katkılarından dolayı Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut’a “Liyakat Madalyası” verdi.

Halk bayram yapıyordu:

100 yıllık Rusya korkusundan yine bizi Batı koruyacaktı. Sovyetler saldırınca NATO bizim yanımızda olacaktı!

Halbuki...

Bu da koca bir yalandı. SSCB’nin saldırısı durumunda savunma hattı Boğazlar’da kurulacaktı.

Neyse gelelim sonuca...

Dün komünistler, bugün de “darbeci Ergenekoncular” cezaevinde!

Size de yaşadıklarınız dejavu gibi geliyor mu?..

En önemli silahları: CAHİLLİK

SOĞUK Savaş doktrini 1950’de kolayca hayata geçirildi.

1989’da Berlin Duvarı yıkıldı. Soğuk Savaş sona erdi.

Dünyayı yeniden dizayn etmek isteyen süper güç ABD, 1990’larda yeni doktrini Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek için kolları sıvadı.

Bu konsepte göre Türkiye artık Kemalizm’i bırakıp, yeni rol modeli ılımlı İslam’ın ipine sarılmalıydı.

NATO, konsepti gereği savunma ordusuydu.

Ama artık bunu bırakmalıydı. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi artık bir kenara bırakılmalıydı. Özellikle Ortadoğu’da aktif rol almalıydı.

Fakat Türk Silahlı Kuvvetleri de sömürge ordusu değildi, ulusal devletin ordusuydu; “Hadi şimdi de bu görevi üstlen” denince hemen “Baş üstüne” diyemezdi.

Demediği gibi Rusya ve İran ile ittifak kurulmayı öneren paşalar bile çıktı. Tabii bu teklifi yapanların sonları Silivri’deki Ergenekon davası oldu! Neyse...

ABD, dünyayı dizayn etmekte kararlı; bunun ekonomik nedenleri var.

En azından ilk etapta Irak’tan çekildiğinde Kürtleri ve petrol kuyularını koruyacak TSK’ya ihtiyacı var.

Fakat 1950’lerde “tereyağından kıl çeker” gibi halledilen oyunlar/planlar bu kez hayata kolay geçirilemiyor.

Baksanıza “Kürt açılımı” bile sert muhalefetle karşılandı.

Uyduruk mektuplarla TSK ve son günlerde Dersim meselesiyle CHP ne kadar yıpratılmaya çalışılsa da oyun tutmuyor; ikna edici olmuyor.

Niye? Hükümete, yandaş medyaya, liberallere, din sömürücülerine rağmen oyun niye tutmuyor?

Bakınız...

İşte burada sosyal-ekonomik tarihçilikten yararlanacağız.

1950’de Türkiye nüfusu 21 milyondu. Yüzde 75’i köylüydü ve nüfusu 5 binin altında olan yerleşim yerlerinde oturuyordu.

Okuryazar oranı sadece yüzde 30 idi.

Kişi başına düşen gelir 166 dolardı.

Bu yoksul halkın cehaletinden yararlandılar.

Türkçe ezanın kaldırılması, okullarda din derslerinin mecburi edilmesi, Fatih ve Eyüp Sultan gibi türbelerin açılması, radyoda din programlarının yapılması gibi popülist icraatlarla onu kandırdılar.

Yoksul köylülerin temiz inançları siyasete malzeme yapıldı.

Sadece onlar mı?

Şehirliler de yeni gazino kültürüyle, ABD’den gelen caz müzikle-dansla, güzellik yarışmalarıyla, radyo günleriyle, polisiye cep kitaplarıyla, renkli sinemalar ile meşgul edildi.

Dinciler çok mutluydu. Ardı ardına çıkardıkları yayınlarda Atatürk’e hakaret etmek için birbiriyle yarıştırıldı. Her yanda Atatürk’ün heykelleri kırılıyordu.

DP’nin besleme basını ise, ABD’nin Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye 58 milyon dolarlık askeri yardımda bulunması gibi olayları manşetlere taşırken; Kore’de 34 subay, 46 astsubay ve 1252 erin şehit olduğu; 234 Mehmetçik’in ise esir tutulduğu haberlerini görmezlikten gelmeye çalıştı.

Peki....

1950’ler 2000’li yıllara benziyor mu?

Benzerlikler var kuşkusuz.

Ancak bu oyun bugün niye pek tutmuyor?

Hadi bu da size ev ödevi olsun...

Soner Yalçın HürriyeT
KENDİNİ TARAF GÖRENLER SORU ŞU; ÖLEN KİMDİ ? KATLİAM YAPILAN HANGİ KÖY DÜ? KATLEDEN KİM Dİ? KORUMAYA ÇALIŞAN VE YİNE ÖLEN ÖLDÜRÜLEN KİM Dİ? BİR GÜN GELİP BEYİNLER ÖZGÜR KALDIĞINDA SORACAK TÜM TARAFLAR BİZ NEDEN ÖLMÜŞTÜK? PEKİ BİZİ ŞİMDİ BİZDEN KİM KORUYACAK " NE EŞEKLİK ETTİK TE ......'
 
OYUN BÜYÜK KİMSE KENDİNİ KANDIRMASIN "ONLAR İÇİN" NE TÜRK UMURLARINDA NE KÜRT. ZATEN HİÇ  OLMAMIŞTI DA. KAYBEDEN KİM OLACAK TARİH GÖSTERECEK. AMA YAZIK OLACAK.
"ONLAR BİLMİYORLAR ALLAHIM AFFET"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2009 - FEN VE ANADOLU LİSELERİ ÖĞRETMEN SEÇİMİ SINAV KLAVUZU

Millî Eğitim Bakanlığı Fen Lise, SosyalBilimlerLise, Güzel Sanatlar, Spor Lise, Anadolu Liseleri, Öğretmenleri Seçme Sınavı Kılavuzunu yayımladı.

http://egitek.meb.gov.tr/Sinavlar/Klavuz/2009/2009_FenAnadoluSnvKlavuzu.pdf

 

http://www.memurlar.net/haber/153552/  ---> KLAVUZU İNDİRMEK İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ.

 

 

SINAVA GİRECEK ADAYLARA MÜJDE. FEN VE ANADOLU LİSELERİ ÖĞRETMENLERİ SEÇİMİ SINAVINA

HAZIRLIK KİTABI PİYASADA.

 

GECİKMEDEN EDİNİN.

 

  

 *AYRINTILI KONU ANLATIMLI

*TAMAMI ÇÖZÜMLÜ SORULAR

*GEÇMİŞ YILLARDA ÇIKMIŞ SORULAR VE CEVAPLARI (2006-2007-2008)

* 656 SAYFA

 

 

ASİL YAYINEVİ.

http://www.asilyayin.com.tr/turkce/index.aspx

 

 

 

FEN LİSELERİ, SOSYAL BİLİMLER LİSELERİ,GÜZEL SANATLAR VE SPOR LİSELERİ İLE HER TÜRDEKİ ANADOLU LİSELERİ ÖĞRETMENLERİ SEÇME SINAVI

 

27 Aralık 2009 tarihinde yapılacak               

 

    

İlgili Klavuz için Tıklayınız

 
SINAV UYGULAMA TAKVİMİ

 
SINAV ÜCRETİNİN YATIRILMASI: 01–07 Aralık 2009

SINAV BAŞVURULARININ ALINMASI: 01-09Aralık 2009

SINAV GİRİŞ BELGESİ: 21 Aralık 2009

SINAV SONUÇ İLANI :27 Aralık 2009- 11 Ocak 2010


 


İLETİŞİM BİLGİLERİ
PERSONEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Telefon:
Personel Genel Müdürlüğü
0(312) 413 12 37
0(312) 413 15 54
0(312) 413 15 53
İnt Adr: http://personel.meb.gov.tr


EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Telefon:
EĞİTEK Çağrı Merkezi
0(312) 444 83 83
İnt Adr: http://www.meb.gov.tr


DİKKAT: Bu kılavuzda yer alan kurallar, kılavuzun yayım tarihinden sonra yürürlüğe girebilecek yasama, yürütme ve yargı organları kararlarının gerekli kılması halinde değiştirilebilir. Böyle durumlarda izlenecek yol, Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenir ve kamuoyuna duyurulur.

1. GENEL AÇIKLAMALAR
Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri ile Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçimi ve Atamalarına Dair Yönetmelik esaslarına göre 27 Aralık 2009 Pazar günü saat 10. 00’da 81 il merkezinde sınav yapılacaktır.
Merkezi sistem sınavı Almanca, Beden Eğitimi, Bilişim Teknolojileri, Biyoloji, Coğrafya, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Felsefe, Fizik, Fransızca, İ.H.L Meslek Dersleri, İ.H.L. Meslek Dersleri Arapça, İngilizce, Kimya/Kimya Teknolojisi, Matematik, Müzik, Psikoloji, Rehber Öğretmen, Görsel Sanatlar/Resim, Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı alanlarında yapılacaktır.

Adaylar kadrolu olarak görev yaptığı ilde sınava girecektir.
Sınavı kazanan adaylardan, Güzel Sanatlar ve Spor Liselerinin Beden Eğitimi, Müzik ve Görsel Sanatlar/Resim öğretmenliklerine atanmak isteyenler seçme sınavından sonra uygulama/beceri/yorumlama yeteneği ile tutum ve davranışları bakımından valiliklerce oluşturulacak komisyonca uygulama sınavına alınacaktır. Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri ile Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçme Sınavına ait başvuru işlemleri Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce atama işlemleri ise valiliklerce gerçekleştirilecektir.


2. BAŞVURU ŞARTLARI
Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri ile Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenleri Seçme Sınavına başvuracak adaylarda; aylıksız izinler hariç 27 Aralık 2009 tarihine göre (2) yıl hizmeti olmak koşulu yanında; ilgili Yönetmeliğin 8’inci maddesinde belirtilen;
a. Talim ve Terbiye Kurulunun öğretmenliğe atanacakların belirlenmesine ilişkin kararlarına göre alanı veya öğrenim durumu, atanacağı eğitim kurumuna uygun olmak. (*)
b. Bakanlık kadrolarında en az iki yıl öğretmenlik yapmış olmak şartıyla başvuru tarihi itibarıyla Bakanlık kadrolarında öğretmen olarak ya da diğer hizmet sınıflarında görev yapıyor olmak.
c. Son iki yıllık sicil notu ortalaması en az iyi derece olmak.
(*) Örnek: Talim ve Terbiye Kurulunun öğretmenliğe atanacakların belirlenmesine ilişkin Kararına göre; Fizik öğretmenliği alanında görev alabilecek nitelikte olan ve halen Sınıf öğretmeni olarak görev yapan; Fizik öğretmenliğine, ya da İngilizce öğretmeni olarak görev yapan aday; mezuniyeti itibariyle Felsefe alanına atanabilecek, bu alan için başvuruda bulunabilecektir.
3. BAŞVURU ÜCRETİ VE BANKA İŞLEMLERİ
a. Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri ile Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçme Sınavı’na, başvuracak adaylar 30 TL sınav ücretini 01-07Aralık 2009 tarihleri arasında

T.C. Ziraat Bankası Beşevler, Türkiye Vakıflar Bankası Ankara Merkez ve Türkiye Halk Bankası Küçükesat şubelerinden herhangi birine “Kurumsal Tahsilât Programı” aracılığıyla yatıracaktır.


b. Banka dekontunda adayın T.C. kimlik numarası, adı, soyadı ve katıldığı sınavın açık adı bulunacaktır.
c. Bankaya sınav ücreti yatırılmayan adaylar için başvuru ekranı açılmayacaktır.
d. Sınav ücreti kesinlikle bankaya yatırılacak; mektup, elden Internet bankacılığı veya EFT yoluyla sınav ücreti tahsil edilmeyecektir.

4. BAŞVURU İŞLEMLERİ
4.1. Adayın Yapacağı İşlemler
a. Sınav ücretini 01-07 Aralık 2009 tarihleri arasında bankaya yatırmak.
b. Sınav başvurusunu http://www.meb.gov.tr internet adresinden yapmak.
c. Başvuru için MEBBİS modülündeki adaya ait bilgilerde hata varsa düzeltmek. Sistemde fotoğrafı olmayan adayların başvuru işlemleri gerçekleştirilmeyeceği için sistemde adayın fotoğrafı yoksa fotoğrafını sisteme uygun formatta işletmek.
d. Aday başvurusunu yaptıktan sonra bağlı bulunduğu kurum/birim yöneticilerine elektronik onaylama yaptırmak.
4.2. Kurum / Birim Yöneticilerinin Yapacağı İşlemler
a. Başvuru yapan adayın bilgilerinin doğruluğunu sistemden fotoğrafı ile birlikte kontrol etmek.
b. Adaya ait bilgileri sistemde elektronik olarak onaylamak.
4.3. İl/İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerinin Yapacağı İşlemler
a. Başvuru yapan adayın bilgilerinin doğruluğunu sistemden fotoğrafı ile birlikte kontrol etmek.
b. Adaya ait bilgileri sistemde elektronik olarak onaylamak.
4.4. Onay Süreci ve Takibi
a. Başvuruda bulunan öğretmenler başvurusunun eğitim kurumu, ilçe ve il millî eğitim müdürlüklerince onaylanıp onaylanmadığını http://www.meb.gov.tr adresinden takip edebilecektir. Başvurularının onaylanmaması veya reddedilmesi gerekçelerini görerek yanlışlığın ya da eksikliğin başvuru süresi içinde giderilmesini sağlayacaklardır.
b. Onay işlemleri bekletilmeden aynı gün onaylanacaktır.
5. SINAV GİRİŞ BELGESİ
a. 21 Aralık 2009 tarihinden itibaren http://www.meb.gov.tr adresinden yayımlanan
fotoğraflı sınav giriş belgesi aday tarafından alınacaktır.
b. Adaylara ayrıca sınav giriş belgesi gönderilmeyecektir.
c. Fotoğraflı sınav giriş belgesinde adayın kimlik bilgileri ile sınava gireceği sınav bölgesi (il), bina, salon ve sıra bilgileri yer alacaktır. Aday, fotoğraflı sınav giriş belgesinde yer alan sınav bölgesinde (ilinde), binada, salonda ve sırada sınava girecektir. Ancak, olağanüstü durumlarda (doğal afet, yangın vb.) Bölge Sınav Yürütme Komisyonunun teklifi, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün uygun görüşü ile adayın sınav yeri değiştirilebilecektir.
d. Fotoğraflı sınav giriş belgesini kaybeden adaylar belgenin yenisini
http://www.meb.gov.tr adresinden alabileceklerdir.

6. BAŞVURUNUN GEÇERSİZ SAYILDIĞI DURUMLAR
a. Başvuru işlemleri belirtilen sürede gerçekleşmemiş ve/veya elektronik ortamda adayın bağlı bulunduğu eğitim kurumu/ birimi tarafından onaylanmamışsa,
b. Aday bilgilerinde eksiklik, hata veya çelişki varsa,
c. Adayın başvuru şartlarından birini taşımadığı tespit edilmişse,
d. “eBaşvuru Formu”nun çeşitli kısımlarına yazılan kimlik bilgilerinde bir eksiklik, hata veya çelişki varsa,
e. Aday sınav ücretini belirtilen bankalardan birine zamanında yatırmamışsa adayın başvurusu geçersiz sayılacaktır.
7. SINAV UYGULAMASI
a. Eğitim Bakanlığına Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri ile Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçme Sınavı’na girecek olan adayların sınavı 81 il merkezinde 27 Aralık 2009 Pazar günü saat 10.00’da başlayıp, tek oturum olarak yapılacak ve 110 (yüz on) dakika sürecektir.
b. Kimlik kontrolleri ve salonlara yerleştirmenin zamanında yapılabilmesi için adaylar en geç saat 09.30’da fotoğraflı sınav giriş belgesinde belirtilen salonda hazır bulunacaktır.

Adaylar sınava gelirken yanlarında fotoğraflı sınav giriş belgesi, nüfus cüzdanı (sürücü belgesi veya pasaport) en az iki adet koyu siyah ve yumuşak kurşun kalem, kalemtıraş ve leke bırakmayan yumuşak silgi bulunduracaktır.
c. Kimlik belgeleri yanında olmayan adaylar kesinlikle sınava alınmayacaktır.
d. Adaylar sınav salonlarına alınırken; yanlarında hiçbir yazılı/basılı materyalle hesaplama ve iletişim fonksiyonu olan aygıtın (cep telefonu dâhil) bulunup bulunmadığı kontrol edilecek ve varsa bunlar sınavdan sonra iade edilmek üzere toplanacaktır. (Aday bu araçlarla sınava alınmayacağı gibi sınav anında bulunması tespit edilirse sınav kurallarını ihlal ettiği için sınavı geçersiz sayılacaktır).
e. Adaylar başı açık, temiz, düzenli ve aşırılığa kaçmayan bir kıyafetle sınava girecektir.
f. Adaylar fotoğraflı sınav giriş belgesinde belirtilen kendi sıra numarasında oturacak, gereğinde adayın yerini değiştirme yetkisi salon başkanına ait olacaktır. Gerekli kimlik kontrolleri ve yerleştirme işlemlerinden sonra salon başkanı sınavda uyulacak kuralları hatırlatacak sınav evrakının bulunduğu güvenlik torbalarını adayların önünde açarak cevap kâğıtlarını dağıtacaktır.
g. Aday cevap kâğıdında yazılı olan T.C. kimlik numarası, adı, soyadı bilgilerini kontrol edecek, hata varsa salon görevlilerine söyleyerek tutanak tutulmasını isteyecektir. Adayın adına düzenlenmiş cevap kâğıdı bulunmuyorsa veya cevap kâğıdı kullanılamayacak durumdaysa yeni bir cevap kâğıdına aday kimlik bilgileri salon başkanının açıklamalarına göre yazılacaktır.
h. Sınav başladıktan sonra ilk 30 dakika içinde gelen adaylar sınava alınacak, ilk 60 dakika içinde ise sınav salonu terk edilmeyecektir. Sınav bitimine 15 dakika kala hiçbir aday dışarıya çıkarılmayacak, sınav süresince en az iki aday sınıfta kalacaktır.
i. Salon görevlileri adaylara soru kitapçıklarını ve cevap kâğıtlarını kontrol ederek
dağıtacaktır. Aday da kontrol ederek; eksik sayfa veya baskı hatası varsa kitapçığın değiştirilmesini isteyecektir.
j. Aday, cevap kâğıdı üzerinde işaretlemeleri kurşun kalemle yapacaktır.
k. Cevap kâğıdındaki imza bölümü aday tarafından mutlaka imzalanacaktır.

l. Cevap kâğıdında bulunan “Bu Bölüme Dokunmayınız” kısmı hiçbir şekilde
işaretlenmeyecektir.
m. Soru kitapçığının A ve B olmak üzere iki ayrı türü olup, aday, A kitapçığını kullanıyorsa cevap kâğıdındaki kitapçık türü bölümünün A yuvarlağını, B kitapçığını kullanıyorsa B
yuvarlağını işaretleyecektir.
n. Adaylar cevaplarını soru kitapçığının kapağında belirtilen örnekte olduğu gibi, yuvarlağın
dışına taşırmadan cevap kâğıdında ilgili seçeneği bularak işaretleyecektir.
o. Sınavda 15 Türkçe, 15 Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, 25 Öğretmenlik Meslek
Bilgisi, 45 Özel Alan Bilgisi sorusu sorulacaktır.
p. Her sorunun 4 (dört) seçeneği vardır. Bu seçeneklerden sadece bir tanesi doğru cevaptır.
Çift işaretlenmiş veya iyi silinmemiş cevaplar optik okuyucular tarafından yanlış cevap
olarak değerlendirilecektir.
q. Soru kitapçığına işaretlenen cevaplar, cevap kâğıdına işaretlenmediği takdirde
değerlendirme işlemine alınmayacaktır.
r. Sınavda cevap kâğıdının başkaları tarafından görülmesi halinde kopya işlemi yapılacaktır.
(Bilgisayar ortamında kopya analizi yapılacağından ikili ve toplu kopya çektiği anlaşılan
adayların sınavı geçersiz sayılacaktır).
s. Adaylar sorulara verdiği cevapları almayacaktır. (Bu kurala uymayanların sınavı geçersiz
sayılacaktır).
t. Sınav bitiminden sonra;
*Adaylar, soru kitapçığı ile cevap kâğıdını salon görevlilerine teslim edecek ve salon yoklama tutanağını imzalayacaktır.
*Salon görevlileri, salona ait sınav evrakını adayların önünde kontrol ederek toplayacak, sınav güvenlik torbasına koyup kapattıktan sonra bina sınav komisyonuna teslim
edecektir.
*Bina sınav komisyonu, salonlardan gelen sınav güvenlik torbalarını ait oldukları sınav
evrak kutularına koyarak seri numaralı güvenlik kilidi ile kapatacak ve görevli kuryelere
tutanakla teslim edecektir.
Bu kurallara uymadığı herhangi bir yolla saptanan adayların sınavı iptal edilecek ve
devam etmelerine izin verilmeyecektir. Ancak, salon görevlileri diğer adayların dikkatini
dağıtmamak, zaman kaybetmelerine yol açmamak açısından gerekli görürse kural dışı
davranışlarda bulunanlara sınav sırasında uyarıda bulunmayabilecektir. Bu adayların
kimlikleri ve kusurları bir tutanakla tespit edilerek sınav evrakına eklenecektir. Bu
durumdaki adayların sınavı geçersiz sayılacaktır.
8. SINAVIN DEĞERLENDİRMESİ
a. Adayın cevap kâğıdı 2 adet optik okuyucu tarafından çift kontrol sistemiyle okutulacaktır.
b. Doğru cevaplar dikkate alınarak 40 (kırk) ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılacaktır.
c. Sınava giren tüm adaylar için [Puan = (Doğru Sayısı /Soru Sayısı) x 100] formülü
kullanılarak başarı puanı hesaplanacaktır.
d. Sınavda yer alan her soru eşit puan aralığına sahip olacaktır.
e. Değerlendirme sırasında hatalı soru/sorular çıkması durumunda hatalı bulunan
soru/sorular doğru kabul edilecek 100 puan üzerinden değerlendirilecektir.
f. Cevap anahtarında hata olması ve bu hususun komisyon kararı ile belirlenmesi
sonucunda, soru/sorular iptal edilmeyecek, hatalı olan soru/soruların doğru şıkları
‐7‐
dikkate alınmak suretiyle değerlendirmeye bu soru/sorular dâhil edilmeyecektir.
g. Bu incelemelerden elde edilecek bulgular değerlendirilerek, ikili veya toplu kopya
çekildiği sonucuna varılması durumunda, kopya eylemine karıştığı belirlenen adayların
sınavı iptal edilir.
h. Sınav sonuçlarıyla ilgili adaylara Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından
herhangi bir tebligat yapılmayacaktır.
i. Sınavdan sonra uygulama sınavını valilikler yapacaktır.
9. SINAV SONUÇLARININ BİLDİRİLMESİ
Merkezi sistemle yapılan sınav sonuçları, 11 Ocak 2010 tarihinden itibaren Bakanlığın
http://www.meb.gov.tr ınternet adresinden ilan edilecektir.
Ayrıca, adaylara sınav sonuç belgesi posta yoluyla ayrıca gönderilmeyecektir.
Kılavuz Bakanlığın http://www.meb.gov.tr ile http://personel.meb.gov.tr Internet
adreslerinden yayımlanacaktır.
Uygulama sınavına girecek adayların listesi valiliklerce yayımlanacaktır.
10. ATAMA İŞLEMLERİ
a. Sınav sonuçları, ilanı tarihinden bir sonraki sınav tarihine kadar geçerlidir.
b. Sınavı kazanan adayların atamalarının yapılmasında; 19/09/2009 tarihli ve 27354 sayılı
Resmî Gazete’de Yayımlanan “Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler
Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri İle Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin
Seçimi ve Atamalarına Dair Yönetmelik.” e göre, adayların seçme sınavında almış oldukları
puan ile bu puan da dâhil edilmek suretiyle ilgili yönetmeliğin Ek‐2 Değerlendirme Formuna
göre yapılan değerlendirme sonucunda almış oldukları puanın toplamından oluşan atamaya
esas puan üstünlüğüne göre tercihleri de dikkate alınarak valiliklerce atama yapılır. Puan
eşitliği hâlinde öğretmenlikteki hizmet süresi fazla olana öncelik verilir. Bununla da eşitliğin
bozulmaması durumunda atanacak aday bilgisayar kurası ile belirlenir.
c. Sınav sonuçlarının açıklanmasından sonra, atama iş ve işlemleri “Millî Eğitim Bakanlığına
Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri İle Her Türdeki
Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçimi ve Atamalarına Dair Yönetmelik.” hükümleri
çerçevesinde yürütülecektir.
d. Ayrıca, uygulama sınavına katılacak adaylarla ilgili olarak yapılacak iş ve işlemler
konusunda valiliklerce açıklama yapılacaktır.
e. Adayın bilgilerinde veya beyanında hata olması durumunda atamaları yapılmış olsa bile
atama iptal edilecektir.
f. Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar ve Spor
Liseleri İle Her Türdeki Anadolu Liseleri Öğretmenlerinin Seçimi ve Atamalarına Dair
Yönetmeliğin“ kapsam dışına atama “ başlıklı 23’üncü maddesi ile Millî Eğitim Bakanlığı
Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin “Hizmetin gereği olarak yapılacak
yer değiştirmeler” başlıklı 31’inci maddesinin 3’üncü fıkrası göz önüne alınarak başvuruda
bulunulacaktır.
g. Atama yapılacak olan alanlar tablo‐1’de gösterilmektedir.
‐8‐
Tablo1
ATAMA YAPILACAK ALANLAR
ATAMA YAPILACAK ALANLAR
ALANKODU ALANLAR
2246 ALMANCA
2265 BEDEN EĞİTİMİ
1119 BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ
1123 BİYOLOJİ
1207 COĞRAFYA
1245 DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ
1371 FELSEFE
1390 FİZİK
1417 FRANSIZCA
1925 GÖRSEL SANATLAR/RESİM
1524 İNGİLİZCE
4897 İ.H.L MESLEK DERSLERİ ARAPÇA
1230 İ.H.L MESLEK DERSLERİ
1627 KİMYA/KİMYA TEKNOLOJİSİ
2353 MATEMATİK
1822 MÜZİK
2368 PSİKOLOJİ
1894 REHBER ÖĞRETMEN
2036 TARİH
1283 TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
11. SINAV SONUÇLARININ GEÇERSİZ SAYILDIĞI DURUMLAR
a. Başvuru şartlarını taşımadığı halde adayın sınava girmesi,
b. Cevap kâğıdı ve soru kitapçığının dönüş sınav güvenlik torbasından çıkmaması/eksik
çıkması,
c. Herhangi bir adaydan ya da dokümandan aday tarafından kopya çekildiğinin salon
görevlilerince tespit edilmesi,
d. Geçerli kimlik belgesinin ve geçerli sınav giriş belgesinin ibraz edilmemesi,
e. Başka adayın sınav evrakının kullanılması,
f. Adayın yerine başkasının sınava girmesi,
g. Her türlü bilgisayar özelliği bulunan cihazlar ve saat fonksiyonu dışında özellikleri bulunan
‐9‐
saatler ile cep telefonu, telsiz vb. iletişim araçları ve defter, kitap, sözlük, hesap cetveli gibi
araçların sınav anında yanında bulundurması,
h. Sınav güvenlik kutuları dışında posta ya da farklı bir yolla sınav evrakı gönderilmesi,
i. Cevap kâğıdının değerlendirmesi yapılırken sistemin kopya analizi sonucunda ikili/toplu
kopya tespit etmesi,
j. Cevapların soru kitapçığına işlenip cevap kâğıdının boş bırakılması,
k. Merkezi Sistem Sınav Yönergesinde belirtilen sınav kurallarının ihlal edilmesi durumunda
salon görevlilerinin ve Bakanlık temsilcilerinin tuttuğu tutanaklar da dikkate alınarak
adayın sınavı/testi geçersiz sayılır.
12. SINAV İTİRAZLARI
a. Sınav sorularına itirazlar; soru ve cevap anahtarlarının http://www.meb.gov.tr internet
adresinden yayımlanmasından sonra en geç 5(beş) işgünü içinde, sonuçlara itirazlara ise
sonuçların internetten yayımlanmasından itibaren en geç 10 (on) gün içinde itiraz ücreti
yatırarak banka dekontunu dilekçeye ekleyerek doğrudan Personel Genel Müdürlüğü
aracılığıyla Seçme Sınavı Komisyonuna itiraz edebilirler. Bu itirazlar 15 (onbeş) gün içinde
incelenerek sonucu Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünce ilgiliye bildirilecektir.
b. İtirazların incelenmesi için adayın Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün T.C. Ziraat
Bankası Beşevler Ankara Şubesindeki 5495218/5001 nolu hesabına 10 (On) TL yatırması
gerekmektedir.
c. Başvurusu/sınavı geçersiz sayılan, sınava girmeyen, sınava alınmayan ya da çıkarılan,
adayların konuyla ilgili itiraz başvuruları dikkate alınmayacaktır.
d. Faksla yapılan itirazlar dikkate alınmayacaktır.
e. İtirazların cevaplanmasında Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü genel evrak kayıt tarihi
dikkate alınacaktır.
f. Süresi geçtikten sonra yapılan itirazlar ile adayın T.C. kimlik numarası belirtilmeyen, banka
dekontu eklenmemiş, imza ve adresleri olmayan dilekçeler dikkate alınmayacaktır.
Sınav merkezinde bulunan her türlü sınav evrağının aslı veya fotokopisi yargı organları
dışında, Bilgi Edindirme Kanununun 7inci maddesine göre aday dâhil hiçbir kişiye ya da
kuruma verilemez ve gösterilemez.
Bu sınava başvuran adaylar bu kılavuzda yer alan hükümleri kabul etmiş sayılırlar.
‐10‐
EK2
DEĞERLENDİRME FORMU
Açıklamalar:
* Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programını bitirenlere Yüksek Lisans puanı
verilmez.
** Uzman Öğretmen ve Başöğretmen Unvanını Lisans Üstü öğrenime bağlı olarak kazananlara bu
bölümde puan verilmez.
*** 657 Sayılı Kanunun 36‐C/5 Maddesine Göre Özel Okullarda Öğretmen ve Yönetici olarak geçirilen
sürelerin 2/3’ü değerlendirilecektir. Bu bölümde bir aydan az süreler değerlendirmeye alınmaz
 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/10/2009 - ÇALIŞMALARINIZI YAYINLAYALIM




HER GÜN BİNLERCE ZİYARETÇİSİ OLAN TEBEŞİRTOZU SİTENİZDE SİZİN DE ÇALIŞMALARINIZ  YAYINLANSIN .
 


EĞİTİM İÇERİKLİ VE SİTEMİZ YAYIN İLKELERİNE UYGUN  YAZILARINIZIN VE ÇALIŞMALARINIZIN "TEBEŞİRTOZU" SİTENİZDE YAYINLANSIN İSTİYORSANIZ.  metu72@gmail.com  metu72@hotmail.com

e-mail ADRESİNE WORD DOSYASI HALİNDE GÖNDERİNİZ.


EĞİTİM PAYLAŞIMI GEREKTİRİR. BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/7/2009 - İşte küresel yiyeceği ele geçirme planı!

e- mail ime düşen ilginç bir yazı... sizlerle paylaşıyorum.

İşte
küresel yiyeceği ele geçirme planı!

 

“Dört özel şirketin üçünün Pentagonla kimyasal savaş araştırmaları konusunda sıkı bağları vardı. Dördüncü şirket aslen İsviçre kökenli olmasına rağmen İngiliz kontrolü altındaydı. Petrolde olduğu gibi GDO tarım projesi de bir Anglo-Amerikan küresel plânıdır.”

Gazeteci F. William Engdahl, 'Ölüm Tohumları' eserinde GDO adı verilen "şeytan planının" tüm ayrıntılarını açıklıyor. Amerika üzerinden insanlığı kontrol altına almak, bazı milletleri kısırlaştırarak yok etmek gibi çok kirli planları olan şirketlerin içyüzünü deşifre edilen eserin 'giriş' bölümünü istifadenize sunuyoruz. 'Ölüm Tohumları' herkesin üzerinde çokça düşünerek okuması gereken bir şaheser.

“Biz dünya nüfusunun %6.3'ünü oluşturuyoruz ama zenginliğinin yarısına sahibiz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asyalılar kadar büyük. Böyle bir durumda kıskanılma ve gücenilme gibi bir durumda olamayız. Gelecek dönemdeki asil görevimiz, ulusal güvenliğimize bir zarar getirmeden bu farklılık durumunu sürdürebileceğimiz bir ilişki kalıbı tasarlamaktır. Bunu yapmak için de tüm duygusallık ve hayallerden uzak durup dünyanın her yerindeki ulusal hedeflerimize odaklanmalıyız. Kendimizi çıkarlarımızdan fedakaarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok." Seorge Kennan, 1948

Bu kitap küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2.Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile ilgilidir. Bu, Kennan'in "farklılık durumunu sürdürebilmek" tümcesinin nasıl hayata geçirildiğinin anlatılmamış hikâyesidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip oluşunun da hikâyesidir.

Bu, güç devrimi tarihinin de ötesindedir, hattâ bilim dâhi bu azınlığın hizmetine sokulmuştur. 1948'de Kennan'in da kendi notlarında tavsiye ettiği gibi, herhangi bir fedakârlık veya dünyanın iyiliği düşünülmeden acımasız politikalar uygulandı.

Seleflerinin aksine İngiliz imparatorluğu içindeki hâkim guruplar, yeni beliren 'Amerikan eliti, kendilerini savaştan sonra, "Amerikan Yüzyıh"nın şafağında ilan ettiler ve hitap yeteneklerini, dünyanın iyiliği için düşüncesini kendi amaçlarına uygun şekilde kullandılar. Onların Amerikan Yüzyılı daha yumuşak ve kibar bir imparatorluk olarak sömürgecilikten kurtuluş, demokrasi, ekonomik gelişme ve özgürlük kisvesi altında diğer ulusların kaderlerine hükmedebilen, Büyük İskender'den sonraki en büyük küresel imparatorluktu.

Bu kitap "Bir Savaş Yüzyılı: Anglo-Amerikan Petrol Politikaları ve Yeni Dünya Düzeni" adlı kitabın bir devamı niteliğindedir. Petrolden sonra ikinci bir "kırmızı hattı" takip eder. İnsanın yaşamını sürdürebilmesinde en temel ihtiyacı olan günlük ekmeğinin karşılanmasını konu alır. 70'ler boyunca bu Amerikan elitin menfaatine hizmet eden kişi, hayatı boyunca 'güç dengesi1 politikalarının bir uygulayıcısı olan Henry Kissinger'di. Ve dünya hâkimiyeti konusundaki şu fikrini açıklamıştır; "Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin."

"Küresel yiyeceği kontrol etme plânı" 1930'ların başlarına, savaşın patlak vermesinden önceye dayanır. Bu organizasyon belli başlı bazı ailelerin servetlerini korumak amacıyla seçilmiş özel kuruluşların yardımlarıyla maddi olarak destek görmüştür. Bu aileler güç ve zenginliklerini doğu sahili boyunca Boston, Vaşington, New York ve Philedelphia'ya yerleştirmişti. Bu sebeple egemen medya kuruluşları sıkça onlara atıfta bulunmuş, zaman zaman alay konusu etmişlerse de genellikle övmüşlerdir.

Savaşla birlikte Amerikan gücünün ağırlık merkezi doğu sahilinden Seattle, Houston, Las Vegas, Atlanta ve Miami gibi bölgelere dağıldı. Sonradan da Asya, Japonya ve Latin Amerika'ya.

2.Dünya savaşından bir süre önce bir aile diğerlerine göre daha fazla öne çıkmıştır. Bu ailenin serveti, uğruna kan dökülen ve savaşılan 'kara altın' petrole dayanıyordu. Bu aileyle ilgili olağandışı olan ise ailenin sadece petrole değil, diğer başka alanlarda da yatırım yapmaya karar vermesi olmuştur. Psikoloji, tıp, gençlerin eğitimi, tarım, biyoloji ve biyolojinin tarımsal uygulamalarına yatırım yapmışlardır. Çoğu kişinin fark etmediği devasa bir büyüme ve gelişme göstermişler, servetlerini de o ölçüde büyütmüşlerdir.

Bu kitapta ele alınan ana konu olan 'genetiği değiştirilmiş organizmalar' ya da GDO'nun tarihi, dönemin güçlü ailelerinden olan Rockefeller ailesinin (ve 4 kardeşin - David, Nelson, John ve Laurance) tarihiyle paralellik göstermektedir -ki savaşın Amerikan zaferiyle bitmesinden sonraki 30 yıl süresince güç evrimine bu insanlar yön vermiştir. Gücün tamamı ellerindedir ancak işin maliyeti tüm dünyayı etkilemiştir.

Bundan 30 yıl önce, erk Rockefeller ailesinin etrafında toplanmıştı. Bugün ise 4 kardeşin 3'ü çeşitli nedenlerle vefat etmiştir. Tüm amaçları, daha sonraları Pentagon'un 'tam spektrum egemenlik' adı vereceği, gerektiğinde askeri gücün de devreye sokulabileceği küresel hâkimiyetti. Projeleri o günlerdeki küçük bir güç gurubundan bugün hayal bile edemeyecekleri, tüm gezegenin geleceği hakkında inisiyatif sahibi oldukları bir noktaya evirildi.

Kaltım mühendisliği ile bitki ve diğer canlı organizmaların patentlenmesi tarihinin anlaşılabilmesi için 2.Dünya savaşını takip eden yıllardaki Amerikan gücünün dünyada nasıl yayıldığına bakmak gerekir.

George Kennan, Henry Luce, Averell Harriman ve hepsinden önce Rockefeller kardeşlerin tarım sektöründe başlattığı 'yeşil devrim' sayesinde Petro-kimyasal gübre, petrol ve enerji ürünlerine bağımlılık arttı. Onların o günlerde yaptıkları bugünün genetiğini değiştirme tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Yüzyılın başında gerçekleşen 4 çokuluslu dev şirket birleşerek dünya üzerindeki çoğu insanın temel besinlerinin (pirinç, soya fasulyesi, buğday, mısır ve hatta bazı sebze ve meyveler ile pamuk) kontrolünü ellerine geçirdiler. Hastalığa dayanıklı kümes ürünleri, genetiği değiştirilmiş, güya kuş gribine dayanıklı ürünler ve geni değiştirilmiş domuz ve sığır üretimi için çaba sarf etmişlerdir.

Dört özel şirketin üçünün Pentagonla kimyasal savaş araştırmaları konusunda sıkı bağları vardı. Dördüncü şirket aslen İsviçre kökenli olmasına rağmen İngiliz kontrolü altındaydı. Petrolde olduğu gibi GDO tarım projesi de bir Anglo-Amerikan küresel plânıdır.

Mayıs 2003'te Bağdat'taki acımasız Amerikan bombardımanının dumanı dağıldığında ABD başkanı GDO projesini stratejik bir konu haline getirdi ve ABD'nin savaş sonrası öncelikli dış politika gündemini oluşturdu. Dünyanın ikinci en büyük tarım üreticisi konumunda bulunan AB, bu küresel plânın önünde zorlu bir engel teşkil etmekteydi.

Her ne kadar Almanya, Yunanistan, Fransa ve Avusturya gibi AB ülkeleri diğer dünya uluslarına benzer şekilde GDO ekimine sağlık ve bilimsel nedenlerle karşı çıksalar da, 2006 yılı başlarında Dünya Ticaret Örgütü (WTO), AB'ni toplu GDO üretimi için kapılarını açmaya zorladı.

ABD ve İngiliz ordularının Irak'ı işgaliyle birlikte Vaşington, bu ülkeye genetiği değiştirilmiş tohumları ABD Tarım Bakanlığının bir cömertliği olarak göndermeye karar verdi. İlk büyük çaplı deney 90'ların başında çok uzun zamandır Rockefeller ailesinin bozduğu ve yolsuzlukla başı dertte olan Arjantin'de zaten yapılmıştı.

İlerleyen sayfalarda da göreceğiniz gibi GDO'nun yaygınlaşması ve çoğalması uğruna politik tehdit, hükümet baskısı, yalan, rüşvet yöntemleri kullanılmış ve hatta cinayetler bile işlenmiştir. Okurken bir suç romanı hissine kapılmanız sürpriz olmayacak. Tarımsal verimlilik ve dünyanın yiyecek sorunlarını çözme adı altında işlenen bu suçlar, bu küçük zümrenin amaçları doğrultusunda önemsizdir. Yapılan bunca şeyin hedefinde sadece para ve kâr yoktur. Nihayetinde bu güçlü aileler kimlerin merkez bankalarının başlarında duracağına karar verirler. Para onların yaratmaları ya da yok etmeleri için emirlerindedir.

Amaçları daha önceki despot ve diktatörlerin hayal ettikleri gibi mutlak dünya hâkimiyetidir. Kontrol edilmezlerse 10-20 yıl içerisinde bu hedeflerine ulaşmaları işten bile değil. Bu sebeple bu gerçeğin duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi büyük önem arz etmektedir.

(Bu metin Gazeteci F. William Engdahl’ın 'Ölüm Tohumları' adlı eserinin giriş bölümüdür. Lütfen kitabı temin ederek okuyunuz)

gıdahareketi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/6/2009 - Nilüfer Göle: Kemalizm mahremiyeti anlamadı

Mehmet Gündem

Nilüfer Göle: Kemalizm mahremiyeti anlamadı

Söyleşi:MEHMET GÜNDEM-yeni Şafak

Anlamak-anlamlandırmak…

Her çatışma aynı zamanda bir karşılaşma, yakınlaşma demektir ve içinde fırsatları da barındırır.

Temassızlık ise yok saymaktır.

Var olanı yok saymak potansiyel sorun alanları inşa etmekten başka bir anlama gelmez.

Tanımadığınız, yok saydığınız, değersizleştirdiğiniz, ötekileştirdiğiniz insan, zaman, mekan, düşünce, inanç size “düşman” olarak döner.

Uzaklıklar “korku ve savunma” merkezli düşmanlık duygularını besler, büyütür, geliştirir ve hayata geçirir. Orada yaşamak için öldürürsünüz. Öldürmek asla bir kabiliyet değil, çaresizlik ve yenilgi halidir.

Yakınlık ise, farklılıklara rağmen bazen tahammül göstererek bazen de hoşlanarak birlikte yaşamaya kapı açar.

Birliktelik hukuk oluşturur, birliktelik sorumluluk oluşturur, birliktelik yeni sorunlar oluşturur ama hiçbiri öldürücü, çözümsüz değildir. Bu durum hem bizi hem de kabiliyetlerimizi geliştirir, en iyisi de sorun çözme kabiliyetimizi gelişir.

Anlamak iyidir, anlamaya çalışmak iyidir. Anlaşılmamızı kolaylaştırmak da iyidir. İyiliği hem kendimize hem de başkalarına yapmak da iyidir…

Sosyolog Nilüfer Göle, Modern Mahrem, Melez Desenler, İslam'ın Kamusal Yüzü ile yaptığını İç İçe Girişler: İslam ve Avrupa çalışması ile bir kere daha yaptı; anlamaya, anlamayı kolaylaştırmaya çalıştı…

BATI KENDİNE TÜRKİYE AYNASINDAN BAKABİLİR

90'lı yılların sonunda batı dışındaki toplumların kendini inşa etme serüvenlerini “batı dışı modernlik” kavramı ile anlattınız. Şimdi ne oldu o yolculuğa, batıya yaklaştılar mı, uzaklaştılar mı?

Türkiye üzerinden bakalım, Batıdan uzaklaşma değil, batıyla tekrar tekrar karşılaşma yaşanıyor. Batı dışı modernlikte referans yine batı, fakat bu modernlik okumalarında farklılık var, kendi tarihimizden, kültürel havzamızdan da besleniyor. Yani batının kötü bir taklidi olmanın ötesinde yaratıcı bir yanı da var. Laikliği bile böyle düşünebiliriz, Fransa'dan esinlenmesine rağmen Müslüman bir ülkede farklı bir aksan, farklı bir renk, farklı bir yüz, özellikle de kadın yüzü kazanabiliyor. Biz bunu çok zaman görmedik, elimizde hep batı aynası vardı, kendimize eksiklik hipotezi üzerinden baktık.

Şimdi bu durum geçerliliğini yitirdi. Bu karşılaşmalar içinde çatışma da var ama birbirini etkileyerek bir dönüşüm yaşanıyor.

İç içe geçişler var. Bu dönüşüm aslında Türkiye'nin kendi dönüşümü oldu. Türkiye'nin Avrupa topluluğuna üyelik süreci bunu da beraberinde getirdi.

Ne değişti son on yılda?

Fransa'da Batıdan çok Türkiye ve İslam meselesi ile karşılaştım. Eskiden batıya doğru gittikçe doğudan uzaklaştığımızı düşünüyorduk, şimdi batıya doğru gittikçe doğu ile karşılaşıyoruz. O zaman ister istemez düşüncemi, ufkumu buna ayarlamak zorunda kaldım. Ben Avrupa üzerin çalışma yapmıyordum, ama ister istemez İslam kapısından ve Türkiye kapısından Avrupa meselesine girmeye ve Avrupa'yı Türkiye ve İslam aynasında okumaya başladım.

ÇATIŞMA VE YAKINLAŞMA VAR

Bu süreçte Türkiye'de İslam ve laiklik, İslam ve demokrasi, Avrupa'da ise İslam ve modernite çatışma halinde algılandı. Zamanla her ikisi de makaslarını daraltmaya başladılar mı?

Makasların daralması yaklaşımı doğru bir gözlem, çünkü hem birbirine yaklaştılar, hem de çatışma noktaları daha fazla artı. Kavuşmalar ve yakınlaşmalar var. Biz Avrupa'ya yaklaşmakla birlikte kendi sorunlarımızın tanımını farklı yapar olduk. Farklı bir şekilde kendimizin farkına varmaya başladık. Bu aleyhimize olmadı, kendimize güvenimiz giderek artıyor. Avrupa ise son on yılda kendi içindeki İslam'ın farkına varmaya başladı. Farklılıkların farkına varmak o kadar kolay bir süreç değil.

Türkiye AB'ye girmek istiyor ama AB içinden istemiyoruz sesi yükseliyor…

Tezat var, Türkiye hem müzakerelere devam ediyor hem de pek istenilir bir durumda değil. Avrupalılar, aramızda aşk yok, sizinle zoraki evlilik yapmak istemiyoruz diyorlar. Eskiden Türkiye'ye, hayır dersek şeriatı mı gider, darbeye mi gider diye bakılıyordu. Şimdi Türkiye ikisine de gitmiyor. Avrupa'nın da “ders veren” konumu zayıflıyor.

Türkiye sorun taşıyan ülke olmaktan çıkıyor mu?

Eskiye nazaran evet ama bu sorunsuz bir ülke demek değil bu. Bugün Türkiye'nin kendi içindeki tecrübede barışçıl yolları, çoğulculuğu, hatta laik ve İslam arasındaki çatışmanın biri ya da ötekisi değil, ikisi ile birlikte olabilirliliğini gösterme durumu ve potansiyeli dünyada Türkiye'ye çok önemli bir rol veriyor. Türkiye yaşadığı bu tecrübeyi tamamlarsa, netleştirebilirse hem Müslüman ülkelere hem de Avrupa'ya “yeni bir şekilde düşünme” fırsatı verir.

Askeri darbesiz ve çoğunluğun diğerleri üzerinde tahakkümü olmayan bir ülke olarak belirmeye başladı mı Türkiye?

Böyle gözükmeye başlamadı ama bu yönde analizler yeni yeni başladı. Unutmayın ki Türkiye'deki süreç hem çok karmaşık hem de tam olarak rayına oturmuş değil. Daha geçen yaz iktidar partisi kapatılabiliyordu, darbe yapılabiliyordu… Tam oldu derken bambaşka bir makasa geçebiliyor.

İSLAM BİLİNÇ SORGULUYOR

Avrupa'da İslam modern dünyanın bilincini sorguluyor diyorsunuz.

Evet, aynı zamanda da modern dünyanın çağdaşı haline geliyor.

Batı öteki ile karşılaşmayı bir tahammül olarak mı görüyor?

Böyle bir his var. Öteki ağırlıklı bir sözcük tahammül. Batılılar “Burası yabancıların istilasına uğramaya başladı, biz artık kendimizi evimizde hissetmiyoruz” sözünü çok tekrarlıyorlar.

Bu gerçek mi, duygu mu?

Bu gerçek bir korku. Göçmenler batıda farklılıklarını göstermekten de keyif alır duruma geldiler. Batı açısından bugün göçmenlerin İslamileşmesi meselesi var. Geldikleri ülkeler üzerinden değil, din üzerinden bir tanımlama var. Türk işçileri yerine artık Müslümanlar deniyor. Bu sadece algılama meselesi değil, çoğunda Müslümanlığını öne çıkarma durumu var. Bu da gösteriyor ki İslam bir Avrupa meselesi haline geldi.

Avrupa açısından bu durum çözülmesi gereken bir sorun mu?

Sorun değil de yaşanması gereken bir süreç, karşılıklı farkındalık oluşturma. Aynı mekanları, aynı ülkeyi, bazen aynı projeyi paylaşıyoruz ama her zaman aynı değerleri paylaşmıyoruz. Bir değerler çatışmasının varolduğu gerçek. Örtü bunu kristalize etti, simgesi haline geldi. Hem kadın erkek eşitliği olsun hem de Avrupa'nın demokratik değerleri olsun cinsellik üzerinden tanımlanmaya başlandı. Yani Avrupalılar ve Müslümanlar birbirlerinin tolerans eşiğini deniyorlar.

Gözlemlerinize göre bu iki dünya birlikte yaşayabiliyorlar mı?

Şu anda yaşıyorlar...

O halde süreç kaosa değil de üçüncü bir durumu üretecek…

Evet, üçüncü durum denebilir. Avrupa biraz kendi saf kimliğinden vazgeçmek zorunda. Müslümanlarda öyle. İki tarafta metamorfozu kabul etiğinde bu olacak, zaten saf kimliğinizle kalamazsınız, süreç bunu gösteriyor. Türkiye'de Müslümanların karşılaştıkları, tartıştıkları konular ve sorular ile Avrupa'daki Müslüman Türklerin karşılaştıkları, tartıştıkları sorular aynı değil. Müslüman olmayan bir erkeğe aşık olan kızın durumu ne olacak sorusundan tutun da minarelerin boyuna kadar hararetli tartışmalar var. Bazı yerlerde camilerin minaresiz yapılması isteniyor, yani Müslümanlığın görünürlülüğü tartışılıyor. Müslümanlık artık Avrupa renklerini de alıyor.

AVRUPA DA DEĞİŞİYOR…

Sorular ve sıkıntılar da değişiyor…

Karşılıklı etkileşim ve karşılıklı dönüşüm yaşanıyor ama Avrupa buna Müslümanlardan daha çok direniyor. Çünkü Avrupa'nın istediği tamamen bizim gibi olun…

Kimliklerin aşılması, saflık ve bozulma bu durum mu?

Tam bu nokta. Bizim burada olan ebrulaşma, melezleşme öyle kolay olmuyor. Yani o iç içe geçişlerde biraz da şiddet var. Batı da giderek provokasyon sınırını yükseltiyor. Karşılıklı bir zıtlaşma, iktidar ilişkisi var. Şiddet olayını anlamadan bu süreci çok kültürlülük bağlamında alamayacağımız bir olay.

Yani size göçmen sosyolojisi yaklaşımı, Müslümanlar Avrupa'ya entegre oldular mı sorusu yetmiyor…

O noktayı aştı. Müslümanlar, İslam Avrupa'nın meselesi ve Avrupa'nın da değerlerinin tartışıldığı bir yere geldi… Avrupa'nın kendisi değişiyor.

Avrupa kendi içini Türkiye'nin tecrübesi üzerinden de okuyabiliyor mu?

Okunması gerekir ama bu şunu gerektiriyor; biz kendi deneyimlerimizi, tarihimizi batının aynasında okuma yeteneğini ve yetkisini uzun yıllar önce kazandık. Batıyı da bilmek… Bunun tersi Batı için çok zor. Örneğin örtü tartışması çıktığında “bizde de oldu” dediğinizde anlamak, öğrenmek için dönüp bakamıyorlar, biraz gururlarına dokunuyor. Onlar üstün olduklarına inanıyorlar ve İslam arkadan geliyor. Yani geri kalmışlık paradigmasını sürdürmek istiyorlar. Benim çağdaş oluyoruz demem rahatsız edici. Yani aynı dönemde yaşıyoruz, aynı çağın içindeyiz, aynı mekanı paylaşıyoruz, artık geri kalmışlık paradigması yok. Müslümanlar farklı istemlerle farklı kültürel bir modernite ile çıkıyorlar.

Batılı, modernitenin farklı yorumlanmasını kendine alternatif mi görüyor?

Bunu kendisine meydan okuma, geriye gitme, haklarının elinden alınması gibi görüyor. Haklarımızı yeni aldık, batılı kadın kilise baskısından, dinsellikten kendisini daha yeni kurtardı, şimdi karşımıza yine dinsellik geliyor kadını baskı altına alacak deniyor. Eşcinsel hakları ne olacak deniyor. Bizdeki cumhuriyet tartışmalarına benzer “bizi geriye götürecekler” korkusu var.

TÜRKEYİ BU DURUMU HAK ETTİ

ABD başkanı Obama'nın Türkiye ve İslam dünyasına bakış açısı-açılımını bu bağlamda düşündüğünüzde Batı'ya ne söylüyor?

Obama'nın Türkiye'yi önemsemesi Avrupa'yı rahatsız etti. Fakat burada çok önemli bir değişim var, eskiden Türkiye'nin konumunu Amerika belirliyordu, halbuki şimdi Obama'nın destek verdiği konuma Türkiye kendiliğinden, hatta Amerika'ya rağmen ve karşı olarak geldi. Tezkere sonrası tarihsel bir dönüm noktasıdır. Biz korkuyorduk ama o otonomi Türkiye'ye yaradı. Bush Amerikası değişti, Obama'nın gözünde Türkiye değer kazandı. Türkiye'yi istemeyen bir Avrupa var ama Avrupa da aynı kalmayabilir, değişebilir. Amerika'daki İslam meselesi dışarıdaki ötekiydi, Avrupa'da içerideki öteki. Türkiye ise aday ülke olarak Avrupa'nın kimliğini sorguladı. Bu güne kadar böyle bir tartışma yoktu. Sınırlar tartışılıyor; medeniyet sınırları nerede başlayacak, farklılık nedir, biz Türkiye'yi alırsak hala Avrupalı olur muyuz, Türkiye'ye evet demek tarihi belleğimize inkar mı olur, Viyana kuşatmasını unutacak mıyız... Türkiye Avrupa için bir test oldu.

Türkiye'nin AB'ye adaylığı nasıl okunuyor?

Dosya meselesi olmaktan çıktı, Avrupa'nın kendi kendini tanıma meselesi oldu. Avrupa Türkiye tartışması üzerinden yeni bir değerler sistemine doğru evriliyor. Türkiye'nin ödevlerini yapmasından öte Avrupa'nın kendisine nasıl bir kimlik oluşturacağı belirleyicidir. Avrupa, kimliğini Türkiye adaylığı karşısındaki duruşuyla belirlemeye başladı. Avrupa'da Türkiye adaylığı onun kendini sorgulaması için bir sebebiyet verdi, bir ateşleme yaptı. Burada İslam edilgen değil, aktif bir faktördür. Avrupa'nın bundan sonraki kuruculuğunda dinin rolü çok önemli olmaya başladı.

İSLAMI TANIMAK DEĞİL İSLAMLA YAŞAMAK

İslam Avrupa kimliğine dahil olur mu?

Topyekun İslam diye bir şey olmaz, oradaki Müslümanların Avrupa ile İslam arasındaki ilişkiyi nasıl mezcedecekleri belirleyicidir. Herkesi bir araya getirebilecek bir alanı, mekanı, projeyi hayal etmek gerekiyor ama bu Avrupa'nın İslam'ı tanıması değil, ikisi için ortak bir mekanı, kültürel havzayı yeniden düşünebilmek olur. Örneğin camilerin sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda kamusal alana ait, çevreye uyum sağlayıcı, birleştirici, yaşam alanlarıyla çok amaçlı inşa edilmesi önemlidir. Müslümanlar artık cami estetiğine, şeffaflığa bile önem veriyorlar, camileri batılı için de şüphe edilen yerler olmaktan çıkarıp korkulan değil, beğenilen yer olmasını istiyorlar. Önemli olan bu tür ortak mekanları, ortak dilleri yaratabilmek.

Biz Avrupa medeniyetine ait miyiz, mensup muyuz?

Bizim kimlikten gelen bir aidiyetimiz yok Avrupa'ya. Ama Avrupa aynı zamanda bir proje olduğu için bizim de Avrupalı olma projemiz var, yani sonradan mensup olabiliriz.

Türkiye, Müslüman kimliğiyle barıştıkça Avrupalılaşmamız daha kolay oluyor demiştiniz…

Hala öyle düşünüyorum. Obama'nın bile Türkiye'ye değer biçti; Çünkü Türkiye Müslüman kimliği ile barıştığı için Avrupalı ve dünyalı da olabilme potansiyeli taşıyor. Türkiye Müslüman kimliği ile kavgalı olsaydı örnek olarak konuşulmazdı. Ben Türkiye'nin farklı kültürel kodlar arasında tercümanlık ettiğini düşünüyorum. Kendi içindeki kültürel kodları da tercüme etmeye, harmanlamaya devam ediyor. Bakın Şakirin Camii somut bir örnektir… Camiye kadın eli değdi, Anadolu Müslümanlığı ile seçkin kentlinin buluşması… Cami kadınlara da açıldı bir anlamda…

Batı Türkiye'deki bu örneği kendi toplumuna model olarak sunabilir…

Konuşulmaya başlandı zaten…

Batı için çağdaşı İslam'la karşılaşmak heyecan verici değil mi?

Avrupa kamusal alanının en korkulu heyecan verici konuları, hep İslam etrafında toplanmaya başladı. Bu bana çok heyecan veriyor ama onlara değil. Avrupa ülkeleri İslam'ın varlığını kendi bünyelerinde yaşıyorlar ve bir arada yaşama ve anlama sorunu ile yüzyüze gelmiş haldeler. Bu yakınlık Avrupa'nın can alıcı sorunlarından birisidir. Bu durum durağanlaşmış Avrupa'yı canlandırdı, yeni Avrupa bu. 'İslamın Avrupa kamusal alanını oluşturucu gücü var artık. Çatışma bile bir yakınlaşmayı getiriyor. Bu çatışmada, bellek, mekan ve cinsiyet önemlidir ve hepsinin de kavgası vardır.

Peki öteki Avrupa dediğiniz nedir?

Ben Avrupa'nın ötekisi yerine öteki Avrupa diyorum. Göçmenlerin ve Müslümanların Avrupa'nın öteki olma duruma var, fakat aynı zamanda öteki Avrupa'yı yaratma durumlarını daha güçlü görüyorum. Benim hipotezim öteki Avrupa eski Avrupa'yı ateşliyor.

Örtü algısı nasıl Avrupalıların?

Tartışmaların anahtar kavramı.

Karşılığı ne?

Mahrem. Mahremi modernlik içinde hatırlatmak… Modernlik mahremiyete karşı çalışan bir dinamik. Tezat… Hem modern hem mahrem, ya da ne modern ne de mahrem de diyebiliriz. Bugünkü oluşum, ne geleneksel Ortodoks İslam ne modern batılı kadın…

BİR LOKMA BİR HIRKA RUHU LAZIM

Türkiye din-laiklik tartışmasını bitirdi mi?

Çok yol aldık, yeni sorunlar karşımıza çıkıyor ama çok önemli bir bilinç kazandık… Bakın darbenin bile dili değişti, yargı darbesi diyoruz…

CHP'mi daha muhafazakar AK Parti mi?

CHP durağan. Muhafazakarlık asla bu kadar durağan olamaz. Muhafazakarlık kelimesine kötü anlam yüklememek lazım, CHP için tutucu denebilir.

Kemalizm 'i neden Atatürkçülüğün çocukluk hastalığı olarak tanımlıyorsunuz?

Kemalizm, 60 darbesiyle birlikte, ilericilik ve askerî söylemin birleşiminden oluşuyor. Bugünkü sıkışmamızın altında da 60 darbesiyle hâlâ hesaplaşamamak yatıyor. Kemalizm, geleneklerden koptu, ara kurumları yok etti ve toplumun etiyle kemiğini ayırdı. Kemalizm değil ama Atatürkçülük çıtayı yükselten bir ortak değer olabilir toplum için. Muhafazakâr kesim, bugün dünyaya daha açıkken, Kemalistler sınırları yükseltiyorlar. Gelenekçi imam kazandı, ilerici öğretmen kaybetti gibi bir zıtlık yok. İmamın kızı öğretmen olmak istiyor; ama başörtüsüyle, mesele de bundan çıkıyor... “Mahremiyeti olmayan modernite olamaz” gerçeğini anlamamız lazım. Her dine yönelen gerici olmadığı gibi her Atatürkçü'de Kemalist değil. Atatürkçülük toplumsallaşıyor. Dilerim bu toplumsallaşma daha çok sivilleşmeyi getirir.

Bazı kesimlerin “İslamcı” diye endişe ettikleri AK Parti'nin devletle teması nereye doğru gidiyor?

AKP'yi devlet adamı olmaya zorluyor. Yani devletin İslamileşmesinden çok AKP'nin devletleşmesinden, devlet adabına uyum sağlamasından söz edebiliriz. Türkiye'nin asıl meselesi din değil, karşılıklı saygı alanlarının nerede olacağıdır. Türkiye'de insanlar özgürlükleri nasıl kullanacaklarını pek bilmiyorlar, her şeyi hoyratça tüketen bir toplumuz, henüz olgunlaşamadık… Edep, haya ve huzur nerede kaldı. Eskiden bir lokma bir hırka ruhunu eleştirirdik, şimdi arar olduk.

GÜLEN HAREKETİ DÜNYAYA AÇIK

Gülen hareketi dünyanın pek çok yerinde okul açtı. Bugün Türkiye'de 115 ülkeden öğrencilerin katılımıyla Türkçe olimpiyatı gerçekleştiriliyor. Dünyaya açılan bu Türkler de Müslüman…

Fethullah Hoca hareketi İslami ama İslamcı değil. İslamı siyasallaştırmıyor, onlar bugünkü seküler dünyanın içine nüfuz ediyor, rahatlıkla giriyor, çatışmaya girmeden… Muhafazakâr ve dindar bir hareket, Türk okullarıyla birlikte, dünyaya en açık, küresellemeyi kendine mekan edinen bir hareket olmaya başladı.

Taha Akyol'un programında “Bu işe gönül vermiş Türk öğretmenler dünyanın her yerine korkusuzca gidebiliyorlar. Üstelik Müslümanlıklarından vazgeçmeden bunu yapıyorlar” demiştiniz… Bu nasıl bir temas?

Dindarlara atfettiğimiz çekingenlik ve edilgenlik yok. Gülen cemaati sanki seccadesini her yere seriveriyor. Seccadeyi dünya haritası yapmışlar.

Müslümanlıkları neden onları bir uyumsuzluğun, çatışmanın içine çekmiyor?

Müslümanlıklarını görünür kılmak gibi bir politikaları yok, müminliği daha bireysel, yaşıyorlar ve hizmete dönüştürüyorlar. Orada iman kimliğe değil hizmete dönüşüyor. İslamcılıkta ise iman kimliğe dönüşüyor, siyasallaşıyor. Gülen hareketi modernist değil ama çağın içinde. Ama çağın liberal şeffaf birey anlayışıyla ters düşüyor.

Peki bu hareketi hem dönüştürücü-yenileyen hem de muhafaza edici olan nedir?

İslam'ın yaşatılması, dini mirası daha güçlü ve daha temiz bir şekilde devam ettirme, gelecek nesillere aktarma duygusu… Onlar İslam'ı çağın dışında tutarak değil, tersine çağ ile iç içe girdikçe daha çok yaşama imkanı bulacağına inanıyorlar. Ama tabii çağın, temas halinde oldukları farklı milletlerin, kavimlerin, dinlerin ve mesleklerin de hareketin kendisini dönüştürmekte olduğu unutulmamalı.

Bu çağ için yeni bir tür…

Yeni bir tür… muhafazakarlık. Nefsin terbiyesi ve iman esas, adanmışlık ruhu çok belirgin… Hiyerarşiler önemli. Çoğunlukla erkek hareketi gibi…

Yeni Şafak

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
Sitenizesayac.com

Link: Faruk Demir Sari Saclim Mavi Gozlum Video Klip










Hakkımda

BAŞARININ BİNLERCE BABASI VARDIR LAKİN CAHİLLİK YETİMDİR (Succes has a thousands father , but failure is an orphan)

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
denetci
serkantuncer
egitimdenetimi
kaynastirmasinifi
uyumoptik

This website is worth

What is your website worth?