İSTEDİGİNİZ DİLİ İSTEDİGİNİZ DİLE ÇEVİREN TERCÜME SİTESİ. GOOGLE TRANSLATE (GOOGLE TERCÜME) Sitenin adresi: http://translate.google.com Googleye girerek translate olarak arattığınızda da bu siteye ulaşabilirsiniz. Bu siteye girdiginizde " Metin veya web sayfası çevir " yazan yazının hemen altında yazı girmeniz için kutu var. Bu kutunun altında da önce hangi dilden hangi dile çevireceginize karar vererek çevirme yapmak istediginiz dilleri seçin. Dillerin üzerine tıklayarak açılacak olan menüden çevirme yapmak istediginiz dilleri seçin. Diyelim ki Türkçe' den İngilizce' ye çevirme yapmak istiyorsunuz. İlk dili Türkçe seçin, İkinci dili de İngilizce seçin. Boş kutuya istediginiz Türkçe kelime, cümle ya da konuyu buraya yazın. Yada başka yerde bir konu varsa o konuyu kopyala yapıştırla kutuya aktarın. Sonrada yine bu kutunun altında bulunan " tercüme et " tıklayın. Artık istediginiz yazı İngilizce' ye çevrilmiş duruma gelmiş olacak. Ben örnek olarak Türkçe' den İngilizce' ye çevirmeyi söyledim . Her dilden her dile bu anlattığım şekilde çevirme yapabilirsiniz. Bir de bu kutunun altında dillerin yanında " yer değiştir " yazar. Diyelim ki siz Türkçe' den İngilizce' ye çevirme yapmak istediniz ve ilk dili Türkçe İkinci dili de İngilizce seçtiniz. " Yer değiştir " tıkladığınızda (aslında seçtiginiz iki dilin arasındaki ok işaretine de tıklasanız aynı işlevi görür) bunlar yer değiştirerek tersi duruma gelecek ve ilk dil İngilizce ikinci dil de Türkçe olacaktır. Ayrıca sayfanın sağ altında " çeviri yapılabilen diller " yazar. Bunun anlamı, "burada gördüğünüz bütün dilleri birbirine çevirebilirsiniz" demektir. İşte süper, hatta süperin ötesinde bir site. Bundan sonra istedigim metni başka dillere çeviremiyorum diyemeyeceksiniz:) Bildiginiz bütün kelime ya da cümle çevirici programları unutun, hatta bilgisayarınızda böyle sözlük türü programlar varsa kaldırın:) Çünkü gerek yok. Google translate sitesi istediginiz konuyu bile (sadece kelime ya da sadece cümle demiyorum, çok daha fazlasını, yani konuları bile) istediginiz dillere çevirebiliyor. Hatırlatmakta da fayda var. Türkçenin dil yapısından dolayı İngilizce'den Türkçe'ye çevirilerde site tam çeviri yapamayabiliyor, cümle düşüklükleri olabiliyor. Ama google türkçeyi kısa süre öncesinde çeviri listesindeki diller arasına aldı. Kısa zamanda daha da geliştireceklerdir.
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl'ını ve 'ne idüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun...