ANADOLU LİSELERİNE ÖĞRETMEN SEÇİMİ SINAVI HAZIRLIK KİTABI ASİL YAYINLARINDAN ÇIKTI.İLGİLENEN ARKADAŞLARA DUYURULUR... KİTAP HAKKINDA BİLGİ TEBESİRTOZUNDA KPSS EĞİTİM BİLMLERİ DERS NOTLARINI-KİTAP- LİNKİ TILAYIP İNDİREBİLİRSİNİZ. KPSS DERS NOTLARI MEHMET TUNÇER.doc

TEBEŞİR TOZU

BU PLAYERLE MÜZİK ,RADYO DİNLEYİP,VİDEO İZLEYİP OYUN OYNAYABİLİRSİNİZ.ARŞİVİ OLDUKÇA GENİŞTİR,TEK YAPMANIZ GEREKEN SEARCH (ARAMA) BÖLÜMÜNE İSTEDİĞİNİZ SANATÇININ YADA ŞARKININ ADINI YAZMAK HEMEN BULUP DİNLEYEBİLİRSİNİZ.İYİ EĞLENCELER.

[sitene ekle]

-------KİTAP İLANI-------

ANADOLU LİSELERİNE VE FEN LİSELERİNE ÖĞRETMEN SEÇİMİ SINAVI HAZIRLIK KİTABI ASİL YAYINLARINDAN ÇIKTI...SINAV TARİHİ 27 ARALIK 2009 GECİKMEDEN EDİNİN. YAZARLAR: BAŞMÜFETTİŞ Metin ÇİFTÇİ… MÜFETTİŞ Mehmet TUNÇER. OKUL MÜDÜRÜ Özcan TÜRKMEN. KİTAP İSTEME ADRESİ: ASİL YAYIN EVİ Fevzi Çakmak Sok. No: 22/A Kızılay /ANKARA Tel: +90 312 230 28 80-81 Faks: +90 312 230 28 82 :

-------TEBESİRTOZU-------

KODBUL

6/2/2009 - TÜRKÇE ATASÖZÜ VE ÖZDEYİŞLER

TÜRKÇE ATASÖZÜ VE ÖZDEYİŞLER

- MUHTELİF WEB KAYNAKLARI-

arrwrule.gif (6097 bytes)


http://www.canaktan.org/referanslar/ozlu_sozler/turkce-sozler.htm

Çekememezlik ve kem gözler üzerine özlü sözler
(canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden)

Çevre ve doğanın korunması üzerine özlü sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Liyakat Üzerine Özlü Sözler(canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden)

Liderlik ve İyi Yöneticilik Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Bilgi Toplumu Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Devlet Felsefesi Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Dinler & İnançlar Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden)

Demokrasi & İnsan Hakları ve Özgürlükleri Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Değişim Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Strateji Üzerine Özlü Sözler(canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden)

Anayasacılık Üzerine Özlü Sözler (canaktanWEB Bilgi Arşivi'nden) PDF

Güzel Sözler

Altın Sözler

Büyük Sözler

Güzel Sözler

 

 kaynak: http://www.canaktan.org/referanslar/ozlu_sozler/turkce-sozler.htm
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2009 - MOBBING (İŞ YERİNDE YILDIRMA)

 GENEL OLARAK İŞYERİNDE PSİKOLOJİK ŞİDDET (MOBBING)

Dr.Hasan Tutar

 

 

İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing), örgütsel sağlığı bozan, çalışanların iş tatmini ve çalışma barışını olumsuz yönde etkileyen temel bir örgütsel sorundur. İngilizce’de işyerinde psikolojik şiddet kavramı kısaca “mobbing” olarak ifade edilmektedir ve biz de eserimizde “işyerinde psikolojik şiddet” olgusunu zaman zaman “mobbing” kavramı ile ifade edeceyiz.

Mobbing, “işyeri terörü” veya “işyerinde psikolojik şiddet”tir. İşyerinde psikolojik şiddet, örgütte gerilim ve çatışmalı bir iklimin oluşmasına neden olan tüm psikolojik faktörlerin birleşimi sonucunda ortaya çıkar.

Önceleri bir kişinin veya bazı kişilerin, bir kişiye veya birkaç kişiye düşmanlığı biçiminde gelişen örgütsel psikolojik şiddet  sonucunda mağdur önce kendisine ve daha sonra çevresine karşı yabancılaşmaya başlar. Süreç, işe karşı kayıtsızlık, bıkkınlık, yılgınlık, performans düşüklüğü, işgücü devir hızında artma veya istifayla sonuçlanır. 

İş ortamında veya evinizdesiniz; derin düşüncelere dalıp gidiyorsunuz. Biri, “iyi misiniz?” diye soruyor. Önce şöyle bir kendinize geliyor, sonra yine düşünmeye başlıyorsunuz. Hani “ne desem yalan olur” türünden bir tereddüt geçiriyorsunuz. Sahi iyi misiniz? Eğer iyi iseniz bu suskunluk, yaşam arzusunun kaybı ve bir zamanlar sevdiğiniz şeylerden tatmin olamama durumu niye? Neden son zamanlarda hiç bir şey hoşunuza gitmiyor. Niye böyle ölgün bir haliniz var. Yaşamla ölüm arasında tercih yapmaya itecek kadar sizi karamsar kılan ne? Yoksa siz bir “mobbing” mağduru olmayasınız?

Geceleri gözünüze uyku girmiyor, gündüzleri ise karnınızda bir ağrı, kıvranıp duruyorsunuz. “Pazartesi sendromu” veya “işyeri sendromu” yakanızı bırakmıyor. Her sabah güne başlarken tek düşünceniz işinizdeki kronik stres faktörü olan “mobbing” geliyor aklınıza. İşe gitmek istemiyorsunuz. “Kim bilir bugün başıma neler gelecek, kim laf dokunduracak, kim kötü bir söz söyleyecek, kim ayağımı kaydırmaya çalışacak?” türünden kronik endişelerle, kara kara düşünüp duruyorsunuz. Derdinize derman bulamıyor, kimseden medet umamıyorsunuz. Daha kötüsü derdinizi kimseye anlatamıyor, içe dönüyor, içe kıvrılıyor ama bir türlü açılamıyorsunuz.

Performansınız hızla düşüyor. Sesiniz soluğunuz çıkmıyor; sizi sosyal ortamlarda pek gören olmuyor. Yalnızlığın ve sessizliğin kıskacında gittikçe bunalıyorsunuz. Öyle ki, bazen nefes  alamıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Kurtuluşu sadece istifa etmekte görüyorsunuz. Eğer bu belirtilerden bir kaçı veya bir çoğunu yaşıyorsanız ne yazık ki siz bir “mobbing”  mağdurusunuz.

İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing) bir örgütsel hastalık ve bir inme belirtisidir. Her hastalıkta olduğu gibi, işyerinde  “psikolojik şiddet hastalığı” olan “mobbing” hastalığının da kurbanları üzerinde bazı belirtileri var. Bu belirtiler; uykusuzluk, iştahsızlık, depresyon, sıkıntı, hareketsizlik ve panik ataklardır. Bu hastalığa neden olan(lar)ın (mobbingcilerin) örgüte maliyeti, katkısından fazladır. İşin acı yanı, çok sayıda çalışanın benzer durumda olması; ama bunu bir hastalık olarak görmemesidir. 

 

PSİKOLOJİK ŞİDDET (MOBBING)

İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing), son zamanlarda örgüt psikolojisi üzerinde çalışanların sıkça başvurdukları bir kavram... Yıldırma, bastırma, sindirme, yok sayma, psiko-terör veya soyut şiddet uygulama gibi anlamlara gelen mobbing, aynı zamanda örgütsel çatışmanın, verimsizliğin ve motivasyon eksikliğinin  kaynağı olarak görülmektedir.

Mobbingin olduğu yerde çalışanları motive eden, güven  sağlayan, örgütsel bağlanmaya ve iş tatminine katkı sağlayıcı tüm faktörler ortadan kalkmakta ve bunun yerini, tatminsizlik, örgütsel çatışma, işgören devir hızında artma, verimsizlik ve etkinsizlik almaktadır.

İşyerlerinde psikolojik şiddet, sistemli olarak uygulanması durumunda psikolojik savaşa dönüşmekte ve kurbanların işten ayrılmalarının dışında başka bir seçenekleri kalmamaktadır. Örgütsel verimsizliğin ve etkinsizliğin en önemli nedeni olan mobbing, dünyada ve ülkemizde tüm kamu ve özel örgütlerde var olan ancak tanımı üzerinde bir uzlaşma olmayan, çerçevesi kesin belirlenemeyen ve adı konulmamış bir savaş olarak sürüp gitmektedir.

Mobbing bir psikolojik şiddet veya psiko-terördür; ancak şiddetten söz edildiğinde, genelde fiziksel müdahale ve somut iz bırakan fiili şiddet aklımıza gelmektedir. Oysa şiddet sadece kaba biçimi ile fiziksel olmayıp ekonomik, siyasal ve psikolojik  olabilmektedir. Şiddetin inceltilmiş (rafine-sofistike) biçimi olan mobbing, fiziki şiddet (bullying)ten daha tehlikeli ve daha kalıcı psikosomatik etkiler bırakabilmektedir. 

Fiziksel şiddeti ortaya çıkarmak ve tedavisini yapmak hem fiziksel, hem de psikolojik (psikosomatik) sonuçları olan psikolojik  şiddetin etkilerini gidermekten daha kolaydır ve psikolojik şiddetin nedenlerini ve sonuçlarını bulmak o kadar kolay olmamaktadır. Bu durum mobbing mağdurunun psikolojik yaralarını sarmayı zorlaştırmaktadır. 

Yasal düzenlemeler nedeniyle özellikle kamu örgütlerinde kaba şiddet kabul edilemez görüldüğü, için, psikolojik şiddet yaygınlaşmaktadır. Bu yolla mobbing mağdurları; bıktırma, yıldırma, dışta bırakma, parantez içine alma, örgütsel bazı olanaklardan mahrum bırakma, izolasyon, örgütsel kaynak kullanımında adaletsizlik, haklardan yararlanmayı engelleme veya geciktirme gibi psikolojik şiddete neden olabilecek tutum ve davranışlara maruz kalmaktadırlar. 

İngilizce bir kavram olan “mobbing” dilimizde; yıldırma, bastırma, sindirme, yok sayma, psikolojik şiddet uygulama gibi anlamlara geliyor. Siz bu anlamlar üzerinde düşünürken, mutlaka kendi mobbinginizi ve  mobbing konusuna ilgi duymanızın nedeni üzerinde de düşünüyor olacaksınız. Çalışan herkesin mutlaka mobbingi ve mobbingcileri vardır. Bu eser sizi mobbingle mücadelede daha donanımlı kılmak gibi bir amaçla yazıldı. Mobbingle başa çıkmanıza katkısı olur umuduyla.

  

Psikolojik Şiddet (Mobbing) Nedir?

 

“Mob” sözcüğü, İngilizce kanun dışı şiddet uygulayan düzensiz kalabalık veya “çete” anlamına gelmektedir ve Latince “kararsız kalabalık” anlamına gelen “mobile vulgus” sözcüklerinden türemiştir. “Mob” kökünün İngilizce eylem biçimi olan  “mobbing” ise; psikolojik şiddet, kuşatma, taciz ve rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamına gelmektedir. Leyman’ın[i] tanımlamasıyla  mobbing bir psiko-terördür ve nedeni, düşünce ve inanç ayrılığından tutun da, kıskançlık ve cinsiyet ayrımına kadar her tür faktör olabilir.

İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing), kamu ve özel örgütlerde çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlıklarını bozan onların işten uzaklaş(tırıl)masına neden olan psiko-şiddet veya her tür kaba muameledir.[ii]

 

Mobbing veya yıldırma; saldırgan, mütecaviz ya da hakaret edici davranışla, gücü kötüye kullanarak kurbanın kendisini tehdit altında, aşağılanmasına neden olmaktır. Mobbingle, kurbanın özgüveni zayıflatılır ve onun kronik bir endişe ve yoğun stres altıda kalması amaçlanır. 

İşyerinde psikolojik şiddet tanımına uyan olumsuz davranışlar listesi çok geniştir. Listede yer alabilecek mobbing tutum ve davranışlarından belli başlılarını şu şekilde belirleyebiliriz:[iv] Haksız eleştiri, hata bulmak, zayıflatmak, tecrit etmek, dışlamak, iki yüzlülük, asıl niyeti gizlemek, iftira etmek, çarpıtmak, sürekli eleştiri, disiplin usullerinin kötüye kullanılması, haksız yere işten çıkarmak, hedef yapmak, köşeye itmek, alaya almak, tehdit etmek, aşırı yük altına sokmak gibi her tür rahatsız ve taciz edici eylemde bulunmak· ve benzeri tutum ve davranışlar, mobbing olarak değerlendirilir.

 

Mobbing Kavramı

Mobbing kavramı ilk olarak hayvan davranışlarını inceleyen etholog Konrad Lorenz[v] tarafından 1960’larda kullanılmıştır. Lorenz, “mobbing” kavramını, “büyük bir hayvanın tehdidine karşı, daha küçük hayvan gruplarının gösterdiği tepki”yi ifade etmek amacıyla kullanmaktadır.

İşyerinde psikolojik şiddet anlamına gelen “mobbing” kavramı, bugün örgüt psikolojisi üzerine çalışanların işyerindeki psikolojik şiddeti tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Mobbing kavramını 1980’lerde İsveçli psikolog Heinz Leymann[vi] işyerinde çalışanların birbirlerini rahatsız, huzursuz ve taciz etmeleri, kötü muamele göstermeleri, kısaca birbirlerine psikolojik şiddet uygulamaları anlamında kullanmıştır. 

Leymann,[vii] “mobbing”in, bir veya birkaç kişi tarafından, diğer kişi veya kişilere, sistematik biçimde düşmanca ve ahlak dışı uygulamalarla ortaya çıkan “psikolojik şiddet” veya “psiko-terör” olduğunu vurgulamaktadır.

Tim Field[viii], mobbing kavramını, mobbing mağdurlarının kendilerine olan güvenine ve öz-saygısına sürekli ve acımasız bir saldırı olarak tanımlamaktadır. Bu anlamıyla mobbing, “mağdurun benliğini öldürme çabası” olarak görülebilir. Bu davranışın altında yatan temel neden; üstünlük kurmak, buyruğu altına almak ve yok etmek arzusudur. Field’in mobbing tanımında, mobbingcilerin davranışlarının sonuçlarını inkar etmesi de bulunmaktadır.

Mobbing kavramı, çalışanlara üstleri, astları veya eşit düzeyde olanlar tarafından sistematik biçimde uygulanan  her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi anlamlara gelmektedir.[ix] Mobbing kavramının Batı literatürüne yeni giren bir kavram olması nedeniyle, Türkçe karşılığı konusunda henüz bir netlik bulunmamakta ve Türkçe literatürde bir terminoloji sorunu yaşanmaktadır.

Mobbing üzerine araştırma yapanlar, Türkçe’de mobbing olgusunu bir tek sözcükle ifade etmek yerine kavramı; “duygusal taciz”, “psiko-terör”, “psiko-şiddet” ve çalışanı işyerinde “yıldırma”ya yönelik her tür psikolojik saldırı anlamında kullanmaktadırlar. “Bullying”in aksine “mobbing” sadece duygusal veya psikolojik şiddet iken, sonuçları hem psikolojik, hem de fiziksel olabilmektedir. 

Bullying, şiddet ve saldırganlıktan farklıdır; şiddet ve saldırganlık sistematik olmamasına rağmen, zorbalık sistemli ve tekrarlanarak gerçekleşen bir durumdur. Bu davranışı yapanlar ile bu davranışa maruz kalanlar arasında bir güç dengesizliği vardır.[x] İşyerlerinde “mobbing” daha çok rafine (ince) şiddet biçiminde başlamakta ve kurban sosyal ortamdan dışlanmaktadır. Bullying, kaba davranış ve söz olarak  uygulanırken, mobbing her tür incitici ve küçük düşürücü tutum ve davranış olarak ortaya çıkmaktadır. 

Bullying kavramı, Dan Olweus’un[xi] okul çocuklarının birbirlerine uyguladıkları hem fiziksel, hem de psikolojik şiddet üzerine yaptığı incelemelerle popüler oldu. Adams,[xii] “bullying” terimini “sürekli kusur bulma” ve “bireyi küçük düşürme” anlamında kullanmaktadır. Örgütlerde mobbing veya bullying, zayıf yönetim· ve “duygusal zeka”dan mahrum yöneticilerin neden olduğu bir örgütsel hastalık biçimidir. 

Mobbing, psikolojik saldırı, psikolojik şiddet, psiko-terör, duygusal saldırı gibi anlamlara gelirken, bullying “mobbing”ten farklı olarak, psikolojik saldırının yanında, fiziksel saldırı ve tehdit anlamına da gelmektedir.[xiii] Örgütlerde fiziksel şiddet çok nadir görülmesine rağmen, mobbing çok yaygın bir rahatsızlık faktörüdür ve her örgüt kendi işleyiş düzenine uygun olarak kendi “mobbingci”lerini üretir.


 

[i] Heinz Leymann, Mobbing and Psychological Terror at Workplaces” Violence and Victims 5 (2), 1990, ss. 119-126 ayrıca bkz. ‘Introduction To The Concept Of Mobbing’. http://www.leymann.se/English/frame.html. 

[ii]D Zapf, C. Knorz, M. Kulla. “On The Relationship Between Mobbing Factors, and Job Content, The Social Work Environment And Health Outcomes”. Europe  Journal of Work Organizational Psychol, 5. 1996,  ss. 215 –37.

[iv]Jane Clarke; “Maymuncuk: İşyerinde İletişim ve Politika”, (İstanbul: MESS Yayınları, Çev. Z. Dicleli, 2002), s. 71

[v]http//www.bnabooks.com/ababna/intl/2003/gil.doc+konrad+lorenz.Erişim. 25.05.2004

[vi]Heinz Leymann, “The Content and Development of Mobbing at Work” European Journal of Work and Organizational Psychology. 5 (2), 1996, ss. 165-184. Erişim. 24.04.2004

[vii]Heinz Leymann,. ‘The Content... ss.165-184. 

[viii]Tim Field, “Bullying in a Public Sector Organisation Being Privatised”. ttp://www.bullyonline.org/personal.htm. Erişim. 25.05.2004

[ix] S. Einarsen, “Harassment and Bullying at Work: A review of the Scandinavian Approach”. Aggression and Violent Behavior, 5(4), 2000, ss. 379-401.

[xi] Dan Olweus, “Bullying at School. What we Know and what we can do”. http://www.leymann.se/English/frame.html. 03.05.2004

[xii]A Adams,. “Holding Out Against Workplace Harassment and Bullying”. Personnel Management 24, 1992, ss. 38–50

[xiii]Noa Davenport, Ruth Schwartz Distler ve Gail Pursel Elliott. “Mobbing, İşyerinde Duygusal Taciz”, (İstanbul: Çev. O.C.Önertoy, Sistem Yayıncılık, 2003), S.52

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2009 - İŞYERİNİZDEKİ 14 ZOR KİŞİLİK VE ONLARI İDARE ETME YÖNTEMLERİ

İŞYERİNİZDEKİ 14 ZOR KİŞİLİK VE ONLARI İDARE ETME YÖNTEMLERİ

Her işyeri birbirinden farklıdır ama işyerlerindeki zor insanlar hep aynıdır. Yazar Gary S. Topchik�in hazırladığı bu 14 zor karakter listesi, onları tanımanıza ve idare etmenize yardımcı olacak.

1. LOKOMOTİFLER: Bu tür insanlar mutsuzluklarını başkalarından çıkarmaya çalışırlar. Genelde sinirli ve düşmanca davranırlar. Otoriter, acımasız ve diktatörce bir ruh hali içindedirler. En sevdikleri cümle -ya benim dediğim gibi olur, ya da hiç olmaz-dır.

Çözüm: Kabullenmeyin. Amirinize bu tür davranışların işinizi olumsuz etkilediğini ve sizinle nasıl iletişim kurulmasını istediğinizi anlatın. Lokomitiflere karşı ısrarcı davranın.

2. MÜKEMMELİYETÇİLER: Eğer bir şey mükemmel değilse, olumsuz davranışlar gösterirler. Onların standartları gerçekçi değildir, başkalarının övdüğü bir iş, onlara göre kabul edilebilir dahi olmayabilir. Bazı yöneticileri bu tür davranışlar içinde görmeniz mümkündür. Onları sık sık -daha iyi olabilirdi- derken bulabilirsiniz.
Çözüm: Bu tür insanların söylediklerini fazla ciddiye almayın. Onlar aslında kendi yetersizliklerine hayıflanırlar, sizinkine değil. Onlarla beraber çalışmayı deneyin ki, hem kendilerine hem başkalarına daha gerçekçi hedefler belirleyebilsinler.

3. SİNSİ DİRENİŞÇİLER: İşyerindeki en ufak bir değişiklik bu insanların canını sıkar. Mevcut
düzene bayılırlar, asla değişmesini istemezler. Ancak bir değişiklik karşısında seslerini de çıkarmazlar. Sessizce kavga ederler. Değişikliğin iyi olduğunu söyler ve desteklerler ama uygulamazlar. Eski onlar için hep daha iyidir.

Çözüm: En iyi strateji, bu tipleri de değişimin içine dahil etmektir. Eğer sürecin bir parçası iseler ya da kendileri bir değişiklik talep etmişse, davranışlarında ani bir düzelme görülür. Ayrıca, değişikliği aşama aşama onlara göstermelisiniz ki yeni ortama alışsınlar.

4. BENİM İŞİM DEĞİLCİLER: Bu tipler olumsuzluklarını, bir iş ne kadar kolay olursa olsun eğer iş tanımına dahil olmadığına inanıyorsa kesinlikle yapmayarak gösterirler. Kendilerini tehlikede hissettikleri için mutsuzdurlar ve çalışma arkadaşlarına, amirlerine bu şekilde karşılık verirler.

Çözüm: Aslında tek istedikleri kendilerini geliştirmek ve daha iyi yerlere gelmektir. Ancak kariyerlerinin açık olmadığını düşünerek işlerine karşı heyecanlarını kaybederler ve bu nedenle mümkün olduğunca az iş yapmaya çalışırlar. Eğitim ve gelişim fırsatları yaratmaya çalışın.

5. AYAKLI GAZETELER: Bu tiplerse mutsuzluklarını etrafa söylentiler yayarak yansıtırlar. Yayılmasına yardımcı oldukları ve yarattıkları hikayeler etrafta dolaşmaya başlayıp insanlardan güçlü tepkiler aldığında kendilerini önemli hissederler. Çevrelerinde kontrolü kaybettiklerini düşündükleri an yaydıkları söylentilerle bu kontrolü geri kazandıklarına inanırlar. Yöneticiler, yeniden yapılanma, başkalarının maaşları, diğer şirketlerin çalışanlarına önerdikleri, şirkette kimin kimle beraber olduğu gibi konular en favori konularıdır.

Çözüm: En iyi çözüm çalışanlara şirket hakkında gerçek bilgileri vermektir. Böylece kimse ayaklı gazetelere rağbet etmeyecektir.

6. KARAMSARLAR: Karamsarlar dünyayı zevksiz bir yer olarak görürler. Dünyanın tepelerine yıkılmasını beklerler, eğer yıkılmazsa yıkmak için ellerinden geleni yaparlar. Her şeyden rahatsızdırlar, ne yaparsanız yapın onların bakış açısını değiştiremezsiniz. Bu tür insanlar iş dışında da genellikle bu yapıdadır.

Çözüm: Büyük ihtimalle onun davranışını değiştirmek kolay olmayacaktır ama başlangıç olarak mevcut negatif alışkanlıklarının yerine birkaç iyi alışkanlık edinmesine yardımcı olabilirsiniz. Biraz alıştırma ve destekle bu yeni davranışlar eskisinin yerini alacaktır.

7. MIZMIZLAR: Bu tipler çocuk gibi davranırlar. İşler onun istediği şekilde yürümüyorsa, kaşlarını çatar, geri çekilir, tiradına başlar ve resmen ağlar.

Çözüm: Bu tipler destek görebileceği bir çevreye ihtiyaç duyarlar. Birileri sürekli ona ne kadar iyi iş yaptığını söylemelidir.

8. CİDDİYETSİZLER: Bu tipler işi hiçbir zaman ciddiye almazlar, takım arkadaşlarının işini daha da zorlaştırırlar. İşin önceliği onlar için çok düşüktür. Onlar için işe mümkün olduğunca az zaman ayırmak gerekir ki kendi özel işlerine daha fazla odaklanabilsinler. Hiçbir iş onlar için acil değildir, her iş bekleyebilir.

Çözüm: Ciddiyetsizler için açık hedefler, standartlar ve beklentiler belirlenmeli ve kendisine iletilmelidir. Ayrıca bunları yapıp yapmadıklarını izlemek de gerekir.

9. ELEŞTİRİCİLER: Yaratıcı bir yaklaşımınız mı var? İşleri farklı şekillerde yapıyor ya da yeni öneriler mi getiriyorsunuz? Eleştiriciler mutlaka yerecek bir şey bulur. Onların misyonu, söylenen her şeye muhalif olmaktır. Ne olursa olsun, kendi söylediklerinin doğru olduğuna inanırlar. Nereye giderlerse gitsinler kendilerine problem edecek bir şey bulurlar. Size hiçbir zaman pozitif geribildirim vermezler ancak hatanızı gördüklerine hemen atlarlar. Genelde şu cümleyle tanınırlar: Çok kötü bir fikir.

Çözüm: Negatif yorum yapmaya bayılırlar ama genelde konuyla ilgili kesin bir şey söylemezler. Onlardan örnek vermelerini, kanıt göstermelerini isteyin ya da konuya muhalif olmalarının nedenini sorun. Israrcı olmalı, vazgeçmemelisiniz. Ona fikirlerinin önemli olduğunu ve endişesini anladığınızı mümkün olduğunca kibar bir şekilde söyleyin. Sonunda, sorduğunuz sorular yüzünden sizi eleştirmenin zor olduğunu görecek ve peşinizi bırakacaktır.

10. FEDAKARLAR: Bunlar bir ofisin kanayan yarasıdır. Erken gelirler, geç giderler. İstediğiniz her işi yaparlar. Ancak bunu yaptıkların için de kendilerine kızarlar, işlerinin çokluğundan, zor patronlardan, müşterilerden yakınırlar. Genellikle mutsuz bir özel hayatları vardır ve çok çalışarak bundan sıyrılacaklarını zannederler. İşlerinde mutsuz olmalarının nedeni ise bu çabalarının yeterince takdir edilmediğini düşünmeleridir. Şu tam onlara göre bir cümledir: Bu şirkete bütün hayatımı verdim ama kimsenin umurunda değil.

Çözüm: Fedakarlara devamlı pozitif geribildirim vermeli ve yaptığı işi ne kadar takdir ettiğinizi söylemelisiniz. Özellikle çalışma arkadaşlarının yanında güzel sözler söylenmesi hoşlarına gider. Onlara düzenli olarak yaptığı işleri öven e-mail göndermeli, patronu da cc�ye koymayı unutmamalısınız.

11. KENDİNİ SUÇLAYANLAR: Genellikle kendilerine kızarlar. Hatayı her zaman kendi iş performanslarında, görünüşlerinde, kariyerlerinin seyrinde, sosyo-ekonomik statülerinde, eğitimlerinde vs görürler. Kağıt üstünde aslında çok başarılılardır ancak onlar böyle görmezler.

Çözüm: Bu kişilerin kendilerine güvenlerini yeniden kazanmaları için herhangi bir strateji bulmalısınız. Egolarını harekete geçirecek bir nedene ihtiyaçları vardır. Aslında iyi iş yaptıklarını gösteren kanıtlar bulmalı, gerektiğinde ona göstermelisiniz.

12. GÜNAH KEÇİSİ ARAYANLAR: Hiçbir zaman sorumluluk alamadıkları ya da kendi hataları için suçlama kabul edemediklerinden külfeti hep başkalarına yüklerler. Başkalarının başının belaya girdiğini gördüklerinde rahatlamış oldukları gözden kaçmaz.

Çözüm: Bu tiplere hatalarını ve yanlış hesaplamalarını bariz örneklerle açıkladığınızda bu davranışlarından vazgeçeceklerdir. Mutlak konuşmayın, kesin bir şekilde kendinizi anlattığınızda günah keçisi arayamayacaklar, suçu kabulleneceklerdir.

13. KIRILGANLAR: Çok hassas insanlardır, iyi ifade edilmemiş bir cümle hemen kırılmalarına yol açar.

Çözüm: Bu insanlara önemli bir şey söylemeniz gerektiğinde kısa ve direkt hedefe yönelik olmamasına dikkat etin. Yavaşça konuya girin, kişiselleştirmeyin, ayrılmadan önce sizi tam olarak anladığından emin olun.

14. DETAYCILAR: İşyerinde detaycılara çok rastlarız. Mükemmel bir iş başarmışsınızdır, herkes memnun kalmıştır ama o ne yapar eder bir hata mutlaka bulur. Bir beyin fırtınası mı yapıyorsunuz, her fikrin altında mantık arar. Detaylara odaklanmaktan hoşlanır, eğer çok sık ve gereksiz yaparsa, fazla seçici ve negatif olarak adlandırılır.

Çözüm: Ondan tüm projeyi ya da görevi değerlendirmesini isteyin. Tek yapması gereken detaylardan uzaklaşıp, fotoğrafın tümüne bakabilmeyi öğrenmektir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2009 - İŞ HAYATINDA SIK KARŞILAŞILAN "OFİS KİŞİLİKLERİ"

İŞ HAYATINDA SIK KARŞILAŞILAN "OFİS KİŞİLİKLERİ"
1. Lokomotif
İşlerin ilerlemesi sürecinde üzerindeki negatif etkiyi buhar gibi çevresindekilerin üzerine püskürten bu tipler çalışılması en zor insan türüdür. "Hemen bitir!", "Ya yaparsın, ya gidersin!" gibi tehdit cümleleri ile dolu konuşmalardan bıkanlar için yapacak tek şey var ki, o da bu insanın bir üstü varsa eğer ona şikayet etmektir. Başka türlü üstesinden gelmeniz imkansız gibidir.
2. Mükemmeliyetçi
Yapılan her işin kusursuz olması gibi bir saplantı içinde çalışırlar.
Onların yaptığı ya da yaptırdığı her iş eksiksiz olmalıdır. Bir
mükemmeliyetçiden duyabileceğiniz normal bir soru, sınavdan 99 alan
çocuğuna, neden bu notun 100 olmadığıdır. Ona göre işler "mükemmel"
yürümezse negatif bir tavır takınır. Bu tip bir insanla başa çıkmak
için onun her dediğini yapmamalısınız. Sonuçta o kararlar, onun için
mükemmeldir. Siz de kendi kararlarınızı uygulayarak orta bir yol
bulabilirsiniz.
3. Buz Adam
Bu tipler, değişime karşı, yeniliğe kapalı ve ısrarcı insanlardır. Sabit
olmayı severler. Her ne kadar değişimi istemediklerini anında dile
getirmeseler de kesinlikle bir şekilde karşı çıkarlar. Bu tip davranışları
engellemenin yolu o kişileri değişimin merkezine koymak ve ilgili tüm
işleri ona yaptırmaktır. Bu sayede değişim Benimsetilebilir. Kendi başarısı
olarak algılatılabilir.
4. "Benim İşim Değil"ci
- Rica etsem ben yokken telefonlarıma bakabilir misin?
- Hayır!
- Neden?
- Benim işim değil de ondan!
Yukarıdaki diyalog "Benim işim Değil"ci bir kişinin temel davranış Biçimini
en iyi şekilde ortaya koyuyor. Kendi yetki ve sorumluluk alanına giren
işlerin dışında hiçbir işe elini sürmeyen bu tiplerin bir miktar
komplekse kapıldığı kesin. Ancak bu tip insanların yaptıkları işi takdir
ederek ve onları cesaretlendirerek, başka işleri de yapabilecekleri hissi
verilebilir.
5. Dedikoducu
Bu tip çalışanlar, üzerlerindeki negatif etkiyi dedikodular üretip Yayarak
etrafa yaymaya çalışırlar. Yürütülmekte olan işler hakkında, çevresine
insanları toplayarak "gelin size bu işin aslını anlatayım" deyip tüm ilgiyi
kendine çeker ve insanların ondan habersiz iş yapmamasını sağlar.
Dedikoduların başlıca kahramanları da müdürler, grup yöneticileri ve
üst düzey yetkililerdir. En çok tercih edilen konular ise; kim işten
atılacak,kim ne kadar maaş alıyor ve kim kimle çıkıyor. Bu tip insanlarla
başa çıkmanın yolu, onlara sadece bilmeleri gerektiği kadar bilgi vermektir.
6. Pesimisit
Pesimist bir çalışan, her koşulda her şeyden olumsuz bir yan bulmaya
adaydır. En sevinilmesi gereken durumlarda bile kafayı takacak bir şey
bulur. Çalışma tarzı, "Bu tünel hiç bitmeyecek" şeklindedir. Pesimist
birinden başarılı işler çıkarmasını bekliyorsanız ona hayata umutla
bakabileceği yeni alışkanlıklar kazandırmalısınız. Her ne kadar bu, onun tüm
pesimistliğini atmasına sebep olmayacaksa da, hayata bir parça olumlu
bakmasına yol açabilir.
7. Olmazcı
Bu tip insanlar siz ne kadar yaratıcı bir fikir öne sürmüş olursanız
olun,kabul etmemeye baştan hazırlıklıdır. Üreteceğiniz en mantıklı fikre
dahi, "Olmaz!" cevabını anında yapıştırırlar. Ya onların dediği olacaktır,
ya
da hiçbiri. "Olmazcı" ile başa çıkmanın en kolay yolu, ona itirazının haklı
nedenini açıklatmaktır. İtiraz ettiği birçok şeye haklı bir neden
gösteremeyeceği için zamanla tutumundan vazgeçecektir.
8. Ağlak
En ilginç ofis tiplerinden biridir. Çok başarılı mevkilere gelen İnsanlarda
dahi görülebilen bu tutum, kişinin en ufak bir olumsuz tepki görmesi
durumunda ortaya çıkar. Sinirleri çabuk bozulan "Ağlak" hemen odasına
kaçar ve çevresine küser. Onu geri getirmek için yanına gidip güzel sözler
söyleyip gönlünü almak gerekir. En çok söylediği söz "Beni kimse
sevmiyor!"dur. Bir "Ağlak"la başa çıkmak için çevresini, onu destekleyici ve
olumlu insanlarla doldurmak gerekir.
Üzerinde az baskı hissetmesi de daha verimli çalışmasını sağlar.
9. Kurban
"Kurban" işe herkesten önce gelip, herkesten geç çıkan,
diğerlerininyetiştiremediği işleri üzerine alan ancak tüm bunları hoşnut
olmadan yapan bir kişiliktir. "Ben bu şirkete yıllarımı verdim ama
karşılığında ne gördüm?" diye söylenir. Bir "Kurban"ý mutlu etme yolu, onun
emeklerinin farkında olduğunuzu söyleyip takdir etmektir. Hatta, patrona
cc'lenmiş bir tebrik maili onu uzun bir süre idare eder.
10. Çamur Atmacı
Herhangi bir konuda yaşanan başarısızlıktan dolayı kendini hiçbir zaman
sorumlu görmeyip suçu hep başkalarına atan tiplerdir. "Bu iş neden
yapılmadı?" sorunuza, "Benim haberim yok, mailiniz elime ulaşmamıştır, ondan
yapmamışımdır" diyerek internet sistemini ve o departmanın
çalışanlarını suçlayabilir. Elinizde düzgün, geçerli kanıtlar
bulundurursanız onu bu davranışından vazgeçirebilirsiniz.
11. Mikro
İşin aslını unutup anlamsız detaylar için boğulan tipler bu sınıfın üyesi.
Hazırlanan bir raporda esaslara bakmayı unutup, kağıt düzeni, alt-üst boşluk
dengesi gibi anlamsız işlerle uğraşır ve işleri geciktirir. Bu tip
biriyle başa çıkmanın yolu o kişiden projenin genel hatlarından bahsetmesini
ve
amaçları anlatmasını istemektir.

Yukarıdaki makale Gary S. Topchik'in "Managing Workplace Negativity" adlı
Kitabından türkçeye çevrilmiştir.

kaynak: http://www.mobbingturkiye.net/index.php?option=com_content&task=view&id=185&Itemid=96
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/12/2008 - EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ-2

ÖNCESİ :  http://tebesirtozu.blogcu.com/egitimin-felsefi-temelleri_32268021.html
2-ESASİLİK: (Essentialism)

Esasicilik bir felsefeye bağlı olmaktan çok doğrudan doğruya bir eğitim hareketi olarak ortaya çıkmıştır.

Birçok  felsefi sistem ve görüşle uyum halindedir.

Esasiciler daha çok programların konu alanı üzerinde durur ve zamanın tecrübesinden geçmiş kalıcı temel konuların ve değerlerin seçimine önem verirler.

Öğretmen otoritesinin sınıfta yeniden oturtulmasını savunurlar.

*-Bu görüşe göre geçmişten gelen temel bilgi ve değerlerin önemli yanları korunup yeni kuşaklara öğretilirse, yeni kuşaklar geçmişin başarıları üstüne daha mükemmel bir uygarlık yaratabilirler.

*-Esasiciler okul programlarının geliştirilmesinde ağırlığı konu alanına verirler.

Konu alanının merkez alındığı programlar bu görüşün ürünüdür.

*-İlerlemeciler öğrenciye verdikleri serbestlik ve programda öğrenci ilgisine verdikleri aşırı önemden dolayı eleştirirler.

**İlkeleri:

1.  Öğrenmenin doğasında, çok ve sıkı çalışma ve çoğu zaman zorlanma / zorlama vardır.

2.  Öğrenme zorlu ve çok çalışmayı gerektirir.

Disiplin eğitimde çok önemli bir yer tutar. Bu nedenle öğrenciye öğrenciye “kendisini disiplin altına alma “ öğretilmelidir.

Öğrencilere başlangıçta bazı şeyleri öğretmek zor gelebilir. Bu güçlükler disiplin içinde  çözümlenebilir.

3. Eğitimde ve öğretimde “girişim” öğrenciden çok öğretmen olmalıdır. Bu nedenle öğretmen duygusal ve entelektüel yönden ehliyetli ve sınıfta lider olacak şekilde yetiştirilmelidir.

4. Eğitim sürecinin özü, “Konu Alanı”nın çok iyi özümlenmesi oluşturur.

Esasicilere göre, tarihin süzgecinden geçmiş temel bilgiler çocukluğun kendi tecrübelerinden          daha önemlidir.     

Programların çekirdeğini oluşturan teorik dersler, matematik, fen ve yabancı dillerdir.

5. Okulda zihinsel disiplin yaklaşımının geleneksel yöntemleri kullanılmalıdır.

Eleştirel Sonuç; İlerlemecilerin önem verdikleri “problem çözme” yeteneği her konuya  uygulanamaz.

İnsanlığın süzgecinden geçen temel bilgiler soyut niteliktedir. Bunları pratik problemlere uygulamak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle genel kavramların geliştirilmesi ve hayatın bütününü kavratacak şekilde bir öğretimin yapılabilmesi için soyut düşünme, alıştırma ve ezberleme yöntemleri kullanılmalıdır.  

3-DAİMİCİLİK: (Prennialism)

Bu akımın temelinde “Klasik realizm” yatar.

Bu eğitim görünüşü aynı zamanda idealistlerin bir çoğu da destekler. Eğitimin evrensel nitelikteki belli gerçeklere göre şekillendirilmesi üzerinde dururlar. Bunlara göre insanın doğası ve ahlaki ilkeler değişmez.

{(ide:değişmez öz)- idealizm(Platon) idealar dünyası / nesneler dünyası}

İnsanların bu değişmez ebedi gerçeklere göre yetiştirilmesi gerekir.

Eğitim sağlam ve doğru karakterli insan tipi yetiştirme işiyle meşgul olmalıdır.

İnsan doğasının en iyi yanı “akıl”dır.

Bu nedenle, eğitimde insan zihninin gelişmesine (entelektüel eğitime)önem verilmesi gerekir

**İlkeleri:

1.                          Değişmeyen, evrensel bir eğitim

2.                          Entelektüel eğitim

İnsanın en önemli özelliği düşünme yeteneğidir. İnsan kendini akıllıca yönetebilecek şekilde yetiştirilmelidir. İnsan hem akıllıca bir yaşam, hem de özgürlüğünün sorumluluğunu taşıyabilmesi için eğitilme durumundadır. Uygar insanda özgürlük ve sorumluluk birbirini tamamlar.

Özgürlük: İstediğini, düşündüğünü yapma

Sorumluluk: Yaptıklarının neticesine katlanabilme

*Sorumluluk için özgür olmak şarttır.

3.                          Evrensel ve ebedi (değişmez) gerçeğe uyum için eğitim.

Eğitimde amaç, insanların dünyanın durumlarına uymalarını değil, değişmez gerçeklere (ideal-ide) uymalarını sağlamaktır.

Gerçek değişmez, her yerde aynıdır. Öyleyse eğitim de her yerde aynı olmalıdır. İnsanlar mutlak gerçekleri öğrendikleri ve ona uyum sağladıkları takdirde toplumda iyileşme olur.

4.                          Eğitim hayatın bir kopyası (taklidi) değil, ona hazırlıktır.

Daimicilere göre, okullar hiçbir zaman gerçek hayatın bir kopyası veya toplumun bir benzeri olamaz.

Okulun amacı, insan zihnini geliştirmek olmalıdır.

Daimciler “eğitim hayta hazırlıktır” derken, öğrencinin kültürel mirası ve değerleri benimsemesi, bu surette değerlerinin farkında olunmasının sağlanması ve onların gelişimine katkıda bulunması olarak yorumlamaktadırlar. Okulun temel işlevi kültürü etkili bir şekilde yeni kuşaklara aktarmaktır.

5.     Çocuk ve gençlere dünyanın hem manevi hem de maddi gerçeklerini tanıtacak bilgiler verilmelidir.

Çocuklara belli zamanlarda önemli olan bilgiler yerine her zaman her yerde ve her yaşta geçerli bilgi ve değerler kazandırılmalıdır. Bunlar ise sırasıyla, beşeri bilimle, matematik, felsefe, mantık ve tabii bilimlerde bulunur.

6.      Büyük kitaplar (Klasik eserler) eğitimi.

Öğrencilere evrensel sorunlar ve insanlığın üstün nitelikteki dilek ve istekleri edebiyatta, felsefede, tarih ve tabii bilimlerde geliştirilmiş olan eserler yoluyla öğretilmelidir.

İnsan doğasının evrenselliği ve insan aklının en iyi ve en güzel eserleri klasik yapıtlarda örneklendirilmiştir. Eğitimde bunlara ağırlık verilmelidir.

 4-YENİDEN KURMACILIK: (Re-Constructionism)

Bu eğitim akımı ilerlemecilik akımının bir devamıdır.

Son gelişen akımlardan biridir.

Akımın dayandığı felsefe “pragmatizm” dir.

John Dewey, Isaac Bergson, T. Brameld temsilcilerindendir.

Eğitimin amacı toplumu yeniden düzenlemek ve toplumda gerçek demokrasiyi yerleştirmek olarak kabul edilmektedir.

Eğitim açık seçik bir sosyal reform hareketi geliştirmede önemli araçlardan biridir.

Eğitim yeni bir toplumsal düzen (social order) yaratmaya girişmelidir.

Toplumsal değişmede temel sorumluluk okullardadır.

Bu işte esas güç öğretmenlerdedir.

Okul yeni bir toplumsal gelişmeye imkan verecek biçimde geleceğe yönelik olmalıdır.

Bu akımın önemli özelliği, eğitimin davranış bilimlerinin bulgularına dayalı olarak toplumu yeniden inşa edeceğine inanılmasıdır.

 5-VAROLUŞÇULUK:(Egzistansiyalizm -Existantialism)

Bu akımın dayandığı felsefe varoluşçuluktur. /J.P.Sartre

Varoluşçular insana önem verirler.

Varoluş özden önce gelir.

İnsan hayatı süresince ne yapacağı hakkında kararı kendisi vermelidir.

Her insan kendisinden, kendi değer yargılarından sorumludur.

Bu felsefenin eğitime getirmek istediği unsur “İnsan Özgürlüğü”dür.

Eğitim, kişinin kendi gerçek özellikleriyle tanımasına imkan vermelidir.

Okul programları “ kişiliklerin gelişmesine” yardımcı olmalıdır.

Öğretmenin görevi kişinin kendisini tanımasına yardımcı olmaktır.

Öğretimde kişiye değişik seçenekler vererek, doğruyu bulma ve kendi gerçeklerini seçme fırsatı verilmelidir.

 TÜRKİYE EĞİTİM SİSTEMİNİN FELSEFİ TEMELLERİ

Yukarıda Batılı toplumlarda gelişen eğitimle ilgili bazı felsefelerden kısaca söz edildi. Bunlar ışığında Türkiye eğitim sistemi, felsefi temelleri yönünden nasıl bir özellik göstermektedir? Bu felsefelerden hangilerinin izlerini taşımaktadır? Türkiye eğitim sisteminin kendine özgü bir felsefesi var mıdır? gibi sorular akla gelebilir.

Türkiye eğitim sisteminde ortak kabul gören belirli bir eğitim felsefesinden söz etmek güçtür. Türkiye, Osmanlı devletinden devralınan kültürel miras ve insan öğesi üzerine kurulmuş olup tarihsel bir arka planı vardır. Osmanlı Devleti, yenileşme hareketlerinden itibaren eğitimde de bir takım arayışlar içine girmiştir. Özellikle Tanzimat’tan sonra yaşanan doğu-batı çatışması, toplumsal yaşamın her alanında ve her kesiminde etkili olmuştur. Bir taraftan geleneği koruma ve sürdürme, diğer taraftan batılılaşma ve çağdaşlaşma amacı güdülmüştür. Tanzimat’tan sonra, Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık gibi adlar altında gelişen siyaset ve fikir akımları olmuştur. Bunların içinde de farklı eğilimler ve bunları uzlaştırmaya, sentez yapmaya ( Türk-İslam Sentezi, Doğu-Batı Sentezi) dönük çabalar olmuştur. Bunlar, eğitim anlayışlarına ve tartışmalarına da yansımıştır.

Cumhuriyetten sonra da bu tartışmalar devam etmiştir. Bu dönemde batıdan bazı uzmanlar (John DEWEY , KUHNE, A. MALCHE  gibi) davet edilmiş Türkiye eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmiş, Ziya GÖKALP, İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU gibi bazı eğitimciler eğitimle ilgili görüşler ileri sürmüş, Batılı ülkelerde gelişen eğitim ve okulla ilgili bazı görüşler ve akımlar, Türkiye’de de taraftarlar bulmuştur.

Bugünkü eğitim sistemimizin temelleri, Cumhuriyetten sonra atılmıştır. Cumhuriyetten sonra eğitimde demokrasi, laiklik, millilik, bilimsellik, sosyal adalet, fırsat ve imkân eşitliği vb. ilkeler geliştirilmiştir. Daha çok da sentezci bir çizgi izlenerek eğitimin çağdaş ve milli olmasına önem verilmiştir. İlerlemeci eğitim akımının etkileri olmuştur. Ama henüz amaçlanan sentez bir türlü gerçekleşememiş, konu ve öğretmen merkezli, ezberci geleneksel eğitimin etkileri baskın bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Eğitimle ilgili tartışmalar, daha çok da ideolojik tartışmalar biçiminde süregelmiştir.

Türkiye eğitim sisteminin genel amaçları incelendiğinde, yetiştirilmesi öngörülen insan tipinin, bir taraftan gelenek, ulusal değerler ve ulusal kültüre bağlı olması, diğer taraftan da değişme ve yeniliklere açık olması beklenmektedir. Bunun yanında, yetiştirilecek bireylerin toplumun genel çıkarlarını gözetmesi, eğitimle toplumsal birlik ve bütünleşmenin sağlanması, diğer taraftan da bireylerin bireysel gelişimlerinin sağlanması öngörülmektedir. Böylece eğitimin toplumsal boyutu ile bireysel boyutu arasında bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla eğitimin dayandığı felsefenin de yukarıda açıklanmaya çalışılan bazı eğitim felsefelerinin bir sentezine dayandığı söylenebilir.

1962 yılında toplanan 7. Milli Eğitim Şurasında görüşülen “Milli Eğitimin Temel İlkeleri”, 1973 yılında 1739 sayılı  “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile gerçekleşmiştir. Bu kanun temel ilkeleri tespit ettikten başka Milli Eğitim sisteminin genel yapısını , okul öncesi eğitim, orta öğretim, yüksek öğretim olarak önermekte, temel eğitimi 8 yıl olarak düzenlemekte, orta öğretimde çok amaçlı liselerin kurulması öngörülmektedir. Temel eğitim kanununun getirdiği en önemli yenilik ise hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının “yükseköğrenim görmelerinin” esas olarak alınmasıdır. 1739 sayılı kanun ileride daha detaylı olarak anlatılacaktır.

Son olarak  3 Mayıs 1920 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunan hükümet programında, Türk Milli Eğitimi’nin amaçları ve ilkeleri ve bir yılı aşkın bir süre sonra  16/7/1921’ de çalışmaya başlayan “Maarif Kongresi”nde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün açış konuşmasındaki yönlendirici esasları ve halen işbaşında olan 58. Hükümetin TBMM’de okunan programında eğitimle ilgili yer alan bazı hususları ana hatlarıyla belirterek konumuzu sonlandırmakta fayda vardır.

 3 Mayıs 1920 TBMM’de okunan hükümet programında, Türk Milli Eğitimi’nin amaçları ve ilkeleri:

1- Eğitim yoluyla başarılı, güvenli, girişimci ve üretici kuşaklar yetiştirmek.

2- Bütün okulları, bilimsel, çağdaş ve sağlıklı doğrultuda yeniden düzenlemek ve programlarını geliştirmek.

3- Milletimizin karakterine, coğrafi koşullara ve iklime, tarihi ve sosyal geleneklerimize uygun ve bilimsel ders kitapları yazmak.

4- Halkın kullandığı sözcükleri toplayarak Türkçe bir sözlük yazmak.

5-Milli ruhu geliştirecek tarihi, edebi, ve sosyal eserleri erbabına yazdırmak.

6- Eski milli eserlerin listesini çıkarmak ve korumak.

7- Doğu ve Batının ilim ve fen alanındaki eserlerini Türkçeye çevirtmek. 

 ATATÜRK’ün   16.7.1921 Maarif Kongresi açış konuşmasından:

·                                Geniş ve yeterli imkânlara sahip oluncaya kadar şu savaş günlerinde dahi, dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir milli eğitim programı hazırlamak ve eğitim teşkilatını çalıştıracak esasları tespit etmek gerekir.

·                                 Şimdiye kadar izlenen eğitim yöntemleri, milletimizin gerilemesinde en önemli etken olmuştur. Milli eğitim programlarından bahsederken, eski devrin hurafelerinden, temel özelliklerimizle ilgisi olmayan yabancı fikirlerden uzak milli ve tarihi seciyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam gelişmesi ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Kültür zeminle mütenasiptir; o zemin milletin seciyesidir.

·                                Bu kongreden, çizilmiş eski yollarda alelade yürümenin tarzı hakkında fikir alışverişi yapılmasını değil,belki, ortaya koyduğum şartlara uyan yeni bir sanat ve marifet yolu bulup millete gösterilmesini ve genç kuşakları o yolda yürütmek için rehber olunması gibi mukaddes bir hizmet bekliyoruz.

·                                “ Kurtuluş Savaşı sürmektedir.” Milletimiz silahıyla olduğu kadar, dimağıyla da mücadele etmek zorundadır; birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin sahip olduğu istidat ve yetenekleri geliştirecek yöntemlerle donanmış insan gücüne ihtiyaç vardır……

 58. Hükümetin TBMM’de okunan programında eğitimle ilgili yer alan bazı hususlar:

1-                               Eğitimde yönetişimci, demokratik bir anlayış sergilenecek,

2-                               Önyargılı ve ezberciliğe dayanan eğitim yöntemleri terk edilecek,

3-                               e-eğitim yürürlüğe konulacak,

4-                               Milli Eğitim Bakanlığı yeniden yapılandırılacak,

5-                               Türk diline gereken önem verilecek,

6-                               Öğretmenlik mesleğinin çalışma şartları iyileştirilecek,

7-                               Eğitimde özel teşebbüs desteklenecek,

8-                               Eğitimde imkân ve fırsat eşitliği sağlanacak,

9-                               Ortaöğretim sistemi yeniden ele alınacak,

10-                             Mesleki eğitim programları yaygınlaşacak,

11-                             Eğitim kademeleri arasında yatay ve dikey geçiş imkânları sağlanacak,

12-                             YÖK yeniden yapılandırılacak,

13-                             Üniversiteler, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecek,

14-                             Yeni üniversitelerin kurulmasına imkân verilecek,

15-                             Üniversiteler bölgelere göre ihtisaslaştırılacak,

16-                             ÖSYM sistemi yeniden gözden geçirilecek,

17-                             Meslek yüksek okulları yeniden ele alınacak,

18-                             Açık öğretim kurumları yaygınlaştırılacak.

 KAYNAKLAR:

1-                               Prof. Dr. Mehmet ŞİŞMAN, Eğitim Bilimine Giriş, 2.Baskı, Pegem A Yay. 2006, Ankara

2-                               Prof. Dr. Ş. Şule ERÇETİN, İlk Günden Başöğretmenliğe, 1. Baskı, Asil Yay. 2004, Ankara

3-                               Prof. Dr. Fatma VARIŞ, Eğitim Bilimine Giriş, Anadolu Ün. Yay. No:183,1987, Eskişehir

4-                               Prof. Dr. Mahmut TEZCAN, Eğitim Sosyolojisi,11, Baskı, 1987 ,Ankara

5-                               Prof. Dr. Yahya AKYÜZ, Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993’e), 4. Baskı, Kültür Koleji Yay.,1993, İst.

6-                               Selahattin HİLAV, 100 Soruda Felsefe El Kitabı, 5. Baskı, Gerçek Yay. 1990, İst.
ÖNCESİ :  http://tebesirtozu.blogcu.com/egitimin-felsefi-temelleri_32268021.html

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
Sitenizesayac.com

Link: Faruk Demir Sari Saclim Mavi Gozlum Video Klip










Hakkımda

BAŞARININ BİNLERCE BABASI VARDIR LAKİN CAHİLLİK YETİMDİR (Succes has a thousands father , but failure is an orphan)

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
denetci
serkantuncer
egitimdenetimi
kaynastirmasinifi
uyumoptik

This website is worth

What is your website worth?