28/12/2008 - EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ-2
ÖNCESİ : http://tebesirtozu.blogcu.com/egitimin-felsefi-temelleri_32268021.html 2-ESASİLİK: (Essentialism) Esasicilik bir felsefeye bağlı olmaktan çok doğrudan doğruya bir eğitim hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Birçok felsefi sistem ve görüşle uyum halindedir. Esasiciler daha çok programların konu alanı üzerinde durur ve zamanın tecrübesinden geçmiş kalıcı temel konuların ve değerlerin seçimine önem verirler. Öğretmen otoritesinin sınıfta yeniden oturtulmasını savunurlar. *-Bu görüşe göre geçmişten gelen temel bilgi ve değerlerin önemli yanları korunup yeni kuşaklara öğretilirse, yeni kuşaklar geçmişin başarıları üstüne daha mükemmel bir uygarlık yaratabilirler. *-Esasiciler okul programlarının geliştirilmesinde ağırlığı konu alanına verirler. Konu alanının merkez alındığı programlar bu görüşün ürünüdür. *-İlerlemeciler öğrenciye verdikleri serbestlik ve programda öğrenci ilgisine verdikleri aşırı önemden dolayı eleştirirler. **İlkeleri: 1. Öğrenmenin doğasında, çok ve sıkı çalışma ve çoğu zaman zorlanma / zorlama vardır. 2. Öğrenme zorlu ve çok çalışmayı gerektirir. Disiplin eğitimde çok önemli bir yer tutar. Bu nedenle öğrenciye öğrenciye “kendisini disiplin altına alma “ öğretilmelidir. Öğrencilere başlangıçta bazı şeyleri öğretmek zor gelebilir. Bu güçlükler disiplin içinde çözümlenebilir. 3. Eğitimde ve öğretimde “girişim” öğrenciden çok öğretmen olmalıdır. Bu nedenle öğretmen duygusal ve entelektüel yönden ehliyetli ve sınıfta lider olacak şekilde yetiştirilmelidir. 4. Eğitim sürecinin özü, “Konu Alanı”nın çok iyi özümlenmesi oluşturur. Esasicilere göre, tarihin süzgecinden geçmiş temel bilgiler çocukluğun kendi tecrübelerinden daha önemlidir. Programların çekirdeğini oluşturan teorik dersler, matematik, fen ve yabancı dillerdir. 5. Okulda zihinsel disiplin yaklaşımının geleneksel yöntemleri kullanılmalıdır. Eleştirel Sonuç; İlerlemecilerin önem verdikleri “problem çözme” yeteneği her konuya uygulanamaz. İnsanlığın süzgecinden geçen temel bilgiler soyut niteliktedir. Bunları pratik problemlere uygulamak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle genel kavramların geliştirilmesi ve hayatın bütününü kavratacak şekilde bir öğretimin yapılabilmesi için soyut düşünme, alıştırma ve ezberleme yöntemleri kullanılmalıdır. 3-DAİMİCİLİK: (Prennialism) Bu akımın temelinde “Klasik realizm” yatar. Bu eğitim görünüşü aynı zamanda idealistlerin bir çoğu da destekler. Eğitimin evrensel nitelikteki belli gerçeklere göre şekillendirilmesi üzerinde dururlar. Bunlara göre insanın doğası ve ahlaki ilkeler değişmez. {(ide:değişmez öz)- idealizm(Platon) idealar dünyası / nesneler dünyası} İnsanların bu değişmez ebedi gerçeklere göre yetiştirilmesi gerekir. Eğitim sağlam ve doğru karakterli insan tipi yetiştirme işiyle meşgul olmalıdır. İnsan doğasının en iyi yanı “akıl”dır. Bu nedenle, eğitimde insan zihninin gelişmesine (entelektüel eğitime)önem verilmesi gerekir **İlkeleri: 1. Değişmeyen, evrensel bir eğitim 2. Entelektüel eğitim İnsanın en önemli özelliği düşünme yeteneğidir. İnsan kendini akıllıca yönetebilecek şekilde yetiştirilmelidir. İnsan hem akıllıca bir yaşam, hem de özgürlüğünün sorumluluğunu taşıyabilmesi için eğitilme durumundadır. Uygar insanda özgürlük ve sorumluluk birbirini tamamlar. Özgürlük: İstediğini, düşündüğünü yapma Sorumluluk: Yaptıklarının neticesine katlanabilme *Sorumluluk için özgür olmak şarttır. 3. Evrensel ve ebedi (değişmez) gerçeğe uyum için eğitim. Eğitimde amaç, insanların dünyanın durumlarına uymalarını değil, değişmez gerçeklere (ideal-ide) uymalarını sağlamaktır. Gerçek değişmez, her yerde aynıdır. Öyleyse eğitim de her yerde aynı olmalıdır. İnsanlar mutlak gerçekleri öğrendikleri ve ona uyum sağladıkları takdirde toplumda iyileşme olur. 4. Eğitim hayatın bir kopyası (taklidi) değil, ona hazırlıktır. Daimicilere göre, okullar hiçbir zaman gerçek hayatın bir kopyası veya toplumun bir benzeri olamaz. Okulun amacı, insan zihnini geliştirmek olmalıdır. Daimciler “eğitim hayta hazırlıktır” derken, öğrencinin kültürel mirası ve değerleri benimsemesi, bu surette değerlerinin farkında olunmasının sağlanması ve onların gelişimine katkıda bulunması olarak yorumlamaktadırlar. Okulun temel işlevi kültürü etkili bir şekilde yeni kuşaklara aktarmaktır. 5. Çocuk ve gençlere dünyanın hem manevi hem de maddi gerçeklerini tanıtacak bilgiler verilmelidir. Çocuklara belli zamanlarda önemli olan bilgiler yerine her zaman her yerde ve her yaşta geçerli bilgi ve değerler kazandırılmalıdır. Bunlar ise sırasıyla, beşeri bilimle, matematik, felsefe, mantık ve tabii bilimlerde bulunur. 6. Büyük kitaplar (Klasik eserler) eğitimi. Öğrencilere evrensel sorunlar ve insanlığın üstün nitelikteki dilek ve istekleri edebiyatta, felsefede, tarih ve tabii bilimlerde geliştirilmiş olan eserler yoluyla öğretilmelidir. İnsan doğasının evrenselliği ve insan aklının en iyi ve en güzel eserleri klasik yapıtlarda örneklendirilmiştir. Eğitimde bunlara ağırlık verilmelidir. 4-YENİDEN KURMACILIK: (Re-Constructionism) Bu eğitim akımı ilerlemecilik akımının bir devamıdır. Son gelişen akımlardan biridir. Akımın dayandığı felsefe “pragmatizm” dir. John Dewey, Isaac Bergson, T. Brameld temsilcilerindendir. Eğitimin amacı toplumu yeniden düzenlemek ve toplumda gerçek demokrasiyi yerleştirmek olarak kabul edilmektedir. Eğitim açık seçik bir sosyal reform hareketi geliştirmede önemli araçlardan biridir. Eğitim yeni bir toplumsal düzen (social order) yaratmaya girişmelidir. Toplumsal değişmede temel sorumluluk okullardadır. Bu işte esas güç öğretmenlerdedir. Okul yeni bir toplumsal gelişmeye imkan verecek biçimde geleceğe yönelik olmalıdır. Bu akımın önemli özelliği, eğitimin davranış bilimlerinin bulgularına dayalı olarak toplumu yeniden inşa edeceğine inanılmasıdır. 5-VAROLUŞÇULUK:(Egzistansiyalizm -Existantialism) Bu akımın dayandığı felsefe varoluşçuluktur. /J.P.Sartre Varoluşçular insana önem verirler. Varoluş özden önce gelir. İnsan hayatı süresince ne yapacağı hakkında kararı kendisi vermelidir. Her insan kendisinden, kendi değer yargılarından sorumludur. Bu felsefenin eğitime getirmek istediği unsur “İnsan Özgürlüğü”dür. Eğitim, kişinin kendi gerçek özellikleriyle tanımasına imkan vermelidir. Okul programları “ kişiliklerin gelişmesine” yardımcı olmalıdır. Öğretmenin görevi kişinin kendisini tanımasına yardımcı olmaktır. Öğretimde kişiye değişik seçenekler vererek, doğruyu bulma ve kendi gerçeklerini seçme fırsatı verilmelidir. TÜRKİYE EĞİTİM SİSTEMİNİN FELSEFİ TEMELLERİ Yukarıda Batılı toplumlarda gelişen eğitimle ilgili bazı felsefelerden kısaca söz edildi. Bunlar ışığında Türkiye eğitim sistemi, felsefi temelleri yönünden nasıl bir özellik göstermektedir? Bu felsefelerden hangilerinin izlerini taşımaktadır? Türkiye eğitim sisteminin kendine özgü bir felsefesi var mıdır? gibi sorular akla gelebilir. Türkiye eğitim sisteminde ortak kabul gören belirli bir eğitim felsefesinden söz etmek güçtür. Türkiye, Osmanlı devletinden devralınan kültürel miras ve insan öğesi üzerine kurulmuş olup tarihsel bir arka planı vardır. Osmanlı Devleti, yenileşme hareketlerinden itibaren eğitimde de bir takım arayışlar içine girmiştir. Özellikle Tanzimat’tan sonra yaşanan doğu-batı çatışması, toplumsal yaşamın her alanında ve her kesiminde etkili olmuştur. Bir taraftan geleneği koruma ve sürdürme, diğer taraftan batılılaşma ve çağdaşlaşma amacı güdülmüştür. Tanzimat’tan sonra, Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık gibi adlar altında gelişen siyaset ve fikir akımları olmuştur. Bunların içinde de farklı eğilimler ve bunları uzlaştırmaya, sentez yapmaya ( Türk-İslam Sentezi, Doğu-Batı Sentezi) dönük çabalar olmuştur. Bunlar, eğitim anlayışlarına ve tartışmalarına da yansımıştır. Cumhuriyetten sonra da bu tartışmalar devam etmiştir. Bu dönemde batıdan bazı uzmanlar (John DEWEY , KUHNE, A. MALCHE gibi) davet edilmiş Türkiye eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmiş, Ziya GÖKALP, İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU gibi bazı eğitimciler eğitimle ilgili görüşler ileri sürmüş, Batılı ülkelerde gelişen eğitim ve okulla ilgili bazı görüşler ve akımlar, Türkiye’de de taraftarlar bulmuştur. Bugünkü eğitim sistemimizin temelleri, Cumhuriyetten sonra atılmıştır. Cumhuriyetten sonra eğitimde demokrasi, laiklik, millilik, bilimsellik, sosyal adalet, fırsat ve imkân eşitliği vb. ilkeler geliştirilmiştir. Daha çok da sentezci bir çizgi izlenerek eğitimin çağdaş ve milli olmasına önem verilmiştir. İlerlemeci eğitim akımının etkileri olmuştur. Ama henüz amaçlanan sentez bir türlü gerçekleşememiş, konu ve öğretmen merkezli, ezberci geleneksel eğitimin etkileri baskın bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Eğitimle ilgili tartışmalar, daha çok da ideolojik tartışmalar biçiminde süregelmiştir. Türkiye eğitim sisteminin genel amaçları incelendiğinde, yetiştirilmesi öngörülen insan tipinin, bir taraftan gelenek, ulusal değerler ve ulusal kültüre bağlı olması, diğer taraftan da değişme ve yeniliklere açık olması beklenmektedir. Bunun yanında, yetiştirilecek bireylerin toplumun genel çıkarlarını gözetmesi, eğitimle toplumsal birlik ve bütünleşmenin sağlanması, diğer taraftan da bireylerin bireysel gelişimlerinin sağlanması öngörülmektedir. Böylece eğitimin toplumsal boyutu ile bireysel boyutu arasında bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla eğitimin dayandığı felsefenin de yukarıda açıklanmaya çalışılan bazı eğitim felsefelerinin bir sentezine dayandığı söylenebilir. 1962 yılında toplanan 7. Milli Eğitim Şurasında görüşülen “Milli Eğitimin Temel İlkeleri”, 1973 yılında 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile gerçekleşmiştir. Bu kanun temel ilkeleri tespit ettikten başka Milli Eğitim sisteminin genel yapısını , okul öncesi eğitim, orta öğretim, yüksek öğretim olarak önermekte, temel eğitimi 8 yıl olarak düzenlemekte, orta öğretimde çok amaçlı liselerin kurulması öngörülmektedir. Temel eğitim kanununun getirdiği en önemli yenilik ise hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının “yükseköğrenim görmelerinin” esas olarak alınmasıdır. 1739 sayılı kanun ileride daha detaylı olarak anlatılacaktır. Son olarak 3 Mayıs 1920 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunan hükümet programında, Türk Milli Eğitimi’nin amaçları ve ilkeleri ve bir yılı aşkın bir süre sonra 16/7/1921’ de çalışmaya başlayan “Maarif Kongresi”nde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün açış konuşmasındaki yönlendirici esasları ve halen işbaşında olan 58. Hükümetin TBMM’de okunan programında eğitimle ilgili yer alan bazı hususları ana hatlarıyla belirterek konumuzu sonlandırmakta fayda vardır. 3 Mayıs 1920 TBMM’de okunan hükümet programında, Türk Milli Eğitimi’nin amaçları ve ilkeleri: 1- Eğitim yoluyla başarılı, güvenli, girişimci ve üretici kuşaklar yetiştirmek. 2- Bütün okulları, bilimsel, çağdaş ve sağlıklı doğrultuda yeniden düzenlemek ve programlarını geliştirmek. 3- Milletimizin karakterine, coğrafi koşullara ve iklime, tarihi ve sosyal geleneklerimize uygun ve bilimsel ders kitapları yazmak. 4- Halkın kullandığı sözcükleri toplayarak Türkçe bir sözlük yazmak. 5-Milli ruhu geliştirecek tarihi, edebi, ve sosyal eserleri erbabına yazdırmak. 6- Eski milli eserlerin listesini çıkarmak ve korumak. 7- Doğu ve Batının ilim ve fen alanındaki eserlerini Türkçeye çevirtmek. ATATÜRK’ün 16.7.1921 Maarif Kongresi açış konuşmasından: · Geniş ve yeterli imkânlara sahip oluncaya kadar şu savaş günlerinde dahi, dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir milli eğitim programı hazırlamak ve eğitim teşkilatını çalıştıracak esasları tespit etmek gerekir. · Şimdiye kadar izlenen eğitim yöntemleri, milletimizin gerilemesinde en önemli etken olmuştur. Milli eğitim programlarından bahsederken, eski devrin hurafelerinden, temel özelliklerimizle ilgisi olmayan yabancı fikirlerden uzak milli ve tarihi seciyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam gelişmesi ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Kültür zeminle mütenasiptir; o zemin milletin seciyesidir. · Bu kongreden, çizilmiş eski yollarda alelade yürümenin tarzı hakkında fikir alışverişi yapılmasını değil,belki, ortaya koyduğum şartlara uyan yeni bir sanat ve marifet yolu bulup millete gösterilmesini ve genç kuşakları o yolda yürütmek için rehber olunması gibi mukaddes bir hizmet bekliyoruz. · “ Kurtuluş Savaşı sürmektedir.” Milletimiz silahıyla olduğu kadar, dimağıyla da mücadele etmek zorundadır; birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin sahip olduğu istidat ve yetenekleri geliştirecek yöntemlerle donanmış insan gücüne ihtiyaç vardır…… 58. Hükümetin TBMM’de okunan programında eğitimle ilgili yer alan bazı hususlar: 1- Eğitimde yönetişimci, demokratik bir anlayış sergilenecek, 2- Önyargılı ve ezberciliğe dayanan eğitim yöntemleri terk edilecek, 3- e-eğitim yürürlüğe konulacak, 4- Milli Eğitim Bakanlığı yeniden yapılandırılacak, 5- Türk diline gereken önem verilecek, 6- Öğretmenlik mesleğinin çalışma şartları iyileştirilecek, 7- Eğitimde özel teşebbüs desteklenecek, 8- Eğitimde imkân ve fırsat eşitliği sağlanacak, 9- Ortaöğretim sistemi yeniden ele alınacak, 10- Mesleki eğitim programları yaygınlaşacak, 11- Eğitim kademeleri arasında yatay ve dikey geçiş imkânları sağlanacak, 12- YÖK yeniden yapılandırılacak, 13- Üniversiteler, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecek, 14- Yeni üniversitelerin kurulmasına imkân verilecek, 15- Üniversiteler bölgelere göre ihtisaslaştırılacak, 16- ÖSYM sistemi yeniden gözden geçirilecek, 17- Meslek yüksek okulları yeniden ele alınacak, 18- Açık öğretim kurumları yaygınlaştırılacak. KAYNAKLAR: 1- Prof. Dr. Mehmet ŞİŞMAN, Eğitim Bilimine Giriş, 2.Baskı, Pegem A Yay. 2006, Ankara 2- Prof. Dr. Ş. Şule ERÇETİN, İlk Günden Başöğretmenliğe, 1. Baskı, Asil Yay. 2004, Ankara 3- Prof. Dr. Fatma VARIŞ, Eğitim Bilimine Giriş, Anadolu Ün. Yay. No:183,1987, Eskişehir 4- Prof. Dr. Mahmut TEZCAN, Eğitim Sosyolojisi,11, Baskı, 1987 ,Ankara 5- Prof. Dr. Yahya AKYÜZ, Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993’e), 4. Baskı, Kültür Koleji Yay.,1993, İst. 6- Selahattin HİLAV, 100 Soruda Felsefe El Kitabı, 5. Baskı, Gerçek Yay. 1990, İst. ÖNCESİ : http://tebesirtozu.blogcu.com/egitimin-felsefi-temelleri_32268021.html
|