tebesirtozu 40 Takipçi | 13 Takip

2- EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

2015-09-12 23:22:00

2. EĞİTİMİN FELSEFİ TEMELLERİ

Mehmet TUNÇER

MEB Müfettişi

Eğitiömci-Sosyolog

Her insan dünyaya geldiği andan itibaren, kendisini ve çevresinde var olanları anlamaya çalışır. Çevresiyle girdiği etkileşimler sonucunda bilgi edinir ve kendine özgü değerler geliştirir. Edindiği bilgi ve değerler aracılığıyla var olanlar karşısında bir tavır sergiler, çevresini kontrol etmeye ve geleceğe yönelik hedeflerini şekillendirmeye çalışır.

Bireyler birlikte toplumları ve ülkeleri oluşturmaktadır. Bireyler gibi ülkelerin de benimsediği felsefeleri vardır. Bireylerin ve toplumların şekillendirilmesinde ve amaçlarını gerçekleştirmesinde eğitim ve öğretim kurumları önemli bir görev üstlenmektedir. Eğitim öğretim sisteminin bireysel, toplumsal, evrensel bilgi ve değerler doğrultusunda nasıl yapılandırılacağı tüm ülkelerde önemli bir problem alanını teşkil etmektedir. Ülkeler bu soruna eğitim politikaları aracılığıyla çözüm getirmeye çalışırlar. Eğitim politikalarının ve bunların uygulamaya koyuluş biçiminin temelinde ise benimsenen eğitim felsefesi yatmaktadır. Eğitimin felsefi temelleri konusunda bilgi sahibi olmadan yapılacak bir öğretim, harita olmadan bilinmeyen bir yola çıkmaya benzetilmektedir.

Toplumsallaşma süreci, doğuştan başlayarak tüm yaşam boyu süren uzun bir dönemi kapsar. Bu süreç aracılığıyla birey, bir kişilik kazanmaktadır. Toplumsallaşma, belirli bir toplumun davranış kalıplarını kişiliğine mal ederek o topluma ait bir birey durumuna gelişi olayıdır.

Durkheim’in eğitim’i “daha yaşlı kuşakların henüz toplumsal yaşama hazır duruma gelmemiş kuşaklar üzerindeki eylemi” olarak tanımlayışı da bir anlamda toplumsallaşmayı ifade etmektedir (Tezcan,1997).

Kültürleme ailede, sokakta, işyerinde her türlü seremoni ve merasimde bilinçli ya da bilinçdışı kendiliğinden oluşan ve bireysel olan öğrenmeleri de kapsar (ki eğitimciler kültürlemenin bu kısmını “informal”; amaçlı olarak yapılanını ise “formal eğitim” olarak adlandırırlar). Kültürleme’nin amaçlı olarak yapılan kısmı eğitimdir. Bu nedenle, eğitim “kasıtlı kültürleme süreci” olarak da tanımlanmaktadır.

Felsefe; Yunanca "sevgi, seven, seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum" anlamına gelen Philla ve "bilgi, bilgelik, hikmet" anlamına gelen sophia sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplindir. Buna göre, felsefe Yunanlılar için, "bilgelik sevgisi" ya da "hikmet arayışı" anlamına gelmiştir. Başlangıçtaki bu özgün anlama göre, her türden bilimsel araştırmacıya filozof adı verilmiştir (Küken, 2001). Felsefe bir düşünce faaliyetidir. İnsanın soru sorabilme yeteneğine dayanır. Felsefeyi tüm diğer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği, onun bu türden sorular üzerinde düşünürken, mantıksal delil ya da akıl yürütmeye dayanmasıdır. Buna göre, filozoflar, bu mantıksal akıl yürütmeleri ya kendileri yaratırlar ya da başkalarının akıl yürütmelerini eleştirirler. Filozoflar, aynı zamanda bu akıl yürütmelerin temelinde bulunan kavramları analiz eder ve açıklığa kavuştururlar.

2.1. FELSEFENİN ALANLARI VE EĞİTİMLE İLİŞKİSİ

1. Ontoloji (Varlık sorunu):Var olanla, var olacak olanları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir. Sorularının en önemlisi Arkhe nedir? Sorusudur. Yani tüm var olanların başlangıcı, ilk tözü nedir? Sorusuna yanıt aramaktadır. Örneğin Thales “su”, Heraklitos “ateş”, Pythagaros “sayı”, Anaximenes “soluk” , Anaximandros “sınırı olmayan”, Demokritos “atom”, Platon “idea”, Aristoteles “yetkin varlık”, Descartes “Tanrı”, Hobbes “madde”, Spinoza “Tanrı ya da doğa”, Leibniz “monat”, Hegel “geist”, Marx “madde, maddedeki değişme ve çelişki”, Dewey “değişme”, Satre “insan” olarak yanıtlar.

Ayrıca ontolojide sorulan diğer sorulara örnek olarak gerçek, insan, ruh, varlık nedir? Var mıdır, yok mudur? Evren akıllıca bir düzen içinde midir? Olaylar düzen içinde mi meydana geliyor yoksa rastlantısal mı? Şeklinde verilebilir. Bu sorulara verilen cevaplar önemlidir. Çünkü bu yanıtlar insan anlayışını da etkilemektedir. İnsana bakış açısı eğitimde çok önemlidir; çünkü ona göre hedefler belirleyip eğitim sistemini kurarsınız. Eğer insanı Tanrısal bir varlık olarak ele alırsanız, eğitim insanı Tanrıya ulaştırma süreci; doğal ve toplumsal bir varlık olarak düşünürseniz, bu kez doğa ve topluma uyum sağlama süreci; sürekli değişen ve gelişen bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim değişmeyi ve gelişmeyi denetleme süreci; insanı diyalektik bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim üretimde bulunma süreci şeklinde tanımlanabilir.

 Eğitimi nasıl tanımlarsanız sistemi de ona göre kurarsınız. Her tanım bir temele dayanır ve bundan kaçınılmaz.

2. Epistemoloji (Bilgi sorunu): Bilgi sorunuyla ilgilenen bir felsefi disiplin olup, bilginin ne olduğu, kaynağı, doğru, yanlış, bilinemez, mutlak ya da göreceli oluşu, türlerinin neler olduğu gibi sorulara cevaplar aramaktadır. Bilgi ile doğrudan ilişkili bir diğer kavram da “bilme” dir. Epistemoloji bilme olayının nasıl gerçekleştiği ile de ilgilenir. Bilme, özne ile nesne arasında bir bağ kurma olarak tanımlanabilir. Bu etkinlik sonucu ortaya bilgi konur. Ve sorular genişletilebilir; gerçek bilinebilir mi? Bilginin niteliği nedir? Mutlak (yüzde yüz kesin) bilgi var mıdır? v.b.

İşte bu sorulara verilen yanıtlar eğitim sistemini etkiler; hedefler içerik, eğitim ve sınama durumları ona göre düzenlenir. Sözgelişi eğer “bilgi doğuştandır ve yüzde yüz doğrudur “ denildiğinde; ya da “sonradan öğrenilir ama yine mutlaktır” savı ileri sürüldüğünde,”hayır bilgi görecelidir, sürekli değişir, yüzde yüz doğru bilgilerimiz yoktur.” şeklinde bir görüş savunulduğunda öğrenciye kazandırılacak hedef davranışlar, içerik, eğitim ve sınama durumları bu yanıtlara göre planlanıp işe koşulur. Eğer bilgi doğuştan ve yüzde yüz doğrudur denildiğinde, eğitim sisteminde akıl ön plana çıkar. Öğretmen ders anlatmaz, bilgi aktarmaz. Yaptığı etkinliklerle öğrencinin kafasında doğuştan var olan bilgileri ortaya çıkarmaya, ona buldurmaya çalışır. Bilgi sonradan kazanılır savı temele alınırsa, bu kez öğretmen dersi anlatır, öğrenci dinler; çünkü onun kafası boştur, öğretmenin dediklerini ezberler ve aynen söyler.

3. Sofistler: M.Ö. 5’inci ve 4’üncü yüzyılda, siyasi ve toplumsal koşulların değişmesinin ve doğa felsefesinin iflasının ardından, insan üzerine felsefenin başlatıcısı olarak ortaya çıkan gezgin felsefe öğretmenleri grubudur. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan çok, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal ko­şulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup, para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi. Bu gezgin öğretmenler, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı, mantık, ahlâki davranış, edebiyat eleştirisi, matema­tik ve dilsel analiz gibi birçok sanatı öğrenme iddiasında olmuşlardır.

Sofist felsefe relativizmin (göreceliğin), şüpheciliğin ve insan merkezli felsefenin bir anlamda başlangıç noktasıdır. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” sözü sofistlerce söylenmiştir.

4. Aksiyoloji (Değerler Sorunu): Bu alan etik ve estetik konularını içerir. İnsanın yapıp etmelerini inceler; bu tür davranışların dayandığı ilkeleri ve değerleri araştırır. Bu disiplin ahlaklı, ahlaksız, iyi, kötü, saygılı, özgürlük, tutsaklık, erdem, erdemsizlik, mutsuzluk, güzellik, çirkinlik, vicdanlılık v.b. nedir? Var mıdır, yok mudur? Varsa neden var, nasıl kaynaklanır? Bular değerlendirilirken bir ölçüt kullanılabilinir mi? Sorularını yanıtlamaya çalışır. Bu sorulara verilen yanıtlar da eğitim sistemini etkiler ve değiştirir. Eğer bu değerler var ve evrenseldir derseniz, bunları öğrencilere kazandırmaya çalışır ve hiç ödün vermezsiniz. Bu değerler var fakat evrensel değildir, zamanla değişir derseniz, hoşgörülü olur, eğitim ortamında esnek davranırsınız.

5. Mantık:Akıl nedir? Aklın kuralları var mıdır? Varsa nelerdir? Evrensel ve genel geçerli midir? Akıl yürütme yolları var mıdır? v.b. soruları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir. Eğer aklın kuralları doğuştandır derseniz, öğretmen öğrencinin aklını kullanmasını sağlayacak hedef ve davranışları, sınıf ortamına getirir ve dersi ona göre işler. Yoktur derseniz bu kez sorunu çözmesi istenir. Eğitim ortamında öğretmen yalnız danışılan, yol gösteren kişi görevini yüklenebilir.

2.2. EĞİTİM FELSEFESİ NEDİR?

Eğitim felsefesi; eğitime yön veren, amaçları şekillendiren ve eğitim uygulamalarına yol gösteren bir disiplin veya sistemli fikir ve kavramlar bütünüdür. Eğitimi bir bütün olarak ele alan ve kültürün vazgeçilmez bir öğesi biçiminde düşünen özenli, eleştirici ve yöntemli çalışmaların tümüdür.

Eğitim felsefesi; eğitim uygulamalarına yön veren bir disiplindir. Çünkü eğitimde uygulama değeri olmayan bir fikir ve düşünce sistemi fazla anlam taşımaz. Bu yönü ile eğitim felsefesi eğitim uygulamalarını sürekli eleştirici bir yaklaşımla değerlendirmek, uygulamaların dayandığı teorik temelleri incelemek ve eğitim uygulamaları için ülke gerçekleri ve ihtiyaçları, toplumun, kültürün ve insanın niteliği ile tutarlı eğitim teorileri ortaya koymak durumundadır.

Eğitim felsefesi; eğitimin amaçlarını, kimin niçin eğitileceğini, ülkenin felsefesi ile tutarlı olarak ortaya koymak durumundadır. Bir ülkenin insanlarının hayat görüşleri, inançları ve değerleri o ülke eğitiminin amaçlarına da yansır.

 Eğitimle uğraşanlar felsefeden yaralanarak en azından felsefenin süzgecinden eğitimle ulaşmak istedikleri hedefleri ortaya koyar ve uygulamaları değerlendirmek için standartlar ve normlar formüle ederler. Her toplum kendi düşünce sistemini geliştirir. Eğitim felsefesinde ortaya konan eğitimle ilgili düşünce kuramları normal felsefeden esinlenen yaklaşımlardır. Eğitim felsefesi de (felsefe gibi) eğitimi; bütün unsurları doğrudan ve dolaylı ilgili olduğu bütün alanları dikkate alarak bir bütün olarak kavramlaştırmak durumundadır.

   2.2.1. Eğitim Felsefesinin İşlevleri

1. Eğitim felsefesi eğitimin hedeflerinin seçiminde, hedeflerin topluma, bireye uygunluk derecesinin tayin edilmesini ve hedefler arasındaki tutarlılığın kontrol edilmesini sağlar.

2. Eğitim felsefesi eğitimin amaçlarının saptanmasında toplumun özelliklerinin, bireyin ihtiyaçlarının ve “konu alanı” gereklerinin hangi yönlerine ağırlık verileceğinin belirlenmesinde etkin rol oynar.

3. Eğitim felsefesi, eğitim bilimleri ve eğitimle ilgili diğer bilimlerin bulgularını bütünleştirerek eğitim uygulamalarına çok yönlülüğü, geniş açıdan bakmayı getirir.

4. Eğitim felsefesi öğrenme kuramlarını geniş bir perspektif içinde inceleyip çeşitli kuramların deneysel çalışmalarla ortaya konan bulgularını bütünleştirir. Eğitimci ve öğretmenlere değişik durumlar için çeşitli alternatifler ortaya koyar.

5. Eğitim, insanın bütün yaşam süresi ve faaliyet alanlarıyla ilgilidir. Bunlar arasında anlamlı bağ kurulması, geçmişle bugün arasında sağlıklı bir bütünlüğün oluşturulması felsefi çalışmalarla mümkün olabilir.

6. Eğitim felsefesi, eğitim kuramlarının geliştirilmesi ile uğraşır.

7. Eğitim felsefesinin bir başka fonksiyonu mevcut eğitim faaliyetlerinin dayandığı teorik temelleri incelemek ve bunları eleştirmektir.

8. Eğitimciler, sıkı sıkıya bağlandıkları ve en iyisi saydıkları uygulamaların temelindeki kuramsal dayanakların sağlamlığını ancak felsefi bir yaklaşımla ortaya koyabilir ve çözebilirler.

9. Bilimsel bilgiler ile uygulama sonuçlarını birleştirerek ülkenin toplumsal, kültürel, ekonomik yapısı ve değerleriyle tutarlı kuramlar geliştirme eğitim felsefesinin en önemli fonksiyonlarından biridir.

10. Eğitim felsefesi eğitimci ve öğretmenin eğitimi bütün yönleriyle görmesine yardım eder.

 

  2.2.2. Bazı Felsefi Akımlar ve Eğitime İlişkin Tezleri

Gerek felsefenin, gerekse eğitimin temelinde insan ve onun sorunları ve bunların çözümüne ilişkin çabalar yer alır. Çeşitli felsefi akımların, varlık, bilgi, değerler, ahlâk, insan ve konu alanımızı teşkil eden insanın eğitimine ilişkin bakış açıları değişmektedir. Eğitimin amaçları, içeriği, öğretim yöntemleri de benimsenen felsefeye göre biçimlenmektedir. Eğitim felsefesi ise şu sorulara cevap aramaya çalışır: İnsan nedir? Eğitim nedir? Eğitimin amacı nedir? Kimler niçin eğitilmelidir? Eğitimin içeriği ne olmalıdır? Ne, ne kadar öğretilmelidir? Eğitimde insana ne kazandırılmalıdır?  vb.

Ülkelerin farklı eğitim sistemleri olduğu gibi bu sistemlerin dayandığı farklı felsefeler de vardır. Unutulmamalıdır ki toplumların kendilerini algılayış biçimleri ve aynı zamanda kendilerini farkındalık düzeyleri, seçtikleri ve benimsedikleri hayatı dolayısıyla da o toplumun eğitim felsefesinin temelini oluşturacaktır. Bu boyutuyla günümüz Türk toplumunun “kendini nereye koyduğu” ve yine “kendini algılayış”  biçimiyle “kendini farkındalığı” sorunsalı eğitimimizin felsefesinin oluşumunu da derinden etkileyen temel husustur. Son zamanlarda toplumumuzun her alanında yaşamış olduğu yozlaşmalar ve kopuşların temelinde de bu kendini “ne olarak ve nerede algılayışının” ve “kendi farkındalık” seviyemizin eksik ya da bazen hiç olmayışından kaynaklandığı tartışma konusu olmalıdır.  

Türk eğitim sisteminin dayandığı felsefi düşünceyi açıklamadan önce, batı felsefi düşüncesi içinde gelişen bazı eğitim felsefesi akımlarının açıklanmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

            1. İdealizm:İdealizm gerçekliğin temelini, düşünsel, ruhsal/tinsel ve idea gibi kavramlarla kuran bir felsefe olarak tanımlanabilir.  İdealistlere göre gerçek fikirdir, düşüncedir, ruhtur. Madde onun bir yan ürünüdür. Evrenin kanunları insanın entelektüel ve moral tabiatı ile uyum halindedir. İdealist felsefeye göre eğitim, insan aklının ve insanın zihinsel süreçlerinin geliştirilmesidir. Buna göre entelektüel eğitim ön plandadır. Eğitim, kavramlar ve değişmez gerçekler üzerine kurulmalıdır. Öğrencinin, olay ve olgulara sistematik bir bütünlük içinde bakabilmesi, parça-bütün ilişkisini kurabilmesi öğretilmelidir.

Eğitimin amacı ruhsal olan gerçekliğe ulaşmak, onunla bütünleşmektir. Çocukları duyulara dayanan gözlemsel bilgilerle donatmak, onlara günlük yaşamlarında geçerli davranış ve beceriler kazandırmak bu amaç bakımından geçersizdir. Okul programı asıl gerçekliği ve ona ilişkin metafizik bilgiyi yansıtmalı, evrensel değerleri kapsamalıdır. Eğitim çocuğa kendini ve evreni akıl ya da sezgi yoluyla kavrama gücünü sağladığı oranda başarılı olabilir. (Felsefe, Mantık, Ahlak, Din, Tarih, Edebiyat )bu amaç için en etkili araçlardır. Eğitim sürecinde çocuğun deneyimi, ilgisi ve bireysel özelliği söz konusu değildir. Önemli olan irade disiplinidir.

Öğrencinin, klasik eserler ve sanatkârlarla karşı karşıya getirilmesi, onlarda dile getirilen evrensel özellik ve değerleri tanıması, onları taklit etmeye çalışması önemli görülür.

Eğitim, bireyi, iyi, doğru ve güzele teşvik etmeli, doğuştan getirdiği bazı yetenekleri ortaya çıkarmalıdır. Okulda kültürel miras aktarılmalı, değerlerin öğretilmesine önem verilmelidir. Öğretmen, kültürel değerleri temsil eden iyi bir model olmalıdır. “Konu merkezli” eğitim anlayışı temel alınıp öğretimde en uygun yöntem olarak “sokratik tartışmaya” yer verilmelidir. Değerler, zaman ve mekâna bağlı olmaksızın mutlak ve değişmez olduğundan eğitim de bu değişmez değerler üzerine kurulmalıdır.

İdealizm de geleneksel yargı ve değerleri eleştirme, yeni arayışlar içine girme, otoriteye karşı çıkma özgürlüğü yoktur. İdealist eğitim temelde totaliter niteliktedir. (Arslan, 2007)

2. Realizm:İdealizme karşıt bir görüştür; dış dünyanın algılarımızdan bağımsız olarak var olduğu savına dayanır. Realist felsefede eğitim, yaşamın içerisinde ve nesnel düzlemde yer almaktadır. İdealist felsefede olduğu gibi idealize edilen bir yaşam yoktur. Realistlere göre insan, gerçeğin bilgisine aklıyla ulaşabildiği için eğitimin amacı insan aklını geliştirmek olmalıdır. Gerçek bilgi, doğruluğu gözlem ve deneyle kazanılan bilgi olduğundan insan gerçek bilgiye aklını ve duyularını kullanarak ulaşabilir. Böylece gerçeğin yasaları keşfedilir, evrenin yapı ve işleyişi açıklanabilir. Eğitim insan yeteneklerini geliştirerek, onları mutlu kılmayı gerçekleştirmelidir. Eğitim, yeni kuşaklara kültürel mirası aktarmalı ve onları toplumsallaştırmalıdır. Okulun görevi, öğrencilere bilgi aktarmak, zihinsel gelişimini sağlamak ve araştırmaya teşvik etmektir. Öğretmen, konu alanında ve konu alanının diğer alanlarla olan ilişkisinde yeterince uzman olmalı, öğrencilere gerçeği bulmalarında rehber vazifesi üstlenmelidir.  Anlatım, tartışma, gözlem ve deney gibi yöntemleri kullanarak, öğrencilerin geçmiş yaşantılarını ve yeteneklerinin sınırlarını bilerek ders anlatmalıdır. Realizme göre öğretimin üç temel öğesi bulunmaktadır. Bunlar; öğretmen, öğrenci ve kazandırılacak bilgi ve becerilerdir.

3. Pragmatizm (Başarıcılık, Faydacılık): İdealizm ve Realizm’in çıkış yeri Eski Yunan dünyası iken, Pragmatizm 20. yüzyılda Amerika’da ortaya çıkmıştır. Pragmatistler (Faydacılar) doğrunun insan yaşantısından (Deneyimlerinden) kaynaklanan deneysel bir olgu olduğunu ileri sürerler.

Pragmatizm esas itibarı ile Amerikalı felsefeci John Dewey’in deneyci düşünce sistemi üzerine kurulmuştur. Pragmatizm yararcılık-faydacılık diye anılmakla birlikte, deneycilik, aletçilik, işlevselcilik gibi kavramlarla da ilişkilendirilmiştir.

Pragmatizme göre dünya devamlı değişmektedir ve gerçeğin özü değişmedir. Buna göre değişmez bir gerçekten söz edilemez. Gerçek, insanın deneyimlerinin ürünüdür. Değerler ve ahlaki ilkeler deneyim zamanına, topluma ve kültüre göre değişir. İşte eğitim sürekli değişen bu çevre koşullarına, insanın “uyum”unu sağlamaktadır/sağlamalıdır.

Dewey’in deneyciliğinde anahtar kavram olan deney-tecrübe, birey ile çevresi arasında etkileşimi ve ilişkiyi anlatmaktadır. Çevreyle etkileşimlerimiz ve her deneysel yaşantı deneyimimizi arttırır. Dewey'e göre, eğitim süreci çocuğun ilgi alanlarını dikkate almalı ve bunların üzerine kurulmalıdır. Bu süreç, çocuğun sınıf içi deneyiminde, düşünme ile iş yapma etkinliklerinin karşılıklı etkileşimine imkân sağlamalıdır.

Pragmatizm’e göre bilgi insanın doğal ve sosyal çevresinin etkileşimi sonucu yaşantılar yoluyla elde edilir. Eğitim hayat içindir. Eğitimin konuları hayattan seçilmelidir. Bilgi bilimsel yöntem ile elde edilebilir.

Eğitim öğrenci merkezli olarak yürütülürken, öğretmen öğrenmeyi kontrol etmekten çok, yol gösterici rehber olmalıdır. Eğitim programları öğrencilerin ilgi, ihtiyaç, yetenek ve hazır bulunuş düzeyine göre düzenlenmelidir. Öğrenme yaparak yaşayarak oluşturulmalıdır. Eğitimin araştırma özgürlüğünün olduğu demokratik ortamda daha etkili yapılacaktır. (Tozlu, 2003)

4. Naturalizm: Realizmle yakından ilişkili olmakla birlikte ayrı bir felsefi akım olarak gelişen ve temeli çok eski çağlara dayanan natüralizm, fiziksel dünyanın dışında bir gerçekliğin olmadığını savunur. Natüralizm’e göre insanoğlu doğanın bir ürünüdür. Bu nedenle insan ve doğa arasındaki uyum ve ilişkilere önem verir. Bu akım materyalist felsefeyle de özdeşleştirilmekte ve metafiziğe karşı çıkmaktadır.Doğa, doğrunun, insan yaşantısının ve deneyimlerinin kaynağıdır. Bu nedenle doğa kanunlarının topluma, ekonomiye, siyasete ve eğitime uygulanması gerekir.

Natüralist felsefeye göre eğitim, insanları, insan doğasının gerektirdiği şekilde ve bu doğaya uygun bir yaşam doğrultusunda yetiştirmelidir. J.J. Rousseau ve Pestallozzi bu felsefenin eğitimle ilgili görüşlerini savunmuşlardır.

Eğitim öğrenci merkezli ve demokratik olmalıdır. Öğrenciler, bizzat yaparak yaşayarak öğrenmeli, doğal ortamda karşılaştığı problemleri yine kendi çözmeli, duyularını geliştirmeli, çevresiyle etkileşerek hayatını düzenlemelidir.

Öğrenme kişinin ilgi ve yeteneklerine göre düzenlenmelidir. Öğretmen bilgi aktaran, ezberleten değil, doğal ortamda bilgi için fırsatlar yaratan olmalıdır. Öğrencilerin çevreyle etkileşimini sağlayarak öğrenmeyi gerçekleştirilmelidir. Öğretmen öğrenciyi zorlamamalıdır, çünkü insan öğrenmeye hazır olduğu zaman öğrenir. Öğrenciye hazır bilgi sunulmamalı, bilgiyi keşfetmesine imkân sağlayacak yöntemler kullanılmalıdır.

   2.2.2. Eğitim Akımları

1. Daimicilik (Prennialism):Bu akımın temelinde “klasik realizm” yatar. Bu eğitim görüşünü aynı zamanda idealistlerin birçoğu da destekler. Eğitimin evrensel nitelikteki belli gerçeklere göre şekillendirilmesi üzerinde dururlar. Bunlara göre insanın doğası ve ahlaki ilkeler değişmez. İnsanların bu değişmez ebedi gerçeklere göre yetiştirilmesi gerekir. Eğitim sağlam ve doğru karakterli insan tipi yetiştirme işiyle meşgul olmalıdır. İnsan doğasının en iyi yanı “akıl”dır. Bu nedenle, eğitimde insan zihninin gelişmesine (entelektüel eğitime) önem verilmesi gerekir.

İlkeleri:

1- Değişmeyen, evrensel bir eğitim.

2- Entelektüel eğitim.

İnsanın en önemli özelliği düşünme yeteneğidir. İnsan kendini akıllıca yönetebilecek şekilde yetiştirilmelidir. İnsan hem akıllıca bir yaşam, hem de özgürlüğünün sorumluluğunu taşıyabilmesi için eğitilme durumundadır. Uygar insanda özgürlük ve sorumluluk birbirini tamamlar.

3- Evrensel ve ebedi (değişmez) gerçeğe uyum için eğitim. Eğitimde amaç, insanların dünyanın durumlarına uymalarını değil, değişmez gerçeklere (ideallere) uymalarını sağlamaktır. Gerçek değişmez, her yerde aynıdır. Öyleyse eğitim de her yerde aynı olmalıdır. İnsanlar mutlak gerçekleri öğrendikleri ve ona uyum sağladıkları takdirde toplumda iyileşme olur.

4- Eğitim hayatın bir kopyası (taklidi) değil, ona hazırlıktır. Daimicilere göre, okullar hiçbir zaman gerçek hayatın bir kopyası veya toplumun bir benzeri olamaz. Okulun amacı, insan zihnini geliştirmek olmalıdır. Daimiciler “eğitim hayata hazırlıktır” derken, öğrencinin kültürel mirası ve değerleri benimsemesi, bu surette değerlerinin farkında olunmasının sağlanması ve onların gelişimine katkıda bulunması olarak yorumlamaktadırlar. Okulun temel işlevi kültürü etkili bir şekilde yeni kuşaklara aktarmaktır.

5- Çocuk ve gençlere dünyanın hem manevi hem de maddi gerçeklerini tanıtacak bilgiler verilmelidir.  Çocuklara belli zamanlarda önemli olan bilgiler yerine her zaman her yerde ve her yaşta geçerli bilgi ve değerler kazandırılmalıdır. Bu geçerli bilgi ve değerler ise sırasıyla, beşeri bilimler, matematik, felsefe, mantık ve tabii bilimlerde bulunur.

6- Büyük kitaplar (klasik eserler) eğitimi. Öğrencilere evrensel sorunlar ve insanlığın üstün nitelikteki dilek ve istekleri edebiyatta, felsefede, tarih ve tabii bilimlerde geliştirilmiş olan eserler yoluyla öğretilmelidir. İnsan doğasının evrenselliği ve insan aklının en iyi ve en güzel eserleri klasik yapıtlarda örneklendirilmiştir. Eğitimde bunlara ağırlık verilmelidir.

2. Esasicilik (Essentialism):Esasicilik bir felsefeye bağlı olmaktan çok doğrudan doğruya bir eğitim hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Birçok felsefi sistem ve görüşle uyum halindedir. Esasiciler daha çok programların konu alanı üzerinde durur ve zamanın tecrübesinden geçmiş kalıcı temel konuların ve değerlerin seçimine önem verirler. Öğretmen otoritesinin sınıfta yeniden oturtulmasını savunurlar.

Bu görüşe göre geçmişten gelen temel bilgi ve değerlerin önemli yanları korunup yeni kuşaklara öğretilirse, yeni kuşaklar geçmişin başarıları üstüne daha mükemmel bir uygarlık yaratabilirler. Esasiciler okul programlarının geliştirilmesinde ağırlığı konu alanına verirler. Konu alanının merkez alındığı programlar bu görüşün ürünüdür. İlerlemecileri öğrenciye verdikleri serbestlik ve programda öğrenci ilgisine verdikleri aşırı önemden dolayı eleştirirler.

İlkeleri:

1- İnsan, sosyal ve kültürel bir varlık olup, doğuştan kafası boştur, hiçbir bilgiye sahip değildir.

2- Eğitimin temel işlevi, insanın kültürünün temel öğelerini, özünü korumak ve bunları gelecek kuşaklara aktarmak ve topluma uyumu sağlamaktır.

3- Öğrenmenin doğasında, çok ve sıkı çalışma ve çoğu zaman zorlanma / zorlama vardır.

4- Öğrenme zorlu ve çok çalışmayı gerektirir. Disiplin eğitimde çok önemli bir yer tutar. Bu nedenle öğrenciye “kendisini disiplin altına alma “ öğretilmelidir. Öğrencilere başlangıçta bazı şeyleri öğretmek zor gelebilir. Bu güçlükler disiplin içinde çözümlenebilir.

5- Eğitimde ve öğretimde “girişim” öğrenciden çok öğretmende olmalıdır. Bu nedenle öğretmen duygusal ve entelektüel yönden ehliyetli ve sınıfta lider olacak şekilde yetiştirilmelidir.

6- Eğitim sürecinin özünü “Konu Alanı”nın çok iyi özümlenmesi oluşturur. Esasicilere göre, tarihin süzgecinden geçmiş temel bilgiler çocukluğun kendi tecrübelerinden daha önemlidir. Programların çekirdeğini oluşturan teorik dersler, tarih, matematik, fen ve yabancı dillerdir.

7- Okulda zihinsel disiplin yaklaşımının geleneksel yöntemleri kullanılmalıdır. İlerlemecilerin önem verdikleri “problem çözme” yeteneği her konuya uygulanamaz. İnsanlığın süzgecinden geçen temel bilgiler soyut niteliktedir. Bunları pratik problemlere uygulamak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle genel kavramların geliştirilmesi ve hayatın bütününü kavratacak şekilde bir öğretimin yapılabilmesi için soyut düşünme, alıştırma ve ezberleme yöntemleri kullanılmalıdır.

            3. İlerlemecilik (Progressivism): Pragmatik (faydacı) felsefenin eğitime uygulanışıdır. Pragmatik felsefe değişmeyi gerçeğinin esası olarak görür. Bu nedenle de eğitimin sürekli bir gelişim içinde olduğu öne sürülür. Eğitimciler yeni bilgi ve çevredeki değişmeler ışığında politika ve yöntemlerini ayarlamaya hazır olmalıdır. İlerlemeciler geleneksel eğitimin katı disipline dayalı, öğretmen merkezli, edilgen insan yetiştirme anlayışına karşı çıkmakta, toplum dışı dünyaya ve değişmez gerçeklere uyumdan çok, değişiklikleri ve günlük yaşamdaki çeşitlilikleri anlamanın gerekliliğini savunmaktadır.

İlkeleri:

1. Eğitim aktif ve çocuğun ilgilerine göre olmalıdır.  İlerlemeciler, çocuğun bir bütün olarak görülmesi gerektiğini kabul ederler. Buna dayalı olarak çocuğun merkezde olduğu bir eğitim düzeni önem taşır. Çocuklar ilgi, kapasite ve özelliklerine uygun bir eğitim programı içinde yetişmelidir.

2. Öğrenmede “problem çözme” yöntemi esas alınmalıdır. İlerlemeci eğitim görüşünde bilginin soyut olarak elde edilmesi ve bilginin öğretmen tarafından çocukları zihinlerine doldurulması görüşü yer almaz. Bilgi önemli ve anlamlı ise, insanlar o bilgi ile bir şeyler yapabilmelidir. Bilgi etkileşim içinde aktif olarak kazanılmalı ve çocuğun ilgilerine bağlı olarak öğrenilmelidir.

Problem çözme bilgi edinmede esastır. Bilgi yaşantı edinmede, yaşantıları geliştirmede ve yeniden düzenlemede bir araçtır. Bu açıdan problem çözme, kritik düşünme ve daha önce öğrenilmişlerin yeniden geliştirilmesini içerir.

3.  Okul yaşama hazırlık olmaktan çok, yaşamın kendisi olmalıdır. Okul, çocukların eleştirici güçlerini kullanarak yaşadıkları bir yer olmalıdır. Okulda çocuğa uygun öğretim ortamları hazırlanırken, hayatında karşılaşacağı durumlara yer verilmelidir.

4. Öğretmenin görevi yönetmek değil, rehberlik etmektir. Çocuklar kendi gelişimlerini kendileri plânlamalı, öğretmen de bu durumda onlara rehberlik etmelidir. Öğretmen, öğretme ortamını hazırlayıcısı, yol göstereni ve koordinatörüdür. Otoritenin tek kaynağı olarak görülmemelidir.

5. Okul, öğrencileri yarışmadan çok, işbirliğine özendirmeli ve yöneltmelidir. Uygar bir yaşam için eğitim bir gurup yaşantısı olmalıdır.

6. Demokratik eğitim ortamı; bunun için de okulda, öğrencilerin kendi kendilerini yöneltmelerine, fikirlerin serbestçe tartışılmasına, okul faaliyetlerinin öğrencilerle birlikte plânlanmasına ve herkesin eğitim yaşantısı sürecine katılmasına imkân sağlanmalıdır. İlerlemeciler, bireyin dinamik yönüne ağırlık getirerek, onun grup sürecine katılarak, bilimsel yöntemleri kullanarak kendi kendisini gerçekleştirmesine önem vermektedir.

4. Yeniden Kurmacılık (Re-Constructionism):Bu eğitim akımı ilerlemecilik akımının bir devamıdır. Son gelişen akımlardan biridir. Akımın dayandığı felsefe “pragmatizm” dir. John Dewey, Isaac Bergson, T. Brameld temsilcilerindendir. Bunlara göre eğitim açık seçik bir sosyal reform hareketi geliştirmede önemli araçlardan biridir. Eğitim yeni bir toplumsal düzen (social order) yaratmaya girişmelidir. Toplumsal değişmede temel sorumluluk okullarda, esas güç ise öğretmenlerdedir.

Okul yeni bir toplumsal gelişmeye imkân verecek biçimde geleceğe yönelik olmalı ve toplumda yapılması gereken sosyal reformların gereğine toplumu inandırmalı ve onları eğitmelidir.

Yaşam sadece yaşanan an değildir, geleceği de içine alır. Yaşam sürekli değiştiğinden insan her an onu yeniden kurmak zorundadır. Toplumun ve dünyanın gelecekte karşılaşacağı sorunlara eğitimde önem verilmelidir. Dünyayı paylaşan ülkeler arasında ve içinde ırk, din, cinsiyet, gibi ayrımlar yapılmamalı, eğitimin hedefi sevgi, barış, hoşgörü ve mutluluk sağlama gibi güçlü ve tutarlı değerlere dayalı bir dünya uygarlığı kurma olmalıdır.

Eğitimin amacı toplumu yeniden düzenlemek ve toplumda gerçek demokrasiyi yerleştirmek olarak kabul edilmektedir.

Bu akımın önemli özelliği, eğitimin davranış bilimlerinin bulgularına dayalı olarak toplumu yeniden inşa edeceğine inanılmasıdır.

 5. Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm -Existantialism):Bu akımın dayandığı felsefe varoluşçuluktur. /J.P.Sartre Varoluşçular insana önem verirler. Varoluş özden önce gelir. İnsan hayatı süresince ne yapacağı hakkında kararı kendisi vermelidir. Her insan kendisinden, kendi değer yargılarından sorumludur. Bu felsefenin eğitime getirmek istediği unsur “İnsan Özgürlüğü”dür. Eğitim, kişinin kendi gerçek özellikleriyle tanımasına imkân vermelidir. Okul programları “ kişiliklerin gelişmesine” yardımcı olmalıdır. Öğretmenin görevi kişinin kendisini tanımasına yardımcı olmaktır. Öğretimde kişiye değişik seçenekler vererek, doğruyu bulma ve kendi gerçeklerini seçme fırsatı verilmelidir. Eğitimde en uygun yöntem sokratik tartışmadır. Ancak öğretmen tarafsız olmalı, kendi doğrularını ve değerlerini kesinlikle öğrenciye zorla benimsetmeye kalkmamalıdır. (Erçetin, 2004)

6. Hümanizm:Hümanist felsefe de asıl olan insandır. “İnsanlık sevgisini, insanın yüceliğini amaç ve olgunluk sayan bir öğretidir”. İnsan kendi başına anlamlı yeterli bir bütündür. Asıl olan insanın ilgileri değerleri ve ihtiyaçlarıdır.Hümanizme göre, insanlar diğer canlılar gibi mekanik davranışlar sergilemezler. Yani her zaman kasıtlı ve değerli davranışlar sergilemeyebilirler.  İnsanı bir bütün olarak anlamak gerektiğine inanırlar. İnsanlar hayat boyu yaşadıkları tecrübelerle içinde bulundukları çevre ve sahip oldukları özel ilgi ve motivasyonla bir bütündür.

Hümanistik eğitim anlayışının felsefi temellerini Abraham Maslow ve Carl Rogers’ın attığı söylenmektedir. İlerlemeci eğitim anlayışı ile Hümanist eğitim anlayışı benzer özellikler taşımaktadırlar. Blumfeld (1993) ilerlemeci eğitimle hümanist eğitimin aynı olduğunu söylemektedir.  Ancak birçok eğitimci için ilerlemeci ve hümanist eğitim anlayışı benzer nitelikler taşısa da aynı değildir.

Gage ve Berliner’e göre hümanistik eğitim anlayışında beş temel hedef vardır.

-          Kişisel yönlendirme ve bağımsızlığı teşvik.

-          Ne öğrenilmesi gerektiğini seçme sorumluluğunun verilmesi.

-          Yaratıcılığın geliştirilmesi.

-          Şüphecilik.

-          Sanatsal bir yön.

            Hümanistik yaklaşımın yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için eğitim programlarına koyduğu ilkeler şunlardır;

-          Tam bağımsız birey yetiştirmek amaçlanır. Öğrenciler sadece birer numara değil birer bireydir.

-          Zorlama ve direktif yoktur, ilgi ve saygı vardır.

-          Öğrenci aktif olmaya özendirilir ve kendi tercihlerini yapmalarına teşvik edilir.

-          Öğrenciler öğrenmek istedikleri ve ihtiyaç duydukları şeyleri en iyi öğrenirler.

-          Nasıl öğrenileceğini bilmek çok miktarda bilgi almaktan daha değerlidir.

-          Öğretim öğrencinin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını temel almalıdır.

-          Kuralları, kaynakları ve uygulamaları öğrenci belirlemelidir.

-          Düşüncede çeşitlilik ödüllendirilir.

-          Öğrenci başarısı için en anlamlı değerlendirme öğrencinin öz değerlendirmesidir.

-          Duygular da gerçekler kadar önemlidir.

-          Tehdit edici olmayan ortamlarda öğrenciler daha iyi öğrenirler.

Hümanist teorinin öğretim ilkeleri arasında öğrenci merkezli olması, sosyal bir kişilik gelişiminin esas olması, performans temelli, test ve sınav ağırlıklı eğitim anlayışına karşı olması, buluş yoluyla öğrenme ve öğrencilerin duygu ve kişisel tercihlerine saygı duyulması ön plana çıkmaktadır.

Hümanist anlayışın üç temel özelliği;

1. Müfredatın içeriği açısından: Eğitim programının öğrencilerin gerçek hayatıyla ilgili konulardan oluşmuş olması.

2.Müfredatın işlenişi bakımından: Bilişsel, duyuşsal anlamda tüm öğrenci odaklı olması

3. Okul ve grup yapısı bakımından: Zamanlama ve okul çevresini hümanist öğretimi ve bireysel sınıfları destekleyecek şekilde düzenlenmesidir.

Hümanist eğitim anlayışı okul bazında açık sınıf ve alternatif değerlendirme yöntemlerini ön plana çıkarırken; sınıf bazında ise etkinlikler, müfredat, sosyal ve düşünsel beceriler öğrenci merkezlidir. Hümanist eğitim anlayışında yarışma yoktur, işbirliği teşvik edilir, müfredat sınırlılığı yoktur, öğrenci merkezlidir, katı zamanlama yoktur.

Hümanistik anlayış için iyi öğretmen; her fırsatta öğrencilerin katılacakları etkinlik ve alacakları rolleri kendi seçmeleri için imkân veren, öğrencilerin gerçekçi amaçlar belirleyebilmeyi öğrenmesine yardım eden, sosyal ve duyuşsal becerileri geliştirmek için öğrencilerin grup çalışmasına ve işbirliği içinde öğrenmeye teşvik eden, uygun olduğunda grup tartışmalarına imkân veren ve sadece yönlendirici olarak görev yapan, güçlendirmek istediği davranış, inanç ve huylar için rol modeli olan, öğrencilerin duyguları konusunda duyarlı olan, öğretimle ilgili öğrenci görüşlerini alan övgüde bulunan ve tebessüm etmeyi ihmal etmeyen öğretmendir.

2.2.3. YAPILANDIRMACI-Oluşturmacı- ÖĞRENME KURAMI

            Türkçe kaynaklara baktığımızda constructivism kavramıyla ilgili bir uzlaşmanın henüz gerçekleşmemiş olduğunu görmekteyiz. Kimi araştırmacılar constructivism kavramına karşılık oluşturmacılık terimini kullanırken kimileri de yapılandırmacılık ve hatta yapısalcılık, yapıcılık inşacılık, kurgulamacılık ve hatta birden fazla terimi bir arada (yapısalcı-oluşturmacılık gibi) önermektedir (Can; 2004).

            Yapılandırmacılık Nedir?

Sürekli değişim içinde bulunan dünya, yenilikleri ve gelişmeyi kavrayan, bunun yanında kendi üzerine düşen görevlerin de farkında olan bireylere ihtiyaç duymaktadır. Bir toplumun çağdaş toplumlar düzeyine ulaşması için; bilgilerin, inançların ve duyguların bireylere doğrudan aktarılması yeterli değildir. (Şaşan) Yeni bilgiler önceden yapılanmış bilgilerin üzerine bina edilir. Yapılandırmacı öğrenme, var olanlarla yeni olan öğrenmeler arasında bağ kurma ve her yeni bilgiyi var olanlarla bütünleştirme sürecidir.

Temel Varsayım ve İlkeleri:

1.Öğrenme aktif bir süreçtir: Öğrenme, öğrencinin çevresi ile sürekli meşgul olmasını gerektirir.

2.İnsanlar öğrenirken, öğrenmeyi öğrenir: Öğrenme hem anlam yapılandırmayı, hem de anlama sistemlerinin yapılandırılmasını içerir.

3.Anlam oluşturmanın en önemli eylemi zihinseldir: Öğrenmede bedensel hareketler, deneyimler gereklidir; ancak yeterli değildir; zihinsel etkinliklere mutlaka ihtiyaç vardır.

4.Öğrenme ve dil iç içedir: Kullandığımız dil öğrenmeyi etkiler.

5.Öğrenme sosyal bir etkinliktir: Diğerleri ile etkileşim öğrenmemizde önemli yer tutar.

6.Öğrenme yaşantımızla bağlantılıdır: Bilgilerimiz, inançlarımız, korkularımız, değer yargılarımız öğrenmelerimizi etkiler.

7.Öğrenmek için önceki bilgimize ihtiyaç vardır: Yeni bilgi, önceki bilgilerin üzerine inşa edilerek oluşturulan yapılarla kazanılır, özümsenir.

8.Öğrenme için zamana gerek vardır: Anlamlı öğrenme için fikirlerin yeniden gözden geçirilmesi, onlarla oynama, kullanma söz konusudur. Bu işlemler de zaman ister.

9.“Motivasyon” öğrenmede anahtar öğedir: Motivasyon, sadece öğrenmeye yardım etmez, aynı zamanda gerekliliktir.

Günümüzde bireylerden, bilgi tüketmekten çok bilgi üretmeleri beklenmektedir. Çağdaş dünyanın kabul ettiği birey, kendisine aktarılan bilgileri aynen kabul eden, yönlendirilmeyi ve biçimlendirilmeyi bekleyen değil, bilgiyi yorumlayarak anlamın yaratılması sürecine etkin olarak katılanlardır (Yıldırım ve Şimşek, 1999).

Bilgini doğası ve öğrenme, yapılandırmacılığın temel dayanağı olmuştur. Yapılandırmacılık, öğretimle ilgili bir kuram değil, bilgi ve öğrenme ile ilgili bir kuramdır. Bu kuram bilgiyi temelden kurmaya dayanır (Demirel; 2000) Özünde, öğrenenin bilgiyi yapılandırması ve uygulamaya koyması vardır.

Öğrenenlerin bilgiyi nasıl öğrendiklerine ilişkin bir kuram olarak gelişmeye başlayan yapılandırmacılık zamanla öğrenenlerin bilgiyi nasıl yapılandırdıklarına ilişkin bir yaklaşım halini almıştır. Yapılandırmacılıkta bilginin tekrarı değil, bilginin transferi ve yeniden yapılandırılması söz konusudur.

Alışılmış yöntemde öğretmen bilgiyi verebilir ya da öğrenenler bilgiyi kitaplardan veya başka kaynaklardan edinebilirler. Ama bilgiyi algılamak, bilgiyi yapılandırmak ile eş anlamlı değildir Öğrenen, yeni bir bilgi ile karşılaştığında, dünyayı tanımlama ve açıklama için önceden oluşturduğu kurallarını kullanır veya algıladığı bilgiyi açıklamak için yeni kurallar oluşturur. Bir başka deyişle yapılandırmacılık çevre ile insan beyni arasında güçlü bir bağ kurmadır.

Yapılandırmacı öğrenmede temele alınanlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1.Bilgiyi araştırma, yorumlama ve analiz etme.

2.Bilgiyi ve düşündürme sürecini geliştirme.

3.Geçmişteki yaşantılarla yeni yaşantıları bütünleştirme.

Öğrenenin etkin rol aldığı yapılandırmacı öğrenmede sadece okumak ve dinlemek yerine tartışma, fikirleri savunma, hipotez kurma, sorgulama ve fikirleri paylaşma gibi öğrenme sürecine etkin katılım yoluyla öğrenme gerçekleştirir. Bireylerin etkileşimi önemlidir. Öğrenenler, bilgiyi olduğu gibi kabul etmezler, bilgiyi yaratır ya da tekrar keşfederler (Perkins, 1999 Akt: Şaşan).

Her kazanılan bilgi bir sonraki bilgiyi yapılandırmaya zemin hazırlar. Çünkü yeni bilgiler önceden yapılanmış bilgiler üzerine bina edilir. Böylece yapılandırmacı öğrenme var olanlarla yeni olan öğrenmeler arasında bağ kurma ve her yeni bilgiyi var olanlarla bütünleştirme sürecidir. Ancak bu süreç, sadece bilgilerin üst üste yığılması olarak algılanmamalıdır. Birey bilgiyi gerçekten yapılandırmışsa kendi yorumunu yapacak ve bilgiyi temelden kuracaktır. Yapılandırmacılık, bilginin biriktirilmesi ve ezberlenmesi değil, düşünme ve analiz etme ile ilgilidir. (Tunçer, 2010, s:405-406) 

2.3. TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNİN FELSEFESİ TEMELLERİ

Türk eğitim sisteminde ortak kabul gören belirli bir eğitim felsefesinden söz etmek güçtür. Türkiye, Osmanlı devletinden devralınan kültürel miras ve insan unsuru üzerine kurulmuş olup, tarihsel bir arka planı vardır. Osmanlı Devleti, yenileşme hareketlerinden itibaren eğitimde de bir takım arayışlar içine girmiştir. Özellikle Tanzimat’tan sonra yaşanan doğu-batı çatışması, toplumsal yaşamın her alanında ve her kesiminde etkili olmuştur. Bir taraftan geleneği koruma ve sürdürme, diğer taraftan batılılaşma ve çağdaşlaşma amacı güdülmüştür. Tanzimat’tan sonra, Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık gibi adlar altında gelişen siyaset ve fikir akımları olmuştur. Bunların içinde de farklı eğilimler ve bunları uzlaştırmaya, sentez yapmaya ( Türk-İslam Sentezi, Doğu-Batı Sentezi) dönük çabalar olmuştur. Bunlar, eğitim anlayışlarına ve tartışmalarına da yansımıştır.

Cumhuriyetten sonra da bu tartışmalar devam etmiştir. Bu dönemde batıdan bazı uzmanlar (John DEWEY, KUHNE, A. MALCHE gibi) davet edilmiş, Türk eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmiş, Ziya GÖKALP, İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU gibi bazı eğitimciler eğitimle ilgili görüşler ileri sürmüş, batılı ülkelerde gelişen eğitim ve okulla ilgili bazı görüşler ve akımlar, Türkiye’de de taraftarlar bulmuştur.

Bugünkü Türk eğitim sisteminin temelleri, Cumhuriyetten sonra atılmıştır ve bu temelde İlerlemeci eğitim akımının etkileri olmuştur. Cumhuriyetten sonra eğitimde demokrasi, laiklik, millilik, bilimsellik, sosyal adalet, fırsat ve imkân eşitliği vb. ilkeler geliştirilmiştir. Daha çok da sentezci bir çizgi izlenerek eğitimin çağdaş ve milli olmasına önem verilmiştir. Ama uzun bir süre amaçlanan sentez bir türlü gerçekleşememiş, konu ve öğretmen merkezli, ezberci geleneksel eğitimin etkileri baskın bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Eğitimle ilgili tartışmalar, daha çok da ideolojik tartışmalar biçiminde süregelmiştir.

Türk eğitim sisteminin genel amaçları incelendiğinde, yetiştirilmesi öngörülen insan tipinin, bir taraftan gelenek, ulusal değerler ve ulusal kültüre bağlı olması, diğer taraftan da değişme ve yeniliklere açık olması beklenmektedir. Bunun yanında, yetiştirilecek bireylerin toplumun genel çıkarlarını gözetmesi, eğitimle toplumsal birlik ve bütünleşmenin sağlanması, diğer taraftan da bireylerin bireysel gelişimlerinin sağlanması öngörülmektedir. Böylece eğitimin toplumsal boyutu ile bireysel boyutu arasında bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla eğitimin dayandığı felsefenin de yukarıda açıklanmaya çalışılan bazı eğitim felsefelerinin bir sentezine dayandığı söylenebilir.

1962 yılında toplanan 7. Milli Eğitim Şurasında görüşülen “Milli Eğitimin Temel İlkeleri”, 1973 yılında 1739 sayılı  “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile gerçekleşmiştir. Bu kanun temel ilkeleri tespit etmekten başka milli eğitim sisteminin genel yapısını, okul öncesi eğitim, orta öğretim, yüksek öğretim olarak önermekte, temel eğitimi 8 yıl olarak düzenlemekte, orta öğretimde çok amaçlı liselerin kurulması öngörülmektedir. Temel eğitim kanununun getirdiği en önemli yenilik ise hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının “yükseköğrenim görmelerinin” esas olarak alınmasıdır.

1924 yılından beri Türkiye’ye birçok yabancı eğitimciler çağrılmış ve bunlardan Tablo 1’de gösterilen alanlarda Türk eğitim sisteminin aksayan yönleri ve yapılması gereken şeyler konusunda rapor vermeleri istenmiştir.

2180
0
0
Yorum Yaz